Alexa
Medya Siyaset

24 Haziran Sonrası Federasyonlar Dönemi – 3

24 Haziran Sonrası Federasyonlar Dönemi – 3

Siyasal erki elinde tutanlar kendi deyimleriyle “sistem ile” Cumhuriyet ve onun kurumları  ile çatışma halindedir. Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı  rövanş almaya kalkışan siyasal iktidar devletin ulusu ve ülkesi ile bölünmez tümlüğünü parçalayacak, bölücülük ve gericiliği kurumsal hale getirecek ihanet yasalarını çıkararak yola devam etmiştir. Bu tarihe geçmiş bir kayıttır. Gericilik sadece dinsel retorik değildir. Akıl tutulmasını sağlayan süreçlerdir.

Devlet içinde dinsel referanslar kadrolaşmış , yargı dahil her yerde geçerli tek referans olmuştur. Cumhurbaşkanı bile diploması konusunda cevap veremezken , meydanlarda NAMAZ KILIYOR MU sorusunu sormaktadır.  AKP ve kadroları kendilerine ait olmayan düşünsel iklimi İSLAM dini adı altında bir görünmezlik pelerine ile saklayarak ! Atatürk ve Cumhuriyet kelimelerinin yanında Türk milletini yok sayacak kadar ileri gitmişlerdir.  Yargısal hileleler yolu ile son TÜRK DEVLETİ derdest edilmiştir.

Mahkemeler tarafından verilen kararlar bizzat AKP yöneticileri tarafından yok hükmünde görülmüştür.

Oysa Anayasa’ya göre yasama ve yürütme organlarıyla idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez (Md.38-son) Anayasa kuralları yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan ve bu arada Adalet Bakanlığını dahi  bağlayan temel hukuk kurallarıdır. (m11) mahkeme “Kadıya nasıl mülk olmazsa”  ADALET , AKP ve kadrolarına  mülk olmayacaktır. Yapılan haksızlıkların, hukuksuzlukların hesabı bir gün elbet yargı önünde verilecektir.

Siyasal iktidar, gizli ajandalara not ettiği amaçlarına ulaşmak için Türkiye’ye karşı düşmanca politika izleyen dış ve iç ihanet odakları birlikte Ordu ve Cumhuriyet’in diğer kurumlarını açıkça hedef almakta, bu kurumlara karşı karalama ve yıldırma kampanyası yürütmektedir.

Ve bunda başarılı olmuştur. Bugün HARP okulllarından SUBAY veya diğer askeri okullardan asker yetiştirilmesi sekteye uğramıştır. Bunun bedelini bugün değilse bile yarın ödeyeceğiz .Herkes çok iyi tarih bilmeli .Baştakiler bilmedikleri için tablo budur.

Toprak bir devletin varlığının temel ve vazgeçilmez öğesi, bağımsızlık ve egemenlik haklarının simgesi olduğu halde;

a)Yabancı yatırımlar yasası ile ülkede yabancıların toprak (arazi ve emlak) edinmesinin önü açılmakta, yani vatan toprakları haraç mezat satışa çıkartılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin yabancılara toprak satışını iptal eden kararları gün ışığı gibi ortada dururken, yargı karalarını hiçe sayacak, etkisiz kılacak biçimde yeni yasal düzenleme yapılması Anayasa hukuk açısından ağır bir hukuk ihlalidir, “fonksiyon gasbıdır.”

b)37 yıldır TBMM’nin reddettiği “Siyasi ve Medeni Haklar”a ilişkin uluslararası sözleşme ile Ekonomik ve Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin uluslararası iki sözleşme 4 Haziran 2003 tarihinde Meclis’ten geçirilmiştir. Türkiye’nin bölünüp parçalanmasına, Lozan yerine Sevr’in yaşama geçmesine yol açmış ve bir tarafından BAHÇELİ diğer tarafından ERDOĞAN bu yasalara dayanarak koltuklarının devamı için bugün BAŞKANLIK demektedir.

Devlet Bahçeli , Deniz Baykal ! Ne derler bu feveranımıza …

Birbirine zıt düşünceler birbirini tamamlamaktadır.Deniz Baykal 2003 yılında Devlet Bahçeli’nin DSP ve ANAP ile onayladığı ikiz yasaları meclisten MİLLİ GÖRÜŞ geleneğini temsil eden AKP ve Erdoğan vasıtasıyla geçirdi.

Fark eden bir şey yok. Bugün Devlet Bahçeli ve Deniz Baykal! Onaylarına sahip çıkarcasına BAŞKANLIK rejimini desteklemektedirler. Bahçeli , Cumhur ittifakına katılmıştır.

Bütün “halkların kendi tayin hakkının” olduğunu, bu hak vasıtasıyla halkların kendi siyasi statülerini serbestçe belirleyebileceklerini bildiren ve bu sözleşmeler ile her türlü etnik topluluklara, din ve mezhep mensuplarına, tarikatlara, cemaatlere ve yerel gruplara kendi hukukunu tayin hakkı verilmektedir. Başka bir anlatımla, siyasal erki elinde tutanlar demokratik, laik, çağdaş hukuk yerine; Türkiye’yi parçalanmaya götürecek “çok hukukluluk” kaosunun içine sürükleyecek yol haritası izlemektedir. Bu yolun, yol haritasının sonu uçurumdur, uçurum…

Bugün o uçurumun kenarındayız.

İkiz yasalar (4867 ve 4868 sayılı kanunlarla kabul edilen BM sözleşmeleri

Bundan 37 yıl önce 1966 yılında kabul edilen ve 1976 yılında yürürlüğe giren bu sözleşmeler, daha önce de Türkiye’nin önüne konulmuş, ancak ulus devlete yönelik tehditler oluşturacağı düşüncesiyle onaylanmamıştır.

Her iki sözleşmenin 1. maddesi kelimesi kelimesine aynı olup aynen;

  1. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.
  2. Bütün halklar, …….., doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiçbir koşulda yoksun bırakılamaz.
  3. …… bu sözleşmeye taraf bütün devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir ve Birleşmiş Milletler şartının hükümlerine uygun olarak bu hakka saygı gösterir. denmektedir.

Devletin saygı göstermeyi taahhüt ettiği bu maddelerde “ayrılmayı” da kapsayacak şekilde “kendi kaderini tayin hakkı tanınan” “uluslar” değil, “halklar”dır. Böylece, ülke bütünlüğünü tehdit eden eylemler “uluslararası güvenceye” kavuşturulmuştur.

Her iki sözleşmenin 1. maddesinin 2.bendine göre de Türkiye halklara göre ekonomik parçalara bölünecektir.

Burada söz konusu olan sıradan bir yasama faaliyeti değildir. Anayasa’nın 90. maddesi karşısında, TBMM kararıyla onaylanan bu sözleşmelerin “Türk kanunlarını değiştirici” özellikleri olacak, “iç hukukun bir parçası” kabul edilecek ve diğer yasalardan farklı olarak “Anayasa’ya aykırılıktan dahi ileri sürülemeyecek”tir.

Nitekim, onaylanan bu sözleşmelerin 2. maddesine göre; “Sözleşmede tanınan hakları kendi mevzuatında veya uygulamasında henüz tanımamış olup da bu sözleşmeye taraf olan devletler, kendi anayasal usullerine ve sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, sözleşmede tanınan hakları uygulamaya geçirmek için gerekli olan tedbirleri ve diğer önlemleri almayı taahhüt ederler”.

Üstelik, bu sözleşmeleri onaylayan TBMM’nin daha sonra bu sözleşmelerin içeriğini değiştirme olanağı da yoktur.

Ayrıca, Anayasanın 15. maddesinde; savaş, seferberlik, sıkıyönetim gibi olağanüstü hallerde dahi bu sözleşmelerde yer alan “hakların” kısıtlanamayacağı öngörülmüştür.

Bu sözleşmelerde yer alan ortak hükümle, BM bünyesinde oluşturulacak komisyon ve komiteler, Türkiye’de denetim yapma ve iç işlerimize doğrudan müdahale etme olanağına kavuşuyorlar.

Özetle, onaylanan “İkiz Sözleşmeler”, ulus devletimizi ve egemenliğimizi bölen yasalardır.

Çözüm olarak Başkanlık rejimine geçiyor olmalılar . Öyle ya ! TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ artık kapanmıştır. 24 Haziran sonrası Cumhur ittifakı seçimi kazanırsa , belki de TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ olarak değil ! MİLLETİN MECLİSİ olarak açılacaktır.

24 Haziran seçimlerine kısa bir süre kala , üç ayrı yazı olarak ele aldığım Federasyon sürecini iyi okuyun . Anlayın ! Gerçekle yüzleşelim .

24 Haziran Pazar akşamı EM TV ekranlarında canlı yayında seçimi analiz edeceğim .

EM TV – D smart 48. Kanal ,Kablo tv 46. Kanal , Uydu 12345 V 30000 (Dikey) , ayrıca internet üzerinden Canlı Tv izle platform üzerinden rahatlıkla izlenebiliyor.

Bunun yanında seçim öncesi ve seçim sonrası okumanızı tavsiye edecek olduğum kitaplarım ..

RABITA , Uğur Mumcu`dan sonra

Atatürk`ün Yasaklanan kitabı

Atatürk ve Cumhuriyet Kuşatma – Yahuda kitaplarını okumanızı tavsiye ediyorum .

Sevgiyle kalın .. Huzurlu bir seçim temennisi ile

Saygıyla

Atabey H.Hakkı Kahveci

Hüseyin Hakkı Kahveci

Hüseyin Hakkı Kahveci

19 Kasım 1972 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İlk – Orta ve Lise eğitimini Ankara’da tamamlamış olup 1991 yılında Devlet Bursu ile yurt dışında burslu Tıp eğitimi almıştır. Sonrasında CSU – USA ‘de İşletme üzerine Üniversite eğitimi sonrasında MD ; Master düzeyinde Uluslararası ilişkiler ve Management eğitimi almıştır. Türkiye‘ye dönüşünden sonra TURİZM sektöründe uzun yıllar yurt içi ve yurt dışında Profesyonel GENEL MÜDÜR olarak görev yapmıştır. Hüseyin Hakkı Kahveci Gazeteci – Yazar ve Stratejist olarak Free Lance yani bağımsız gazetecilik alanında faaliyet göstermektedir. Parlamentohaber.com internet haber sitesi ve K2 Medya haber gurubunun MEDYA GURUP BAŞKANI olup; Özel Haber alanında ARAŞTIRMACI – GAZETECİLİK faaliyetine devam etmektedir. ANSAV STRATEJİK ARAŞTIRMALAR VAKFI Başkan Yardımcılığı görevinin yanı sıra yayınlanmış üç tane kitabı ” Yüzyılın Hilesi Sandıktaki Hülle ; Yeşil Hücreler ; RABITA ‘Uğur Mumcu’dan sonra ” kitaplarının yazarıdır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ