Alexa
Medya Siyaset

10 Kasım

Ben Gerektiği Zaman, En Büyük Hediyem Olmak Üzere, Türk Milletine Canımı Vereceğim. ( Mustafa Kemal Atatürk )

10 Kasım

10 Kasım

Büyük insanların hayattan kopuşu, ulu ağaçların topraktan sökülüşü gibi, çetin, heybetli, direnişli olur. Çünkü ulu ağaçların, köklerini toprağın derinliklerine yaymaları gibi, büyük insanlar da, ihtirasları, çabaları, zaferleri ile toplumun yapısına derinliğine işlemişlerdir. Onlar hayata, bizim anladığımızdan daha başka haklar ve ihtiraslarla bağlıdırlar.
( Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam C. III. S.507 )

Bugün 10 Kasım 2017
Bu satırları 79 yıldır yetim kalmış bir milletin ferdi olarak kaleme alıyorum.
Sadece benim için değil, bütün bir millet ve mazlum uluslar için en büyük matem günü.
Çünkü bugün, dünya tarihine gelmiş en büyük adamın ölüm yıldönümü..
Yalnız milleti için değil, bütün mazlum milletler için timsal olmuş bir adamın ölümü.

Eğer tedavisi zamanında başlasaydı, düzenli yaşama alışkanlığı edinebilseydi, belki rejim yapabilseydi, aramızda bir süre daha olabilir miydi bilemiyorum ?
Tek bildiğim ağır komalara, çektiği nefes darlığına, vücudunu içinden eriten hastalığına rağmen, hala çalışma, saatlerce kafa yorma alışkanlıklarını bırakabilmiş değildi. Son günlerinde dahi aklı Hatay meselesindeydi. Ekim ayında Ali Fuat Paşa ile son görüşmelerinde bile, yakında çıkması muhtemel olan II. Cihan harbi hakkında paşayı uyarmış ve bir an önce iyileşip, hazırlıklara başlaması gerektiğini anlatmıştı.
O yorulmak nedir bilmezdi. Hiçbir doktor tavsiyesi, hiçbir arkadaş uyarısı onun nazarında geçerli değildi. Büyütülecek bir şey yoktu, bir an önce iyileşip, devlet işlerine dönmek gerekiyordu.
Mevlevi Çelebisi, Velet Çelebi onun için ‘’ O bir kaplandı… Kaplana gem vurulamaz ‘’ demişti.

Daha 1930- 1935 yıllarında hastalığı kendini belli etmeye başlamıştı. Ama bu,  çeşitli sebeplere bağlanarak, tedavi ve ilaçlar yardımı ile atlatıldı.
Ancak Atatürk artık, içine dönük bir adamdı. Eski neşesini kaybetmişti. Halkın içinde çok az görülür olmuştu. Falih Rıfkı Atay, Çankaya eserinde bu durumu şöyle naklediyordu ‘’ Ben bir aralık: Atatürk, dedim, cumhurreisi olmazdan önce halk ile temas ediyordunuz ? Yıllar var ki sizi yalnız biz, sofranızdakiler dinliyoruz. Milletin sesinizi işittiği yok. Yalnız Meclis açılışlarında hükümetin verdiği yıllık raporu okuyorsunuz. Bütün temasınız bu. ‘’
( Falih Rıfkı Atay. Çankaya )

Atatürk sağlık yönünden hiçbir zaman iyi durumda değildi. Geçmişten gelen bir börek ve göz rahatsızlığı vardı. Samsun’a çıktığı zaman da şiddetli böbrek ağrılarının esiri olmuştu. Üzerine geçen yoğun ve yorucu seneler, vücut yapısını iyiden iyiye bozmuştu.

1936 sonlarına doğru zatürre atlatmıştı. Bu onun bünyesini iyiden iyiye sarsmıştı. Burun kanamaları sıklaşmış, kaşıntıları artmıştı.

1938 yılının Ocak ayına gelindiği zaman, Atatürk Yalova’ya kaplıcalara gitmek istemişti. Kanamalar ve kaşıntılar hala devam etmekteydi.  Yalova kaplıcalarının müdürü, Nihat Reşat Belger, aynı zamanda Atatürk’ün hastalığının ‘’Siroz’’ olduğunu ilk tespit eden kişiydi. Atatürk bu hastalığı duyduğu zaman sadece ‘’Şimdi ne yapacağız’’ diyebilmişti.

Tabi bu geç teşhis yüzünden en az bir yıllık bir kayıp vardı. Geçici tedaviler ile zaman öldürülmüş, esas hastalık tespit edilemediğinden büyük ilerleme göstermişti.

Atatürk yoğun bir tedavi altına alınmıştı. Fakat ne çare o bir kaplandı ve kaplanlara gem vurulamazdı.
Biraz toparlanmıştı ki hemen Bursa gezisine çıktı.

Bu gezi onun daha da kötüleşmesine sebep oldu. Artık, Atatürk, hastalığı kendi de hissetmeye başlamıştı.
Ölüm yakında ve Atatürk bunu hissediyordu. Çevresindekilere ‘’Ölümü istemek bir cesaret değildir, ama, ölümden korkmak da bir ahmaklıktır. ‘’ demişti.

1938 ortalarında Çukurova gezisine çıkar. Hatay hala en büyük arzusudur. Vücut artık su toplamaya başlamıştı.

Doktorlar hükümete her duruma karşı hazırlıklı olunmasını bildirmişlerdir. Atatürk 15 Eylül’de  vasiyetnamesini yazdırır.
Eylül ayında Fransız doktorFissenger İstanbul’a gelmişti. Atatürk’ün karın suları bir hayli birikmişti. Bu da Gazinin ağrılarının artmasına sebep oluyordu. M. Kemal Öke operatörlüğünde karında biriken su alınır. Bu Atatürk’e bir süreliğine rahatlama sağlayacaktı.
Kendi vücudundan çıkan suyu gördüğü zaman ‘’ Bir insan böyle bir yükün altında nasıl durur ? Bağırsakları sular içinde yüzen bir adam nasıl yaşar ? ‘’ diyecekti..

26 Eylül tarihi tehlikeli bir yolculuğun başlangıcıydı. Atatürk ilk komaya bu tarihte girmişti.  Uyandığı zaman kendine ne olduğunu anlayamamıştı. Yanında duran Afet İnan’a ‘’ Ölüm, demek böyle olacak kızım’’ diyebilmişti.

29 Ekim törenleri gelmişti. Ankara’ya gidip törenlere katılmak en büyük arzusu idi. Kısmet olmadı..
Durum öyle zor bir hal almıştı ki 29 Ekim 1938 günü yemesine izin verilen yiyecekler, biraz süt, bir parça bamya ve bir parça meyveden ibaretti.

9 Kasım günü ikinci koma esir aldı onu. 36 saat süren bu koma artık son olacaktı. Sabah bir aralık gözlerini açabilmişti. Koma hali devam ediyordu. Sadece ‘’Saat Kaç ? ‘’ diye sorabildi..
Gözlerini bir süre açık tutarak etrafına bakındı. Çevresindekiler diz çökmüşlerdi.. Bir aralık gözleri duvarda asılı duran tabloya takıldı, bir orman manzarasını anlatan bu tablo onun bütün özlemlerini yansıtıyordu. Son ve derin bir nefes almıştı, mavi gözleri büyüdü, büyüdü, büyüdü ve sonsuzluğa kapandı. Başı sağ tarafa düşmüştü. İşte bu an 10 Kasım 1938 saat 09.05 di.

Yalanlar , Yanlışlar

Atatürk gece vefat etmiştir , 09.05 uydurulmuş bir zamandır !

Gördüğünüz belge Atatürk’ün ölümünün ardından yazılan ve doktorlarının imzaladığı rapordur. O raporda da saat 09.05 de hayata veda ettiği belirtilmiştir.
Bir takım iftira odakları Atatürk’ün ölüm saati üzerinden bile manipülasyon yapmak peşindeler. Bu yüzden akla hayale sığmayacak iddialar ile insanlara kirli bilgilerini aşılamaktalar. Atatürk’ün gece öldüğünü iddia ederek neyi amaçladıklarını hala anlayabilmiş değilim…

Atatürk’ün cenaze namazı kılınmadı !

En gereksiz iddia budur. Bu iddianın sahipleri genel olarak sosyal medyada kendini göstermekteler. Bu tezlerini desteklemek için de ‘’Neden cenaze namazının fotoğrafı yok ‘’ gibi saçma bir soru ile sonuç almaya çalışmaktadırlar. Bunu inanarak söylediklerine eminim. Çünkü herkesi kendileri gibi din tüccarı sanmakta, gösterişsiz yapılan ibadete ispat aramaktadırlar. Kişi kendisinden bilir işi lafı tam da bunlar gibiler için söylenmiştir. Atatürk’ün cenaze namazı 19 Kasım 1938 de Dolmabahçe Sarayının Muayede Salonunda saat 08.10 da başlamış ve 08.14 de bitmiştir. Namaza yaklaşık 20-25 kişilik bir cemaat katılmıştır. Namaz, Diyanet İşleri Başkanı Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılmıştır.
  

Sadece 19 yıl ara ile çekilmiş bu iki resim bütün anlatmak istediklerime tercüman olacaktır. Milleti için harcanmış bir hayat ve feda edilmiş bir ömür. 19 senede gençliğinden eser kalmamış bir adam..

Ruhun şad olsun büyük ATATÜRK

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ