Alexa
Medya Siyaset

30 Ağustos

30 Ağustos

Kütahya – Eskişehir savaşlarında yenilen Türk Ordusu, Sakarya doğusuna çekilmişti. 23 Ağustos – 13 Eylül 1921 arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesi, Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Şimdi sırada düşmanı yurdun her noktasından tamamen söküp atmak vardı. Ancak ordu ne taarruz edebilecek dinçliğe sahip, ne de araç, gereç, cephane ve gıda bakımından yeterli donanıma sahipti.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Sakarya savaşından sonra ordunun eksiklerini gidermek ve taarruza hazır hale getirmek için seferberlik ilan emri verdi. Böylece düşman ile eşit seviyeye gelmeyi planlıyordu. 1922 yılının başında Türk ordusunun mevcudu 190.000 kişiye ulaşmıştı. Ordu halkın yardımı ile donatıldı. Fransızlar da Güney cephesinden 20 Ekim 1921 Ankara antlaşması ile çekilmiş, elinde ki silahları Türk ordusuna bırakmıştı. Ayrıca İstanbul’da milli örgütler tarafından kaçırılan ve satın alınan silahlar ile mühimmat İnebolu üzerinden Ankara’ya süratle nakledilmiş, böylece ordu hem insan hem teçhizat bakımından Sakarya savaşına göre çok daha tertipli bir hale gelebilmişti.

Haziran 1922’ye gelindiğinde Mustafa Kemal Paşa, diğer kumandanlar ile taarruz fikrini paylaştı. Plan çok riskli idi. Ordunun büyük bir sürat ile hareket etmesi ve düşmana toparlanma şansı vermeden hepsini imha etmesi gerekiyordu.

Planın ana hattı “Yunanlıların sağ kanadına saldırıp, orduyu ikiye bölmek ve toparlanmasına fırsat vermeden imha etmekti”. Taarruz, Mustafa Kemal Paşa’nın zekasının bir ürünüydü. Ani bir baskın olarak planlanmıştı.

General Townshend ile görüşmek için Ankara‘dan ayrılan Mustafa Kemal Paşa, 23 Temmuz 1922 akşamı Batı Cephesi Karargahı‘nın bulunduğu Akşehir‘e gelmişti. 24 Temmuz‘da Konya‘ya giden Paşa, 27 Temmuz gecesi tekrar Akşehir‘e geldi.

Batı Cephesi komutanlarını bir araya toplamak için cephe karargahı futbol takımıyla kolordu futbol takımı arasında bir maç tertip edilerek tüm komuta kademesi davet edildi.

Akşam, Başkomutanın karargahında bir araya gelen komutanlar ile saat 21.00’de toplantı başladı.

28/29 Temmuz gecesi yapılan toplantıya, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nurettin Paşa, Yakup Şevki Paşa, ve bazı kolordu komutanları katılmıştı.

Toplantının bitimi sabaha kadar sürmüştü. Plan üzerinde uzlaşma sağlanmıştı. Türk ordusu, yaklaşık dört yıldır Anadolu’yu kasıp kavuran düşmanı yurttan sürecekti. Mustafa Kemal Paşa, toplantının ardından son hazırlıkları yapmak üzere Ankara‘ya dönmüştü. Genelkurmay Başkanı 13 Ağustos 1922‘de cepheye hareket etmişti. Mustafa Kemal Paşa‘da pek yakında Ankara‘yı terk edecekti. Cepheye gidişini gizlemek için bir çay partisi tertip edeceğini ilan etmişti.

Hâkimiyet-i Milliye gazetesi 20 Ağustos 1922 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın 21 Ağustos’ta köşkte bir çay ziyafeti vereceğini duyurdu. Oysa 21 Ağustos sabahı gazete okuyuculara ulaştığında Mustafa Kemal Paşa cepheye doğru yola çıkmıştı.

Bu bir oyalama taktiğiydi.

Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta şöyle aktarıyor :

“Tuz gölü üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya hareketimi telgrafla orada kimseye bildirmediğim gibi, Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak Konya’da bulunduğumun hiçbir yere bildirilmemesini sağladım.”

20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16.00’da Batı Cephesi Karargahının bulunduğu Akşehir’e gelen Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz edileceği emrini cephe komutanına bildirmişti.”

Nutuk’tan aktarıyor :

“20/21 Ağustos 1922 gecesi 1. ve 2. Ordu Komutanlarını da Karargâha çağırdım. Genelkurmay Başkanı ile Cephe Komutanını da yanımda bulundurarak, taarruzun nasıl yapılacağını açıkladıktan sonra, Cephe Komutanına o gün vermiş olduğum emri tekrarladım.

Komutanlar harekete geçtiler. Taarruzumuz, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın halinde yürütülecekti. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu. Bu sebeple bütün yürüyüşler gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. Taarruz bölgesinde, yolların düzeltilmesi v.b. çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de benzeri yanıltıcı hareketlerde bulunulacaktı.

24 Ağustos 1922’de karargâhımızı Akşehir’den, taarruz cephesi gerisindeki Şuhut’a getirttik.25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan Kocatepe’nin güneybatısındaki çadırlı ordugâha naklettik.26 Ağustos sabahı Kocatepe’de hazırdık. Sabah saat 5.30’da topçu ateşimizle taarruz başladı.”

26 Ağustos günü meclis kürsüsüne çıkan Rauf Bey, Fevzi Çakmak Paşa‘dan gelen telgrafı okuyacak, bütün dünya ile aynı anda BMM üyeleri de ordumuzun taarruza geçtiğini öğrenecekti.

Neredeyse bir yıldır gizlenen ve hazırlanan Türk taarruzu nihayet başlamıştı.
26 Ağustos 1922 itibariyle iki ordunun kuvvetleri şu şekildeydi :

Yunan Kuvvetleri : 6564 subay, 218.000 er, 83.000 tüfek, 1.280 ağır makineli tüfek, 418 top, 50 uçak

Türk Kuvvetleri: 8659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek, 2.025 hafif makineli tüfek, 5000 kılıç, 340 top, 8 uçak

Dört yıldır zulüm, yağma ve disiplinli bir ordunun yapamayacağı eşkıyalıkları Türk milletine reva gören Yunan ordusu, topçularımızın şiddetli ateşinin şokunu atlatamadan Mehmetçiğin süngüleri ile burun buruna gelmişti. Makineli tüfek ateşinin üstüne koşan, adeta ölümü göğüsleyen Mehmet’in kahramanlığını 23. Tümen Kurmay Başkanı Yüzbaşı Fahri ( Daha sonra General Fahri Belen ) topçu ateşinden sonra taarruza kalkan piyadelerimizin kahramanlığını hatıralarında şöyle aktarıyor :

“Ben ileriye doğru giderken subaylarımızın ve erlerimizin büyük fedakarlıklarını, kahramanlık manzaralarını görüyordum. Belen tepe ön yamaçlarındaki çalılıklar  topçu ateşiyle yanarak üç dört yüz metrelik bir saha ateş ve duman içinde kalmıştı. Avcılarımız bu ateş sahası içinden geçmekte ve bir kısmı yanarak şehit olmakta idiler.”

Yarbay Halit ( Akmansu ) tarafından kumanda edilen 5. tümen saat 07.00 sıralarında Kalecik Sivrisini ele geçirmeyi başarmıştı. Cephede bayram havası estiren bu habere çok geçmeden bir yenisi eklendi. Yarbay Naci ( Tınaz ) komutasındaki 15. Tümen hücum birlikleri saat 08.00 itibariyle Tınaz Tepenin işgalini tamamlamışlardı. Saat 09.00 itibariyle de 23. Tümen Belen Tepe‘yi ele geçirmişti.

Taarruz başlayalı 4 saate yakın olmasına rağmen düşmanın elinde bulundurduğu üç önemli merkez ele geçirilmişti. Süvari kolordusu saat 10.00 sıralarında Ahır dağlarını aşmışlardı. Yunanlılar hayretler içinde kalmıştı. Türk topçusunun ateşlerinden kurtulan, piyade ile süngü savaşlarına girişen Yunan erleri, şimdi karşılarında binlerce atıyla Türk süvarilerini görmekteydiler.

Taarruzun ikinci günü ( 27 Ağustos 1922 ) Türk tarihinin en acıklı olaylarından biri meydana gelmişti. 57. Tümen komutanı Albay Reşat ( Çiğiltepe) bey , Çiğiltepe mevzisini zapt etmekle görevlendirilmişti. Tepe zamanında alınamayınca Başkomutana söz veren Reşat bey yarım saat dolunca hala tepe alınamadığı için intihar etmişti. Bıraktığı notta ‘’Bu en önemli günde görevimi yapamadığımdan dolayı yaşayamam’’ diyordu. Halbuki tepe 27 Ağustos akşamı alınacaktı.

( Albay Reşat Çiğiltepe )

Türk ordusu 27 Ağustos günü akşam vakti Afyon’a girdi.

28 Ağustos’ta Yunan Cephesi yarılmış, 29 Ağustos’ta taarruz olağanca hızı ile devam ederek düşmanın ikiye ayrılan ordusu Türk kuvvetlerince çevrilmişti. Savaş bir muharebeden çok kovalamaya dönüşmüştü. Yunanlılar kaçıyor, kaçtığı yerleri tıpkı gelirken yaptığı gibi yakıp yıkıyordu.

Tarihler 30 Ağustos 1922’ye geldiğinde, artık Yunanlılar Dumlupınar Ovasında bölünmüş ve yok olmuş vaziyetteydi. Düşmanın bir bölümü yok edilmiş ve esir alınmıştı. Kalanlar İzmir’e doğru kaçmaya başladılar.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, düşmanın çekilişini sekteye uğratmak ve kaçan düşmanı imha etmek için 1 Eylül 1922’de ordulara hitaben : “Ordular ! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri !” emrini verdi.

(Başkomutanın ordulara gönderdiği “İleri” emri)

Düşmanı takip eden ordularımız 31 Ağustos günü Kütahya’ya girecekti.

2 Eylül’de Yunan orduları başkomutanı Trikupis esir edildi.

11 Eylül’de Türk orduları Bursa’ya girdi.

26 Ağustos 1071’de Anadolu ’ya giren ordularımız

26 Ağustos 1922’de Anadolu ’ya Türk mührünü vurmuştu.

Şanlı zaferin 97. Yıldönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, milletimizin bu gurur dolu bayramını yürekten kutluyorum.

 

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. GÖNÜL PINAR ATACI dedi ki:

    Kutsal, yüce ve ulusal 30 AĞUSTOS UTKUSU’na adanmış olan ve derinden etkileyen ve duygulandıran en özlü, anlamlı ve güzel görsellerle süslü bu gerçek vatansever ve derin bilimsel analiz ve sentez için sevgili Ekin TOPCUĞLU’na özel tebrikler, teşekkürler, en iyi dilekler.

BİR YORUM YAZ