Alexa
DOLAR 7,8141
EURO 9,2619
ALTIN 480,623
BIST 1211,51
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 26°C
Parçalı Bulutlu

14 Mart Tıp Bayramı ne anlam ifade eder?

14 Mart Tıp Bayramı ne anlam ifade eder?
14.03.2020 - 19:09
A+
A-

14 Mart, akıl ve bilime inanmanın, aydınlanmanın peşinden atılan ilk adımdır.

14 Mart Türkiye’de tıbbın gelişiminde öncü olan askeri tıbbiyenin açılış günüdür.

Osmanlı’da 17. Yüzyılda başlayan gerileme, tıp alanında da kendini göstermiş ve önceki dönemlerde Batı Tıbbı ile kıyaslanmayacak ölçüde düzenli olan tıp eğitimi de gerilemişti. O zamanın hekimlerine göre bu gerilemenin nedeni şöyle tanımlanmıştı; “reca, minnet, iltimas. Hekim yetiştirenler, rica, minnet ve iltimas ile belli mevkilere geliyor, onlar da bilgisiz ve yetersiz olduklarından aynı sebeplerle daha kötülerini seçiyor ve iyi hekim yetişemiyordu.”

Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleriyle ve yeni buluşlarla tıp biliminde ilerlemeler yaşanmıştı. Ancak Osmanlı’da bu gelişmeler, matbaanın da geç kullanıma girmesiyle takip edilememişti. Kendi çabalarıyla bu gelişmeleri takip eden Osmanlı Hekimi Mustafa Behçet Efendi’nin ısrarlı talepleri neticesinde 14 Mart 1827’de, Türkiye’de modern tıbbın öncüsü ve ilk askeri tıbbiye olan Tıphane-i Amire açılmıştı. Böylelikle hem II. Mahmut’un yeni oluşturduğu Asakir-i Mansurei-i Muhammediye ordusuna hekim yetiştirilecek hem de yeni batı tarzı bilimsel tıp eğitimine geçilecekti. 1867’de bu kurum içinden Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye yani sivil tıbbiye doğmuştu. 1909’da askeri ve sivil tıbbiye birleştirilerek Darülfünun (İstanbul Tıp fakültesi) kuruldu.

14 Mart, emperyalizme ve esarete karşı direnişin ve giyilmesi dahi yasaklanan üniforma ruhunun onurlu mücadelesidir.

14 Mart 1919, İşgal altında olan İstanbul’da ilk Tıp Bayramı kutlamasının yapıldığı tarihti. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Aralık 1918’de Haydarpaşa Tıbbiye binası İngilizlerce işgal edilmiş, yatakhaneleri ve yatakları ellerinden alınan öğrenciler çatı katında yer şiltelerinde yatırılmıştı. Tuvaletler bile İngilizlere ayrılmış, öğrencilerin tuvaletlere girmesi yasaklanarak yatakhanelerine idrar kovaları konulmak zorunda kalınmıştı. Dersler dışında üç öğrencinin bir araya gelmesi yasaklanmıştı. Şaşkınlık içinde olayları izleyen hocalar protesto telgraflarıyla duruma tepki göstermişler, öğrencilerin geri kalmaması için dersleri her şartta sürdürmeye çalışmışlardı. Özellikle askeri okul müdürlüğüne atanan Hulusi Alataş, öğrencilerin bu zor durumda derslerini aksatmamaları için gece gündüz okulda kalmış, öğrencilerle ilgilenmişti. İşgalciler bir süre sonra askeri tıbbiyelilerin üniformalarına tahammül edememişler ve üniformayı yasaklamışlardı. Bunun üzerine sivil kıyafeti olanlar sivil giyinmişler, ancak Anadolu’dan gelen ve kıyafet alacak parası olmayanlar da pijama ile dolaşmak zorunda kalmışlardı. Üniformaya tahammül edemeyen İngilizler bu kez askeri öğrenci sayısını azaltarak buna çözüm bulmak istemişler ve okula alınacak askeri öğrenci sayısını 20’ye indirmişlerdi. Öğrenciler tüm bu baskılara karşı tepkilerini koymak için, 14 Mart 1919’da okulun kuruluş yıldönümünü de bahane ederek toplanmaya ve işgal birliklerine karşı direnişe karar vermişti. Oysa ki o güne kadar böyle bir gün kutlanmamıştı. Bunun için okulun dekanı Dr. Akil Muhtar’dan ve okulun rektörü Dr. Besim Ömer Paşa’dan izin istediler. Onlar da izin vermekle birlikte “İngilizler bütün her şeyi takip ediyorlar, sizin için tehlikeli olabilir” diye uyarmayı da ihmal etmemişlerdi. O gün öğrenciler ve hocalar büyük salonda toplandılar. Başını Hikmet (Boran) beyin çektiği bir grup öğrenci binanın kulelerine çıktı ve iki kule arasına Türk Bayrağı çekerek protesto eylemlerini gerçekleştirdi.

İşte o gün tıp camiasının emperyalist işgalci güçlere meydan okuduğu gündü. O gün öyle bir gündü ki esarete karşı direnişin kıvılcımı yakılmıştı. O günden sonra bu kıvılcım aleve, alev ateşe, ateş de yangına dönüştü. 18 Mayıs 1919’da Darülfunun Mitingi, 23 Mayıs 1919’da Sultanahmet Mitingi düzenlendi. Bunların örgütlenmesinde Dr. Besim Ömer Paşa, Dr. Akil Muhtar ve göz hekimi Esat(Işık) Paşa’nın çok önemli rolü olmuştu.

14 Mart, Atatürk’ün izinden verilen kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesini destekleyen, kurumları ve anlayışıyla Cumhuriyet’in geride bırakmadığı akıl ve bilimi temsil eden Türk tıp biliminin eğitiminin tarihçesidir. 14 Mart, hurafelere karşı bilimi, karanlığa karşı aydınlanmayı savunan bir zihniyettir. 14 Mart, tam anlamıyla Atatürk’ün “benim size bıraktığım manevi mirasım akıl ve bilimdir” sözünün özüdür.

Kaynak

  1. Altıntaş, A. Ülkemizde tıp eğitiminin başlangıcı, gelişimi ve 14 Mart Tıp Bayramı’nın anlamı, Türk Aile Her Derg 2008; 12(1): 44-53.
  2. Atmaca, N. S. Tip Haftası ve 14 Mart Tıp Bayramı, http://guncel.tgv.org.tr/journal/48/pdf/100161.pdf
  3. Akdur, R. 14 Mart Tıp Bayramının Tarihteki Yolculuğu, https://www.medikalakademi.com.tr/?get_group_doc=31/1426260834-14-mart-tip-bayrami-recep-aktur.pdf
ETİKETLER:
Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. “Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık Hizmetleri, II. Dünya Savaşı Dönemi” kitabını yazdı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyen olup halen Altınbaş Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. Evli ve iki çocuk sahibidir.
Dr.Gülhan Seyhun Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.