Alexa
Medya Siyaset

30 Ağustos Zaferi

30 Ağustos Zaferi

Bir milletin birlik ve beraberliğinde milli bayramların, önemli bir yeri vardır.[i] Öyle ki bu bayramların bir kısmında milletin kaderine yön veren olayların tarihi anılırken bir kısmında da kazanılan zaferlerin tarihi anılır.

Elbette bu zaferlerde amaç savaşı kutsamak değildir. Çünkü savaşlar insanlık tarihinde, acıların ve üzüntülerin yaşandığı istenmeyen olaylardır. Ne var ki Çanakkale Savaşı gibi Kurtuluş Savaşı da bugün varlık nedenimiz olan iki onurlu savaşımızdır ve bu savaşlar; gururla sahip çıkacağımız, sahip çıkmamız gereken değerlerdir.

Kurtuluş Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra işgal edilen Anadolu’da, milli hâkimiyeti boğmak isteyen iç ve dış düşmanlara karşı verilen bağımsızlık mücadelesidir. 26 Ağustos 1922’de başlayıp 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da düşman kuvvetlerinin imhası ile sonuçlanan Başkomutan Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı’nın en etkili askeri başarısı olarak tarihe geçmiştir. 30 Ağustos Zaferi’nden sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” talimatıyla, düşman toparlanamadan takip edilmiş ve 9 Eylül’de İzmir’de denize dökülmüştür.

30 Ağustos Zaferi, 1924’te Atatürk’ün katılımıyla kutlanmış, 1926’da çıkarılan bir kanunla Türk ordusunun bayramı olarak ilan edilmiştir. Ancak bu bayram 1930’ların ortalarına kadar görkemli kutlama ve anmalardan uzak bir şekilde törenlerle kutlanmış, 1960’lardan itibaren daha kapsamlı ve katılımlı kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. Bu kutlamalar, “Büyük Zafer” kutlamalarını da aşıp ülke içine ve dışına ordunun bir mesajı niteliği de taşımıştır.[ii]

29 Ağustos 1928’de Dolmabahçe Sarayı’nda harf inkılabı için çalışılan en yoğun günlerden bir gün yaşanmış, çalışmalar sofrada devam etmiş, gecenin ardından şafakla gün ağarmaya, denize bakan pencereden karşı yamaçlar belirmeye başlamıştır. Masadakiler bu erken saatte Atatürk’ün 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlamak için teker teker ayağa kalkınca, Atatürk kendilerine:

-Hayrola? Gidiyor musunuz? Diye sormuş, onlar da 30 Ağustos Zaferini Türk milletine kazandıran kendisini tebrik etmek istediklerini belirtmişlerdir. Sonrası masadakilerden Ercüment Ekrem Talû’nun anlatımıyla:

Ebedî Şef hemen ayağa kalktı… Çelik bakışlı gözleri bir an için, tarihin enginlerine dalar gibi oldu… Hafif sislendi… Sonra etrafında bir tâzim halkası çeviren misafirlerine dedi ki:

– Arkadaşlarım! Teşekkür ederim. Tebriklerinizi 30 Ağustos zaferinin hakikî âmilleri bulunan Türk kumandan, zabit, küçük zabit ve erlerinin mübeccel(yüce) adlarına kabul ediyorum. Ne yazık ki o gün, orada sonsuz vatan ve istiklâl aşkı ile aslan gibi harbedip, mukaddes yurdun âtisini kanlarıyla tarsin eden mübarek şehit ve gazilerimizin adlarını yeğânyeğân(tek tek)belliyerektesbit edemedik. Lâkin onların, kül halinde, gelecek nesillerin hayranlığına ve tebciline (yüceltme) hak kazanmış bir müşterek adı vardır: Türk Ordusu. Bugün kutlamak kadirşinaslığında bulunduğumuz büyük zafer münhasıran onundur! Türk ordusu ve Türk milleti varolsun![iii]

“30 Ağustos” Türk ordusunun başarısıdır. Çünkü bu başarı,yapılacak taarruzu cinnet olarak gören, boşu boşuna kan döküleceğine, katır ve deve olmadığından askerin ilerleyemeyeceğine inanıp kazanma ümidi olmayanların itirazlarına rağmen[iv]göze alınan bir başarıdır. Çünkü bu başarı Türk askerinin özgürlüğü uğruna her şeyi feda edebileceğine inanarak taarruzun ilk saatlerinde top mermilerinin tükenme tehlikesi karşısında düşmandan artakalan mermilerle ikmal yapmayı planlayacak kadar tümsorumluluğuüzerine alan Mustafa Kemal Atatürk[v] ve silah arkadaşlarının, gözünü kırpmadan bedenlerini feda eden şehit ve gazilerimizin, onlara mermi taşıyıp, çorap ören, dualarla gözyaşı döken yaralı Anadolu insanının başarısıdır. Bu başarı ne teknolojinin ne de paranın başarısıdır. Bu başarı, Türk’ün bağımsızlık uğruna ortaya koyduğu onurlu yüreğinin başarısıdır. Bu başarı Türk’ün dirilerek ayağa kalktığı ve dünyaya meydan okuduğu, mazlumun zalime, onurlu olmanın onursuzluğa olan başarısı, insanlık başarısıdır.

30 Ağustos, yok edilmek ve vatanından kovulmak istenen bir halkın millet olmasında, ülkenin işgalcilerden elbirliği ile kurtarıldığı, özgür ve bağımsız yaşama isteğinin hayata geçirildiği gündür.[vi]30 Ağustos, Türk milletini mahvetmek ve onu esir etmek düşüncesinin uğradığı akıbet, emperyalizme bir darbe, diğer mazlum ülkelere örnektir. 30 Ağustos, yıllarca çile çekmiş ve sadece yüreğinden başka sermayesi olmayan Anadolu halkının açgözlü sömürgeci dünyaya onurla baktıkları gündür.30 Ağustos 1922’de Türk ordusu sadece zafer kazanmamıştır, onuru, onurlu millet olmayı da kazandırmıştır.

Aslında birçokları için son olan bu zafer, Atatürk için başlangıç olmuştur. Amaç savaşmak değil, uygarlık yolunda ilerlemek, insanca yaşamaktır. Ona göre asıl mücadele bundan sonra başlayacaktır.

Başta Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bağımsızlık uğruna savaş veren tüm atalarımızı, bu zaferin gururunu yaşayamadan can veren şehit ve gazilerimizi şükran ve rahmetle anıyoruz.

Atalarımızın kazandığı bu onuru hala yaşayabiliyorsak ne mutlu bize!

Mesele, onurlu insan, onurlu ordu, onurlu millet ve onurlu devlet olarak onlara layık olabilmekte!

[i]Özer Ozankaya, Ulusal Bayramların Toplumsal İşlevleri Açısından 30 Ağustos Zafer Bayramı, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi 1.04 (1989), s. 541.

[ii] Burhan Sayılır, 30 Ağustos Zafer Bayramı Kanunu, İlk Zafer Kutlaması ve Büyük Taarruz İle İlgili Bazı Bilgiler, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Yıl: 12, Bahar 2014, Sayı: 16, s. 100

[iii]Nurer Uğurlu, 30 Ağustos Hatıraları…, s. 69-70.

[iv]Nurer Uğurlu,30 Ağustos Hatıraları…, s. 20-23.

[v]Nurer Uğurlu başkanlığında bir kurul tarafından hazırlanan, 30 Ağustos Hatıraları, Sel Yayınları, s. 45.

[vi] Burhan Sayılır,30 Ağustos Zafer Bayramı…, s. 91

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ