Alexa
Medya Siyaset

9 Eylül

9 Eylül

Bugün İzmir’in işgalinden sonra Halide Edip’in Sultanahmet mitinginde söylediği şu ifadeyi hatırlatmakla başlamak istiyorum:“…hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.”

Bizim için milli ve manevi değeri ölçülemeyecek kadar büyük olan bu günlerde amacımız; düşmanlığı körüklemek değil, sevdiklerini kaybedince aynı acıları yaşayacak olan milletlerin, anaların, babaların, çocukların ağlamaması için, insanlık için barış hasretimizi dile getirmek, haklı mücadelemize ve atalarımızın onurlu davranışlarına sahip çıkmaktır. Atatürk’ün dediği gibi bu günler;“Türk milleti ecdadını tanıdıkça kendinde daha büyük işler yapmak için cesaret bulacaktır.”

İngilizlerin kışkırtmasıyla 15 Mayıs 1919’da İzmir’e giren Yunan askerleri, Türk askerine zorla “vito Venizelos” “yaşa Venizelos” dedirtmeye çalışmış ve bu sözü söylemeyen askerleri de süngüyle şehit etmişlerdi.  Bu haber kısa sürede ülkeye yayılmış, tüm ülkenin yüreğini yakmıştı. Anadolu’nun gözbebeği ve nazlı kızı İzmir, artık Türk’ün namusu ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın önemli bir simgesi olmuştu. İzmir’in kurtarılması üzerine yeminler edilmiş, destanlar yazılmış, türküler yakılmıştı. İzmir, bu aşamada artık bir ülküydü. Bu ülküye ulaşmak ereği, pek çok yurtseverin yüreğini yakmıştı.[1]

Aslında İzmir’in işgali, milli mücadelenin bir kıvılcımı olmuş ve buradan Anadolu’ya yayılan işgallere karşı tutuşan mücadele ateşi, tüm ülkeyi sarmıştı.[2] Sonunda bu ateş, Türk ordusunun İzmir’e girişiyle İzmir halkının gözyaşlarında ve Ege denizinin mavi sularında söndürülmüştü. Yunan Ordusu büyük bir yenilgiyle 9 Eylül ‘de Ege denizine dökülmüştü.

“…Türk süvarileri oldukça düzenli bir şekilde saat 11 sularında kente girmişler, yine düzenli bir yürüyüşle doğruca Vilayet Konağını tutmuşlardı. Kentte hiçbir karışıklık olmamıştı. Yalnız Ermenilerle Rumlar, Türk süvarilerine birkaç el bomba atmışlardı. Bombalardan birinin bir Türk subayıyla birkaç eri yaralamış olmasına rağmen Türk süvarileri karşılık vermemişler, saflarını bozmadan yürümüşlerdi… Bu tahrik edici davranışlara karşın muzaffer Türk ordusu bir kez daha İngiliz Konsoloslarının gözleri önünde Türkün ruh yüceliğini göstermişlerdi. Üzerine ateş edilen bir ordunun hiçbir karşılık vermeden yürüyüşe devam etmesinin tarihte pek örneğine rastlanmasa gerekti.”[3]

Atatürk, 10 Eylül 1922’de İzmir’e girdiğinde kendisine Yunan Kralı Konstantin’in kalmış olduğu ev tahsis edilmişti. Yunan kötülüğünü gören yaralı İzmir halkı, evin girişindeki mermer basamaklara bir Yunan bayrağı sermiş ve Atatürk’ten, Kral Konstantin’in Türk bayrağına yaptığı gibi, Yunan bayrağını ayakları ile çiğneyerek eve girmesini istemişti. Türk bayrağına yapılan hakaretin bir nevi öcü alınacaktı. Ancak Atatürk, Kral Konstantin’in yaptığı yanlışı tekrarlamayacağını söylemiş ve ayaklarının altına serilmiş olan Yunan Bayrağı’nı yerden kaldırtıp; “Bir milletin istiklâlinin timsali olan bayrak çiğnenmez” diyerek büyüklüğünü, barış yanlısı olduğunu ve düşmanla nasıl mücadele edileceğini göstermişti. Hâlbuki tam da yeri ve zamanı değil miydi kinden nefretten beslenmenin?

Atatürk o bayrağı, o anda çiğnemiş olsaydı, yaralı yüreklere su mu serpilirdi?

Biz bugün, o olayı gururla mı anardık?

Kurtuluş Savaşı sürecinde İzmir, İzmirli, Türk milleti belki çok zor bir sınav verdi, ama bu sınavı üstün başarıyla ve onurla bitirdi…

İzmir halkı ve Türk milleti böyle gösterdi dünyaya büyüklüğünü…

İşte bu yüzden İzmir halkının ve Türk milletinin başı dikti ve çocuklarının ve torunlarının başı hala diktir…

Savaş o gün bitmişti.

Peki, bitmiş miydi?

Asıl savaş bundan sonra başlamayacak mıydı?

Yaşamak, mücadele etmek, onurlu yaşamak, tek başına savaş değil miydi?

Savaş sadece silahla mı oluyordu?

Hala savaşır gibi yaşamıyor muyuz?

Savaşmak, Yaşamak…

Ama onurlu bir şekilde…

9 EYLÜL RUHU, İZMİR, BİZİM EMANETİMİZDİR…

İZMİR’E, İZMİRLİLERE, İZMİR RUHU TAŞIYANLARA…

KUCAK DOLUSU SELAMLAR…

[1] Nilgün Nurhan Kara. İşgal Altındaki İstanbul Basınında İzmir’in Kurtuluşu. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Journal Of Modern TurkishHistoryStudies. XVII/35 (2017-Güz/Autumn), ss. 121-136. (122).

[2] Nilgün Nurhan Kara, s. 135.

[3] Bilal Şimşir, İngiliz Belgeleri ile Sakarya’dan İzmir’e (1921-1922), Ankara 1989, s. 388.

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ