Alexa
Medya Siyaset

2017’den Mektup

2017’den Mektup

“Sevgili 2018,

Geçen yıl tam bu vakitler ben de senin gibi büyük bir heyecan ve mutlulukla çıkmıştım yolculuğa. Dünyanın her tarafında tanımı olanaksız sevinç ve şölenlerle karşıladılar beni. Sonrasında ise yılın ilk günleri birer birer geçip giderken yılbaşı gecesinin aslında çok güzel bir serap olduğunu anladım.  Oysa nasıl da umutluydum.

365 gün boyunca onlara pembe rüyalar gördüremesem de en azından 2016 ‘dan daha yaşanılır ve huzurlu bir yıl sunacağıma inanmıştı insanlar.  Ama çok üzgünüm ki ben bunu başaramadım. Hani derler ya ‘gelen gideni aratır’ diye, işte benim görev sürecimde maalesef bu deyim o kadar çok kullanıldı ki anlatamam.  Bugün kendimi takımını küme düşürme hattına indiren bir kulüp başkanı, ya da girdiği her seçimi kaybeden parti lideri gibi hissediyorum. Nasıl böyle hissetmeyeyim ki?  Hemen her günün sabahına felaket haberleri ve şiddet çığlıklarıyla uyanmak kolay mı?

‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesini baş tacı etmemizi  isteyen Atatürk’ün isteğinin tam tersi yapıldı. Hem ülkede hem dünyada barış inşa edilemedi. Komşuların neredeyse hepsi ile ilişkilerimiz kötü durumda. Ülkede adı konmamış bir iç savaş var, yüzlerce sivil ve asker ölüyor. Bombalar, silahlar susmuyor. Barış söylemlerinin yerini savaş çığırtkanlığı aldı. Teröristlerle çatışırken kaybettiğimiz asker ve polisler… Suriye’ye girildi biliyorsun ve hala oradayız. Ülke içerisinde aldığımız ölüm haberleri yetmezmiş gibi bir de oradan ölüm haberleri gelmeye devam ediyor…

Açıkçası bu yıl gelişen güzel diyebileceğim, göğsümü kabartacak hiçbir şey yaşanmadı. Hep üzüntü hep keder… Kısaca sana kötü olanları aktarayım istersen:

Üniversiteler büyük oranda bitti… Binlerce akademisyen işten atıldı. Bilim üst sıralardaki yerini, cehalete bırakma yoluna girdi…

Son açıklanan rakamlara göre asgari ücret, bir ailenin açlık sınırının bile altında… İnsanlar açlık ve yoksullukla mücadele veriyor. Bu da yetmiyormuş gibi gelecek adına tek umutları olan evlatları teröre kurban gidiyor…

Dolar sürekli yükseldi. Ekonomi giderek kötüleşti.

Yargı çöktü adeta. Halkın yargıya, adalete zerre kadar güveni kalmadı.

15 Temmuz sonrası TOKİ’ye devredilen askeri arazilerde binalar yavaş yavaş yükselmeye başladı. Yani yine yeşile kıyıldı ve kıyılmaya devam edildi. Güzelim doğa cennetlerimiz taş ve maden ocaklarına kurban edildi, o yapılamadıysa da Termik Santral ile havası kirletildi…

Kadınlar, çocuklar yine bu yıl da artan oranda tecavüze maruz kaldı. Ardından da öldürüldü birçoğu. Yine pek çok kadın cinayeti işlendi. Çocuklar katledildi…

Sadece haber yaptıkları için gazeteciler suçlu sayıldı. Onlarca gazeteci şuan hapis yatıyor. Gazetelere, televizyon kanallarına saldırılar düzenlendi, saldırıyı yapanlar adeta ödüllendirildi. Pek çok televizyon kanalı, gazete, dergi kapatıldı.

Bütün bunların yanında yüz binlerin sevgilisi olmuş Ali Tekintüre, Ali Kızıltuğ, Harun Kolçak, Sezer Sezin, Fikret Hakan, İbrahim Erkal, Bülent Kayabaş, Halit Akçatepe, Taşkın Doğanışık, Tayfun Talipoğlu, Emre Saltık, Melih Gülgen, Engin Cezzar, İlhan Cavcav, Ayberk Atilla, Ahmet Refik Erduran, Vatan Şaşmaz, Mustafa Kemal Uzun gibi önemli değerleri kaybetmeme ne dersin 2018?

Kısacası 2017 yılı içerisinde kapitalizmin kirli, vahşi yüzü daha bir görünür hale geldi. Kapitalizmin çarklarını döndürebilmek için olmazsa olmaz hırsızlıklar, yolsuzluklar, işçi katliamları, doğa talanı, ırkçılık, ayrımcılık, savaş ve şiddet yaşamın her alanında yerini aldı bir şekilde. Bu sistemin insanlık için ne kadar büyük bir tehdit olduğu daha geniş kitlelerce fark edilmeye başlandı. Buna karşılık sistemin uygulayıcısı olan siyasi iktidarlar, kapitalizmin ve kendilerinin kaybolmaya başlayan ideolojik meşruiyetlerini korumak için baskı ve şiddet politikalarına ağırlık verdiler. OHAL ve KHK’larla yönetilen bir ülke durumuna geldi Türkiye…

Demem o ki iyisiyle, kötüsüyle ben görevimi tamamladım. Artık görevi sana devretme zamanı geldi. Açıkçası sana öyle güzel bir ortam bırakmıyorum. Ama yine de umutsuzlukla görevi devralmanı istemem. Önündeki koskoca 12 ayın benimkinden daha sevimsiz olmayacağını umuyorum. Umarım benim başaramadığımı başarır, tüm insanlığa barış, kardeşlik ve huzur getirirsin.

Umarım sen:

Cephaneleri yakıp yerlerine kütüphaneler kurulmasını sağlayabilirsin…

Komşusu aç uyuyanların, uykularından uyanıp, paylaşmanın çoğaltıcı etkisine inanmalarını sağlayabilirsin…

Hangi siyasi görüşten hangi dini inanıştan olursa olsun aynı fikre ve inanışa sahip olmayanlara saygı duymanın gerekliliğini gösterebilir, empati kurdurabilirsin…

İnsanların çevrelerinde olup bitenlere duyarlı olmalarını sağlayabilirsin…

Kadınlara hak ettikleri saygının gösterilmesini, atık tecavüze uğramamalarını ve öldürülmemelerini sağlayabilirsin…

Ve çocuklarınızı daha iyi koruyabilirsin…

Sorunların kalp kırarak, şiddetle değil tatlı dille halledilmesini sağlayabilirsin…

Dünyayı ve ülkemizi, sevgiye ve barışa inana insanlarla doldurmayı başarabilirsin…

Farkındayım, çok şey istedim senden. Bunlar aslında benim gelirken hayal ettiklerimdi, başaramadım. Belki bencillik bu yaptığım ama senden istiyorum bu sefer bunları…

Benden bu kadar.

Hadi bana eyvallah…”

Barış içinde, insanların ölmediği bir yıl dileğiyle…

Mutlu yıllar…

Arzu KÖK (Eğitimci – Yazar)

 

Arzu Kök

Arzu Kök

1972 İskenderun/HATAY doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini İskenderun'da, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü'nde tamamladı. Halen özel bir kurumda görev yapmaktadır. Yazı yaşamına Ulus Gazetesi'nde köşe yazarlığı ile başladı. Halen pek çok gazete, internet sitesi ve edebiyat dergilerinde yazılarıyla yer bulmaktadır
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ