Alexa
Medya Siyaset

19 Mayıs 1919

19 Mayıs 1919

100 yıl önceydi.

Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, ordusu terhis edilmişti.

Başta başşehir İstanbul olmak üzere, vatanın batısı, doğusu, güneyi, kuzeyi emperyalist devletlerin askerleriyle dolmuştu.

“Meclis-i Mebusan” dağıtılmış, yurtsever mebuslar Malta’ya sürülmüştü.

Vatansever yazarlar, çizerler tutuklanmış, gazetelere sansür uygulanmıştı.

Her türlü gösteri yasaklanmış, sıkıyönetim ilan edilmişti.

Üç kişi bir araya gelse hemen dağıtılıyor, karşı koyanlar tutuklanıyor, direnenler vuruluyordu.

Düşman askerleri, Maraş’ta, Antep’te, Urfa’da, İzmir’de… kızlarımızın, kadınlarımızın, gelinlerimizin namusuna göz dikmişti.

Ekip biçtiğimiz, dokuyup ördüğümüz, çalışıp kazandığımız her şeyimize el koyulmuştu.

Ödediğimiz vergiden bindiğimiz aracın parasına kadar her kuruş onların cebine gidiyordu.

Ekonomik faaliyetlerimiz, mali olanaklarımız denetim altındaydı.

Çarşımız da, pazarımız da, fabrikamız da elimizden alınmıştı.

Hak, hukuk, adalet çiğnenmiş, insan hakları rafa kaldırılmıştı.

Öz vatanımızda, “el” muamelesi görüyorduk.

Padişah ve imparatorluk erkanı kelimenin tam anlamıyla “teslim” olmuştu.

İşgalcilerin “bir” dediği “iki” edilmiyordu.

“Bana” dokunmasın da, ne yaparsa yapsın havasındaydı.

Ne vatan, ne millet, ne hak, ne hukuk umurlarındaydı.

Padişahlık kalsın, koltuk korunsun yeter! “Vatan parçalanırsa parçalansın, sömürü sürüyorsa sürsün, millet ezilirse ezilsin, onur çiğnenirse çiğnensin” diyordu.

***                             ***

Bugün Irak’ta, Suriye’de, Libya’da yaşananları, biz 100 yıl önce yaşadık.

Irak’ta, Libya’da, Suriye’de bir Mustafa Kemal çıkmadı.

Bizim Atatürk’ümüz oldu.

Daha işin başındayken, kararını verdi:

“Geldikleri gibi giderler” dedi.

Önce arkadaşlarıyla konuştu, kimi sustu, kimi korktu, kimi kaçtı.

Kimi de Mustafa Kemal’in“vatan”, “millet”, “namus, “istiklal”, “hak”, “hukuk”, “adalet” mücadelesinde anlaştı, vatanseverlik ilkesinde birleşti.

Mustafa Kemal Saraya  da ulaştı, olacakları anlattı, yapılacakları sıraladı.

Padişah ve avanesi teslimiyeti seçti.

Mustafa Kemal, millete ulaşmanın yolunu araştırdı.

Beklenmeyen atama oldu!

Mustafa Kemal, Samsun’a vazifelendirildi.

Bandırma vapurunun yolcusu Kılıç Ali, o günleri şöyle anlatıyor:

“15 Mayıs 1919 günüydü.

İstanbul’da Kız Kulesi açığında demirli bulunan ve hareketinden önce muayene edilmek üzere işgal kuvvetleri tarafından tevkif olunan Bandırma vapuruna motorla gelen birisi, kaptana, olanca süratiyle hemen hareket emrini verdi:

Karadeniz’e!

Bu emri veren, ondan üç yıl üç ay sonra da ordularının bütün kükreyişiyle hücum kumandası verecekti:

Akdeniz’e!

Bir kahraman, Karadeniz’den Akdeniz’e yeni bir tarih yazıyordu.

Bandırma vapuru, Karadeniz’in çılgın ve heybetli dalgalarıyla göğüs göğüse gelmişti. Fakat hangi güç, hangi çılgın ve azgın dalga, bu vapurdaki güçle karşılaşabilir ve o gücü durdurabilirdi.

Bandırma vapurundaki kahramanın ruhunda sınırsız vatan sevgisi ve millet aşkı yanardağ gibiydi. Denizleri bile kurutacak bir yanardağ!…

Deniz yol verdi ve kahramanı taşıyan Bandırma vapuru Samsun’a ulaştı.

Son yüzyıl Türkleri için bir Ergenekon’un kapısı açılmıştı ve yeni bir devrin tarih başına gelinmişti.

Samsun’da destanın ilk sayfası yazılacaktı. Güneş her sabah ufuktan Türk Bayrağı ve şehit kanı kırmızılığıyla doğarken, bu onur ve kahramanlık destanından ikinci bir sayfa daha çıkıyordu. Karadeniz’deki kapıda karabaht ile mücedeleye girişen ulusal kahraman, Akdeniz’deki kapıda milletine ak bahtı müjdeleyecekti.”

***                             ***

Tarihçi Sinan Meydan, Bandırma vapurunun Kavaklar civarındayken, işgalci devletlerin subayları tarafından durdurulup cephane araması yaptığını, bir şey bulamayınca yola devam izni verdiğini yazar. Atatürk, vapurdaki arkadaşlarına:

“Bu sersem adamlar işte böyle! Yalnız demire, çeliğe ve silah gücüne dayanırlar.

Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğruna savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler. Biz silah ve cephane değil, ülkü, iman dolu kafa götürüyoruz” der.

***                             ***

İzmir’in işgali günü hareket ederek 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal’in karargah erkanını oluşturan kişiler şunlardı:

1-Ordu Kurmay Başkanı Albay Kazım Dirik.

2-İkinci Kurmay Başkanı Yarbay Mehmet Arif.

3-Birinci Şube Müdürü Binbaşı Hüsrev Gerede.

4-Topçu Kıdemli Binbaşı Kemal Doğan.

5-Sıhhiye Başkanı Dr. Albay İbrahim Tali Öngören.

6-Sıhhiye Başkan Yardımcısı Dr. Binbaşı Refik Saydam.

7-Başyaver Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer.

8-Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev.

9-Emir Subayı Teğmen Muzaffer Kılıç.

10-Karargah Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi Süsoy.

11-Müfettişlik Büro Şefi Üsteğmen Hayati.

12-Müfettişlik Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz Tümay.

13-Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı Ede.

14-Müfettişlik Mülhakı Üsteğmen Arif Hikmet Gerçekçi.

15-İaşe Şubayı Üsteğmen Abdullah.

16-Şifre katibi Faik Aybarsi.

17-Şifre Katibi Yardımcısı Memduh Atasever.

18-Kolordu Komutanı Albay Refet Bele.

***                             ***

19 Mayıs; hakkın, hukukun, adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, bağımsızlığın doğum tarihidir.

19 Mayıs; çağdaşlığa, bilime, aydınlığa giden yolun açıldığı gündür.

19 Mayıs; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelinin atıldığı gündür.

19 Mayıs; Mustafa Kemal Atatürk’ün, “doğum günüm” dediği gündür.

Afet İnan, “Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler” adlı kitabında yazmış:

“Mustafa Kemal’in doğum ayı ya hiç yazılmamış yahut da yanlış olarak bir sonbahar ayı gösterilir. Halbuki kendisinden işittiğime göre, bir ilkbaharda doğmuş olduğunu, hatta bunun Mayıs ayına tesadüf ettiğini söylerdi.Buna esas teşkil eden hatıramı ve Atatürk’ün sözlerini nakledeyim:

Bir gün, Cumhurbaşkanlığı Umumi Katibi Hasan Rıza Soyak Atatürk’e bir evrak getirmişti.

Bunda, Atatürk’ün doğum gününün bildirilmesi rica ediliyordu.

M.Kemal Atatürk, bunun üzerine düşündü, fakat bu günü kendisi de tam olarak bilmiyordu. Ancak, annesinden işittiğine göre, bir bahar mevsiminde doğmuş olduğunu hatırladı. Ay ve gün için ise aynen şöyle dediğini hatırlıyorum: ‘Bu bir 19 Mayıs günü niçin olmasın?”

İngiltere  Büyük Elçiliğince talep edilen malumata, Dışişleri Bakanlığımızın verdiği cevap şöyledir:

“Atatürk’ün 19 Mayıs 1881 tarihinde doğmuş olduğunu arz ederim.”

***                             ***

Atatürk’ün sözlerini, her yaştan gençlerimize hatırlatıyor ve 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramlarını yürekten kutluyorum.

“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifeden,Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ