Alexa
Medya Siyaset

24 Haziran’a Dair Birkaç Soru ve Cevap

24 Haziran’a Dair Birkaç Soru ve Cevap

Heyecanlar, beklentiler, hayal kırıklıkları, “Adam kazandı” polemiği, sevinç çığlıkları, korna sesleri, silah sesleri, balkon konuşması, Adil Seçim “tecrübesizliği” ve daha pek çok şeyle akıllara kazındı 24 Haziran .

Artık parlamenter rejimde değiliz, Amerikan tipi başkanlık rejiminden de apayrı bir rejime geçtik. 24 Haziran’a bu yüzden daha sakin ve daha gerçekçi şekilde bakmak gerekiyor.

1)Muhalifler sandığa gitmiyor mu?

Bu konu hakkında anımsadığım kadarıyla 2010 Referandumu’nda sıkça tartışma olmuştu. Oylamanın yapıldığı gün bayrama denk geliyordu ve muhalif seçmenin sandığa gidemeyeceği söyleniyordu. Sandıktan 57,8 ile “evet” çıkmıştı ve katılım %73’te kaldı.

2014 Cumhurbaşkanı Seçimi’nde de yine muhalif seçmenin sandığa gidemeyeceği söylenmişti. Hatta İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi dolayısıyla CHP seçmeninin bir kısmını sandığa gitmeyeceği de konuşulmuştu. Erdoğan %51,7 ile ilk turda seçildi,”çatı aday” İhsanoğlu %38,4 aldı. Katılım oranı %74,1 oldu.

Son olarak da 24 Haziran için başlarda “Muhalif seçmen sandığa gidemeyebilir” dense de tatil rezervasyonlarının neredeyse tamamı iptal edildi. Erdoğan %52,5 ile ilk turda galip geldi. Katılım %86,2 olarak açıklandı.

Yukarıda kısaca anlattığım üzere, Muhalif seçmen sandığa gitse her şey değişir” söylemi bu seçimde net olarak çökmüştür. Erdoğan’ın 2014’te 2 rakibine karşı ve %74,1 katılımda %51,7 almasıyla, 2018’de 5 rakibine karşı %86,2 katılımda %52,5 alması bu söylemi geçersiz kılmıştır.

2)İYİ Parti başarısız mı?

Kısa bir süre önce kurulan, daha yeni yeni teşkilatlanan, maddi zorlukla erken seçime giren, medyada gerekli düzeyde yer alamayan bir parti söz konusu. Girdiği ilk seçimde %9,96 alması ve 43 vekil kazanması, bir önceki cümledeki şartlar karşısında başarılı olunduğunu gösterir. Ki, ben daha fazla oy alacağını düşünüyordum İyi Parti’nin.

İyi Parti oyların çoğunluğunu MHP’den, bir kısmını da CHP’den aldı. Ama beklenen düzeyde bir başarı için zaten dağınık olan muhalefet oylarını almak değil, 16 senedir iktidarda olan AKP’den ciddi düzeyde oy almak gerekiyordu. Ki partinin ve Akşener’in iddiası da “merkez” bir oluşum olmaktı. Akşener, partisi ve hatta Saadet Partisi; AKP seçmenine ulaşamamış.

Toparlamak gerekirse, İyi Parti bulunduğu şartlarda kazandığı oyda başarılı olmuştur(Millet İttifakı olmasaydı CHP tabanından daha çok oy alabilirdi.), ancak istediği düzeye gelmesi için tek şart olan “AKP’ye alternatif merkez” konumuna gelemediği için de tartışmasız şekilde başarısız oldu.

Akşener’in kendi oyu için net ifadeler kullanmak daha zor çünkü İnce’ye İyi Parti’den giden oylar rahatça görülüyor.

3)HDP barajı nasıl geçti?

HDP, en çok oy aldığı doğu şehirlerinde 1 Kasım’da olduğu gibi oy kaybetti. Bunda pek çok sebep aranabilir ama OHAL şartları ve bazı sandıkların taşınması göz ardı edilmemeli. Çokça söz edildiği gibi, batı oylarıyla mı geçti barajı? Buna “evet” ya da “hayır” diyebilecek düzeyde hesap yapmadım. Ancak batı illerinde barajı geçmesi motivasyonuyla HDP’ye yöneliş oldukça net. Büyük şehirlerden gelen oyların da baraj sorununu bitirmede önemli olduğunu düşünüyorum.

4)Milli görüş hareketi bitti mi?

Bu soruya yanıt vermek için milli görüşün geçmişten beri güçlü olduğu Konya’ya bakalım. 1 Kasım’da Saadet Partisi Konya’da yaklaşık 11 bin oy almış. 24 Haziran’da yaklaşık 31 bin oy almış. 1 Kasım’da Türkiye genelinde ise 325 bin oy almış. 24 Haziran’da bu 672 bin oya yani %1,3’e çıktı.

Peki neden beklentilerin aksi şekilde oy artışı böylesine az oldu? Neden Saadet kendi listesinden vekil çıkaramadı? Bunun başat yanıtı AKP seçmenine ulaşılamaması. Zira SP’nin hitap ettiği kitle bakımından oy kayışını en fazla sağlayabileceği parti AKP’dir. Karamollaoğlu ve diğer isimlerin sosyal medyayı oldukça aktif kullanmaları, hatta e-miting yapmaları, ilginç çıkışlar yapmaları ne kadar doğru işler olsa da AKP seçmenine, hatta MHP seçmenine de yeterince ulaşılamadı. Karamollaoğlu’nun böylesine şaşırtan ve başarılı adaylık sürecine rağmen %1,3 aşılamadıysa, milli görüş hareketinin seçimden seçime eridiğini söylemek yanlış olmaz. Yerel seçimlerde de eğer elde bulundurduğu belediye sayısını yitirirse bu “erime” kanısı güçlenecektir. Ama “bitti” demek doğru değil. Zira kendisini milli görüşçü tanımlayıp AKP ve MHP’yi tercih eden seçmenler de var, tıpkı kendisini Atatürkçü tanımlayıp uzun yıllardır AKP’yi tercih eden seçmenlerin varlığı gibi.

5)İnce için gelecek ne getirebilir?

Bu soruya yanıt aramadan önce, 5 yıl kadar önceye kısa bir dönüş yapalım. 2014 Yerel Seçimleri’nde CHP, Yalova’da Vefa Salman’ı aday gösterdi. O günlerde, yakından takip edenler de hatırlayacaktır, Yalova milletvekili Muharrem İnce sokak sokak gezerek çalışmıştı. İlk olarak AKP’nin kazandığı gözükse de, itirazlar sonrası seçim yenilendi ve belediyeyi 228 oy farkla CHP kazandı. Bu süreçte de İnce oldukça yoğun şekilde çalıştı. Ardından Ağustos’ta CHP tabanının çoğunluğunun içine sinmeyen İhsanoğlu’nun adaylığı ve yenilgisi sonrası İnce ilk kez Kılıçdaroğlu karşısına çıktı. Topladığı imzalardan daha fazla oy alan ancak kurultayı kaybeden İnce zaten bu süreç öncesinde uzun süredir sürdürdüğü grup başkanvekilliğini bırakmıştı. O kurultayda söylediklerini tekrar dinlemenizi öneririm. “Sağcılaşmadan sağdan oy alacağız.” gibi, bu seçimde gördüğümüz İnce-CHP oyu arasındaki makası açıklayan tespitler var.

2018’de bu sefer olağan kurultayda aday oldu İnce. Bu konuşmasında da “delegelere değil ama parti tabanına” oldukça etki eden söylemleri oldu. Velhasıl, İnce yine topladığı imzadan fazla oy aldı ancak Kılıçdaroğlu kazandı. Özellikle bu kurultay sonrasında parti tabanında delegeler için tepkiler oluştuğunu hatırlatalım.

Erken seçimin ilan edildiği günden sonra en çok tartışılan sorular “Çatı aday olur mu?”, “CHP’nin adayı kim olacak?” şeklinde oldu. Nitekim, Abdullah Gül’ün bu süreçte Kılıçdaroğlu tarafından ciddi şekilde düşünüldüğünü de artık biliyoruz. Bu düşünceye Akşener karşı çıkarak ilk turda her partinin kendi adayını çıkartması gerektiğini söyleyerek engel koydu. Daha sonra gözler CHP içindeki isimlere döndü: Kesici, Büyükerşen ve İnce. Kemal Bey’in tanımladığı özelliklerde İnce yoktu, ancak birkaç cümle öncesinde anlattığım süreç Muharrem İnce’nin genel başkan olamasa bile parti tabanında desteğini arttırmıştı zaten.

Açıkça söyleyeyim, ben İnce’nin oyunun daha düşük olacağını düşünüyordum. Ancak yıllar sonra ilk defa sosyal demokrat gelenekten gelen bir parti-aday her kesimden oy alabildi.

Örneğin 2011 Genel Seçimleri öncesi Kazlıçeşme’de büyük miting yapan CHP, Adalet Mitingi hariç, İstanbul’da büyük miting yapmamıştı. İnce’nin Maltepe mitingi bu açıdan da önemliydi. İzmir ve Ankara da oldukça önemliydi.

%30 psikolojik barajının aşılmasının sonrası CHP’de yine bir liderlik tartışması başlattı. CHP’de delegelerin-teşkilatların ne yönde tercih yapacağını medyadan takip ediyorum o yüzden olası bir Kurultay için tahminde bulunmayacağım. Ancak Muharrem İnce’nin artık güçlü bir siyasî figür olduğu yadsınamaz.

Bilmek gerekir ki, CHP’nin başına kim gelirse gelsin, partinin iç sorunları çözülmedikçe sonuçlar değişmeyecektir. Yukarıda İnce’nin “sağcılaşmadan sağdan oy alma” söyleminden söz etmiştim. Ayrıca 2018 Olağan Kurultayı’nda söz ettiği “parti içindeki mutlu azınlıklar” gibi önemli tespiti de göz ardı etmemeli. Bunlar ve daha pek çok sorun çözülmedikçe %26-%20 değerleri CHP’nin desteği olur, fazlası değil.

Doğukan Temizel

Doğukan Temizel

"1998'de İstanbul'da doğdum. İlköğretim ve lise eğitimimi Bakırköy'de tamamladım. Şu sıralar üniversitede hukuk öğrenimine devam ediyorum. 2011'den bu yana çeşitli internet sitelerinde yakın tarih üzerine köşe yazılarım yayınlanıyor."
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Mazlum Doğan dedi ki:

    Güzel bir yazı olmuş, tebrikler.

  2. Polat dedi ki:

    Daha iyilerini de bekliyoruz.

BİR YORUM YAZ