Alexa
Medya Siyaset

30 Ağustos Destanı

30 Ağustos Destanı

30 Ağustos 1922, ölümüne vuruştuğumuz ve emperyalizmi yendiğimiz gündür.

30 Ağustos 1922, dirilişin, uyanışın, özverinin, yiğitliğin şaha kalktığı gündür.

30 Ağustos 1922, esaretin bittiği, mazlumun güldüğü, zalimin ağladığı gündür.

30 Ağustos 1922, bağımsızlığa, özgürlüğe kavuştuğumuz gündür.

“26 Ağustos 1922, Anadolu’dan asla çıkmayacağımızın belgesidir.”

Her devletin, her milletin özel günleri vardır.

Ancak bizim 30 Ağustos Zafer Bayramımız çok özeldir.

Biz bu savaşta, Yunan ordusunu bozguna uğratmadık; Biz aslında, üzerinde güneşin batmadığı koca bir imparatorluğu yenerek, ezilen, sömürülen ülkelere örnek olduk.

***

Büyük Taaruz öncesinin, uzun bir hazırlık devresi vardır:

Atılacak her topun, sıkılacak her kurşunun, kullanılacak her süngünün hesabı yapılmıştır.

Bütün olasalıklar düşünülmüş, görüşülmüş, planlanmış ve harita üzerinde işaretlenmiştir.

Hangi birlik nerede duracak?

Nereyi savunacak?

Hangi tepeye, hangi birlik, ne zaman saldıracak?

Kim, kimi takip edecek?

Hangi yollar tutulacak?

Hepsi önceden belirlenmiştir.

Bir de, hucüm planından kimsenin haberi olmayacaktır.

***

Atatürk’ün sırdaşı, yol arkadaşı Kılıç Ali bile bu durumdan habersizdir.

Büyük Taaruzun başlamasından 8 gün önce,  davet edildiği yemekte “büyük sırrı” öğrenir:

Yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“18 Temmuz 1922 günü, Hacı Bayram-ı Veli Şeyhi Ankara Milletvekili Şemsettin Efendi, bu akşam bize dergah binasında içkili bir ziyafet verdi.

Milli Müdafaa Vekili Kazım Paşa (Özalp), Ben, Topçu İhsan, Aksaray Milletvekili Neşet, Basın Yayın Genel Müdürü Ağaoğlu Ahmet, Tekel Genel Müdürü Mithat (eski Maraş Milletvekili) Beylerle, Azerbeycan Büyükelçisi İbrahim Abilof yoldaş da davetliydi…

Kazım Paşa bir ara beni bir köşeye çekti.

‘Ordunun yakında taaruza geçeceğini, hazırlık sırasında çok yorulduğunu, hatta o günlerde cepheye gidip orduyu denetleyeceğini’ söyledi.

Hiç kimseye sezdirmeden “Ben kaçıyorum, yatacağım. Sen idare et” dedi, gitti.”

***

Cephede bulunan Mustafa Kemal, 8 Ağustos 1922 günü Ankara’ya döner.

Yanında, denetlemek için önceden cepheye gitmiş olan Kazım Paşa vardır.

Aynı gün Fevzi Paşa’da cepheden dönmüştür.

Mustafa Kemal’in, 26 Ağustos akşam Çankaya Köşk’ünde, Ankara’da bulunan siyasetçileri çay partisinde buluşturacağını açıklar.

Ertesi günün gazeteleri bu haberle çıkar.

***

Kılıç Ali, 25 Ağustos’ta, Recep Bey’in akşam yemeğine davetlidir.

İhsan Bey de oradadır.

Mustafa Kemal, Kılıç Ali ile İshan Bey’in, Recep Bey’in evinde olduğu haberini almıştır.

Yaverine, Kılıç Ali’yi aramasını ve kendilerine katılmalarını emreder.

Kılıç Ali, o geceyi şöyle anlatır:

Yaver Muzaffer telefonla beni çağırdı.

Kendilerine katılmamızı söyledi.

Gazi, geceyarısından sonra geldi. (Atatürk)

Alkollüydü. (Serhoş değil)

“ Vakit geç oldu. Oturmayacağım, gideceğim” dedi.

Giderken Beni, İhsan’ı ve Recep Bey’i başbaşa getirdi, ellerini omuzlarımıza atarak şöyle dedi:

“Ben doğruca cepheye gidiyorum. Düşmana taaruz edeceğim!”

Hepimiz şaşırdık ve telaşlandık.

İhsan Bey sordu:

“Paşam, ya başaramazsan?”

Mustafa Kemal şu cevabı verdi:

“Ne?… Bir hafta içinde onları mahvedip denize dökeceğim!”

***

Yapılacak taaruzdan, hükümetten başka hiç kimsenin haberi yoktur.

Çay partisi daveti gerçek değildir.

Mustafa Kemal, Ankara’ya gelmeden önce cephe komutanlarıyla toplantı yapmış ve onların fikirlerini almıştır.

Toplantıya katılan komutanlardan kimi, “siyasi sorunların halli için ordunun elde bulunması gerektiği” görüşünü savunur.

Kimi “araçsızlık ve parasızlık yüzünden bu taarruzun mümkün olamayacağını” söyler.

Kimi de, Mustafa Kemal’in planını “çok iddialı bulur, bu ihtimalin gerçekleşemeyeceğinde ısrarlı olur.

Hatta Kumandanlardan Yakup Şevki Paşa daha ileri giderek;

“Böyle bir taarruzda başarılı olunmazsa millet bizi asar” der.

Mareşal Fevzi Paşa, “bu görüşlerden hiçbirine katılmayarak, aksine siyasi sorunların zaferle halledilebileceğini, bunun için de taaruz kararının alınmasından yana olduğunu” bildirir.

Gazi, söylenenleri dinler, planında ısrar eder ve ekler:

 “Ya bunu gerçekleştireceğiz ya da gerçekleştiremezsek zaten bittik.”

***

Mustafa Kemal, sabahleyin kimseye haber vermeden otomobiliyle Ankara’dan Konya’ya, oradan Akşehir’e gider.

Ve Mustafa Kemal, Kocatepe’de kurulmuş olan çadırının içinde, 26 Ağustos sabahı saat 05.30’da ordusuna taaruz emrini verir:

Önce top atışları yapılır, bir süre sonra süngü savaşı başlar.

Düşman şaşkındır; Beklemediği bir zamanda, beklemediği yerde ateş altında kalmıştır.

Mehmetçik, “Allah Allah” nidaları ile Yunan ordusunun mevzilerini zorlamaktadır.

Daha ilk günde,Yunan mevzilerinin çoğu ele geçirilmiş ve düşman bozulmuştur.

Mustafa Kemal’in Ankara’daki arkadaşları ile milletvekilleri dahil herkes telaş ve kaygı içinde haber beklemektedir.

Asker milletvekilleri, kendilerine göre fikir yürütmektedirler…

28 Ağustos 1922 günü cepheden haberler gelmeye başlar.

Topçu ateşiyle başlayan taaruz, başarılı olmuştur.

Gazi, kurmaylarıyla birlikte Kocatepe’de bizzat savaşı yönetmektedir.

30 Ağustos 1922, düşmanın beş fırkasının Dumlupınar’a gitmesi engellenmiştir.

Düşmanın, Kütahya yönünde güneye gideceği yolları kesilmiştir.

Yunan ordusu, Muratdağı’nın kuzeyindeki Kızıltaş deresi içinde kalmaya mecbur edilmiş ve derenin içinde bulunan bu beş düşman fırkası tamamen kuşatılmıştır.

***

31 Ağustos 1922, bütün ülke neşe ve heyecan içindedir.

Kuşatılan düşman kuvvetleri, başlarında Başkumandanları General Trikopis olduğu halde çok kötü ve sıkışık durumdadır.

Teslim olacak bir birlik ararlarken, orada bir istihkam subayımıza rastlarlar.

Kendisini çağırarak teslim olurlar.

Trikopis, 2. Kolordu Komutanı General Digenis ve diğer tutsak fırka kumandanlarıyla birlikte Uşak’ta karargah olarak kullanılan bir evde, Gazi’nin huzuruna çıkarıldığında heyecanlı ve bitkin haldedirler.

Gazi, onları oturtur, teselli için “bu gibi yenilgilerin tarihte örnekleri olduğunu, sevk ve idarede görevlerini eksiksiz yapmış iseler vicdanen rahat olmaları” gerektiğini söyler.

Trikopis, “Askeri görevimi tam olarak yaptığıma eminim. Fakat asıl görevimi maalesef yapamadım” diyerek intihar edemediğini anlatmak isteyince;

Gazi, sözünü keser:

“O size ait bir düşüncedir.”

Sonra harita üzerinde bazı eleştiriler yapar:

“Şurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız? Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere sürmeseydiniz daha iyi olmaz mıydı?”

Bu konuşmalar sırasında bir fırka komutanı yanındaki subaya sorar:

“Bizimle konuşan bu general kim?”

“Başkumandan Mustafa Kemal.”

“Niçin yenildiğimizi şimdi anladım. Bizim Başkumandan İzmir’de vapurda oturuyordu!”

***

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir yıl önce Başkumandan seçildiği gün Meclis kürsüsünden;

“Memleketimizi çiğnemek için topraklarımızı işgal eden Yunan ordusunu harem-i ismetimizde boğacağım!” sözünü vermişti.

Milletine verdiği sözü yerine getirdi.

Türk ulusu, Çanakkele’den tanıdığı Mustafa Kemal’i bağrına bastı.

Dünya’nın mazlum ulusları, Mustafa Kemal’i selamladı.

Milletimizi kutladı.

Büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos zaferini değerlendirirken, kendini değil, milletini övdü.

“Saygıdeğer Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muhaberesini ve ondan sonra düşman ordusunu tamamiyle yok eden veya esir eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmaray’a döken, harekatımızı açıklayıcı ve vasıflandırıcı söz söylemeyi gereksiz sayarım.

Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir daha geçiren muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz abidesidir.

Bu eseri yaratan bir milletin bir evladı, bu ordunun başkumandanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.”

***

Tarihçi İlbey Ortaylı’nın yazdığı gibi;

“26 Ağustos 1071 Türklerin Anadolu’ya giriş tarihidir; 26 Ağustos 1922 ise Anadolu’dan asla çıkmayacağımızın belgesidir.”

***

30 Ağustos Zafer Bayramınız kutlu olsun.

 

KAYNAK : 1- Kılıç Ali’nin Anıları / Hulusi Turgut

2 – Atatürk / İlbey Ortaylı

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. GÖNÜL PINAR ATACI dedi ki:

    Bu MUHTEŞEM yazısı için çok değerli ve sevgili hocamız Celal DURGUN’a en yürekten duygular, sevgiler, saygılar ve en iyi dilekler ile ben Gönül’den bir ithaf :

    BUNLAR,YÜCE 30 AĞUSTOS UTKUSU’NA BİLE DÜŞMAN BOP’CULAR

    Bunlar,bu kutsal, yüce ve ulusal 30 Ağustos Utkusu’na bile düşman BOP’cular.
    Bunlar,tüm ulusu emperyal güçlerle elele verip ezmek isteyen Beşinci Kol’cular.

    Bunlar,bütün ulusal değerleri ve kazanamları pazarlayarak ve satarak yokedenler.
    Bunlar,kanlı bir iç ve dış savaş çıkararak herkesi bir birine kırdrmayı düşleyenler.

    Bunların o doğrudan ve dolaylı suçları ve günahları dağlar kadar çoktur.
    Bunları yenmeden hiçbir kimseye barış, huzur, genlik ve gönenç yoktur.

    Bunlar,tek ve en geniş bir Hak, Vatan Ve Halk Cephesi’nce yenilecektir.
    Bunlar,tarihin o iğrenç çöplüğüne,er ya da geç ama mutlaka gidecektir.

    Gönül Pınar Atacı, 30.Ağustos.2019

BİR YORUM YAZ