Alexa
DOLAR
8,1508
EURO
9,7261
ALTIN
453,16
BIST
1.376
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Çok Bulutlu
21°C
İzmir
21°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Gök Gürültülü
20°C
Perşembe Sağanak Yağışlı
21°C
Cuma Parçalı Bulutlu
21°C
Cumartesi Sağanak Yağışlı
23°C

AB Zirvesi

AB Zirvesi

Kırk yıllık, çok üst düzey görevler yapmış, Tayyip Erdoğan’ın engin bilgisiyle “Monşer” diyerek nitelediği bir   diplomatın Avrupa Birliği’nin 25 Mart 2021 zirvesi sonrası yayınlanan bildirisinin bir değerlendirmesi.

Zirveden sonra yayınlanan bildirinin  Türkiye bahsinde yine rezalet ve son derece onur kırıcı ifadeler yer aldı.

Bildiride, sanki AB ile ilişkisi neredeyse altmış yıl önce başlamış, 1999 yılından beri “aday”, 2004/2005 yılından beri de “müzakere eden aday” Türkiye’den değil de, AB’nin yeni temas kurmaya başladığı ve üstelik AB için potansiyel tehlike oluşturan bir hasım ülkeden söz ediliyor.

Bildiride, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin “yasal olmayan sondaj faaliyetlerini” durdurarak gerginliği azaltmasının hoşnutlukla karşılandığı bildiriliyor. AB’nin, Türkiye ile ortak çıkar bulunan bazı alanlarda müzakere etmeye hazır olduğu açıklanıyor. Ancak müzakereler, mevcut gerginliğin azaltılması tutumunun devamı “koşuluna”   bağlanıyor. Bununla da yetinilmiyor. Müzakerelerin “aşamalı, orantısal ve geri alınabilir olacağı vurgulanıyor.

Bunun anlamı şu: Her aşamada Türkiye’nin “uslu durup durmadığına” bakılacak, uslu değilse, izleyen aşamaya geçilmeyecek; önceki aşamalarda varılan mutabakatlar da “geri alınacak”. Bildiride müzakere edilebilecek sınırlı bazı bahisler sayılıyor ancak somut taahhütlerde bulunulmuyor, “cek-cak”lı muğlak ifadelerle geçiştiriliyor.

Bütün bunlar da yetmemiş olacak ki, Türkiye’ye “yeniden uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı davranışlardan ve tahriklerden kaçınma” çağrısı yapılıyor. Ardından “sopa” gösterilerek Türkiye açıkça tehdit ediliyor. Türkiye’nin bu gibi davranışlarda bulunması halinde, AB’nin, kendi çıkarlarını ve üye ülkelerinin (Yani, Yunan-Rum) çıkarlarını savunmak ve bölgesel istikrarı korumak için elindeki araçları kullanma kararlılığında olduğu tekrar vurgulanıyor. Böylece, yaptırım tehdidi savruluyor.

Kıbrıs konusu da tamamen Yunan-GKRY çıkarları çerçevesindeki ifadelerle bildiride yer alıyor. Laf olsun diye, Türkiye’deki hukukun üstünlüğü ve temel haklara ilişkin de endişe dile getiriliyor.

Bildiride, yıllardır tıkanmış olan katılım müzakerelerinin ilerletilmesine tek kelimeyle bile atıf yapılmıyor.

Ortadaki manzara mevcut ilişki modelinin, ucu açık biçimde, Türkiye’yi emir alan, azarlanan, tehdit edilen, tabi devlet durumuna indirgediğini gösteriyor. İlişkilerin bu hale gelmesinde kuşkusuz AKP’nin sorumluluğu büyüktür. Bununla beraber, Türkiye’yi hiçbir zaman üye yapmayacağını yıllardır bas bas bağıran AB’nin sorumluluk kefesi de çok ağırdır.

Bu tablo, kendisine saygısı olan Türkiye gibi bir devlet bakımından daha fazla sürdürülebilir değildir. Yeni bir ilişki modeli geliştirilmeli ve o modelde Türkiye, “tabi devlet” olarak değil, AB’nin eşiti olarak yer almalıdır.

Hal böyle iken, 25 Mart AB bildirisi hakkında Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklama içler acısıdır.

Bakanlık, AB bildirisinde ağır ifadeler yokmuş gibi, “zirve bildirisine (ilişkileri olumlu gündem temelinde ilerletme konusunda) yansıtılmaya çalışılan söylemi memnuniyetle karşıladığını” açıklamıştır. Açıklamada, ilişkilerin geçmişi ve mevcut durumu görmezden gelinerek, hala, “AB ile ilişkilerimizi üyelik hedefi doğrultusunda geliştirmekten” söz edilebilmektedir. Bakanlık, AB’nin kurumsal bir bütünlük içinde bildiriye yansıttığı bu hasmane tutumu, “birkaç üye ülkenin dar görüşlü etkisine” bağlayarak konuyu hafife almayı tercih etmiştir.

Bakanlık böyle de CHP’nin tutumu daha mı iyi? Neredeee!

Parti sorumlusu, yaptığı açıklamada, AB bildirisinde ne dendiğini uzun uzun anlatıyor. Açıklamayı sanki CHP adına değil de, AB adına yapıyor. Açıklamada, iktidarın son zamanlarda dış politikada attığı ve AB’nin takdirine neden olan geri adımlara da CHP’nin herhangi bir itirazı dile getirilmiyor. Belli ki, AB’nin isteklerinin yerine getirilmesini CHP onaylıyor. AB’nin koyduğu koşullara da bir itirazı yok. AB bildirisinde kullanılan sert ifadelerin ve ilişkilerin geldiği çıkmazın sorumluluğundan AB’ne hiç pay ayrılmamış olması da açıklamada ayrıca dikkat çekiyor. CHP olanın bitenin farkında değil, hala “üyelik” şarkıları söyleyerek halkı aldatmayı sürdürüyor.

İktidardan ve muhalefetten gelen gerçeklerden uzak bu açıklamaların, Türkiye’ye baskı ve tehdidin sonuç verdiği mesajının AB’ne iletilmesinin dışında bir işlevi olamaz.

“Dış meşruiyet” arayışı içinde olan AKP’nin tutumunu anlamak mümkündür de, “bağımsızlık” geleneği olan CHP’nin tavrını anlamak olanaklı değildir. AB ile ilişkiler konusunda CHP’nin yaratıcı ve daha cesur bir tutum alması için Parti programında yeterli zemin vardır.

ETİKETLER:
Yorumlar
  1. Metin Ürkmez dedi ki:

    Sayın Mengü…Sizce AKP ile ayni parelelde olmak, AKP nin yıllardır sürdürdüğü hatalı dış politikayı kabullenmek olmaz mı?

    1. hursit kahraman dedi ki:

      buyrun sıze ychp mantıgı sayın mengu. muhalefet anlayısı bıldıgımız chp den ne kadar farklı olmus degıl mı? AB
      ,Amerıka yalakalıgı bu ulkenın bagımsız davranısından bıle ondemı gelecek . sırf akpye tezat teskıl edelım dıye.

  2. Şahin Mengü dedi ki:

    Dikkat ederseniz eleştiri konusu yaptığım zaten o. Ayrıca dış politika bana ne derler, herkese şirin görünme mantığı ile değil ülke menfaatlerine uygun yapılır.