Alexa
DOLAR
8,3198
EURO
10,1141
ALTIN
499,70
BIST
1.454
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
29°C
Ankara
29°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
27°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
30°C
Cumartesi Gök Gürültülü
23°C

ABD’ye Etkili bir Tepki Gösterilmeli

ABD’ye Etkili bir Tepki Gösterilmeli

ABD başkanı Biden’in 24 Nisan bildirisinde “Osmanlı dönemi Ermeni soykırımı” deyimini kullanması bu ülke ile ilişkilerimizde mevcut sorunlara yeni bir boyut getirdi.

Neden Şimdi?

Bu yıla kadar ABD başkanlarının yasa gereği her yıl 24 Nisan’da “soykırımı anma” konuşmalarında hukuki bir terim olan soykırım (genocide) ifadesini kullanmaktan kaçındıkları, bunun yerine Ermenicede büyük felaket anlamına gelen” med yegern” ifadesini kullandıkları bilinmektedir.

Geçmiş başkanlar bunu yaparken Türkiye’nin jeopolitik önemini, NATO müttefikliğini,  sözde stratejik ortaklığını göz önüne aldıklarını belirtmişlerdir.

Şimdi sorulacak soru şudur: Ne değişti? Türkiye’nin jeopolitik önemi kalmadı mı ki Başkan bu yıl “soykırım” ifadesini kullandı?  

Biden yönetimini geçmiş başkanların tutumlarından farklı olarak ilk kez “soykırım” ifadesini kullanırken Türkiye’nin ciddi bir tepki vermeyeceğini düşünmüş olmalıdır. Bu tavrın altında bizce şu nedenler yatmaktadır:

  • Türkiye ekonomisi üretim yerine dış kaynaklara (ağırlıklı olarak Amerikan dolarına) bağımlı hale getirilmesi Türkiye’nim bu ülkeye karşı hassas tarafını oluşturmaktadır. Önceki Başkan Trump’ın 9 Ekim 2019’da cumhurbaşkanı Erdoğan’a yazdığı mektupta “ekonominizi mahvederim Rahip Bronson olayında bunun küçük bir örneğini gösterdim” demesi ekonomimizin dolara bağlılığının ABD tarafınca kullanılabileceğini göstermektedir. Biden bu nedenle Türkiye’nin düşük bir tepki vereceğini düşünmüş olabilir.
  • Türk-Amerikan ikili ilişkileri, tarihinde az görülen şekilde yoğun problemlerle dolu olan bir dönemdedir. S-400/F-35 krizi, CAATSA yatırımları, ABD’nin Suriye’deki PKK/YPG terör örgütünü silahlandırması, FETÖ terör örgütünün ABD’den koruma görmesi,  Halkbank davası, Tayyip Erdoğan’ın mal varlığının araştırılması, Doğu Akdeniz’de ABD’nin Yunanistan’ın yanında yer alması, Yunanistan’a önemli ölçüde silah yardımı yapması, Kıbrıs Rum kesimine silah ambargosunu kaldırması,  Batı Trakya’da üsler elde etmesi, Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanı’na küstah mektubu ilişkilerin ne kadar sorunlu  olduğunu göstermektedir. ABD Dışişleri Bakanı Blinken türkiye’yi “sözde müttefik” olarak tanımlamıştır.

 İlişiklerin bu kadar sonulu olduğu bir ortamda yeni bir sorunun eklenmesi ABD için zor olmamıştır. Biden yönetimi dost bir ülkeye zarar vermek gibi bir endişeye kapılmamıştır.

  • Türk dış politikası yalnız ABD ile değil,  pek çok ülke ile sorunlar yaşamaktadır. 

Ulusal çıkarlar yerine ideolojik tercihler, ihvancı dış politika, dışişleri bürokrasisinin ve deneyimli değerli diplomatlarımızın dışlanması, devletler arasındaki ilişkilerin devlet başkanları arasındaki kişisel ilişiklere indirgenmesi, dış politikanın iç politikaya alet edilmesi, devlet aklı ve birikimini kullanmak yerine bir kişinin tercih ve kararlarına bağlı kalınması, Büyükelçi atamalarında liyakat yerine sadakatin esas alınması,   diplomatik nezakete uymayan ağır söylemler Türkiye’yi dünyada yalnızlaştırmış ve saygınlığını azaltmıştır. Bunun en açık örneği Doğu Akdeniz’deki egemenlik mücadelesinde en uzun kıyıya sahip olmamıza rağmen yalnız kalmamızdır. 

Bu durum Türkiye’yi dış baskılara açık hale getirmiş, Biden yönetimi bu fırsattan yararlanmıştır.

  • Biden, 3 Mart’ta kendi yönetiminin ulusal güvenlik stratejisi için bir rehber yayınlamıştır.

Bu rehberde dünyada demokrasilerin tehdit altında olduğunu belirtilmekte otokratik rejimlerle, bu rejimlerdeki yolsuzluklar, eşitsizlikler, , kutuplaşmalar ve popülist politikalarla mücadelenin ulusal güvenlik stratejisinin hedefi olacağı vurgulanmaktadır.

Bu kavramlar bize yabancı gelmemektedir. 2017 hükümet sistemi değişikliğinden sonra Türkiye dış dünyada bu problemlerle birlikte algılanmakta,  Biden yönetiminin hedefe koyduğu otokratik rejimler arasında yer almaktadır. 

24 Nisan’da “soykırım” deyiminin kullanılması bu otokratik rejime bir darbe olarak düşünülmüş olabilir.

  • Washington büyükelçimizin diplomasi altyapısının yetersizliği, henüz güven mektubunu dahi sunamamış olması, bu sonucun alınmasına katkı yapmıştır.
  • ABD’deki Ermeni lobisinin yoğun faaliyetleri, buna karşılık Türk lobilerinin yetersizliği, önceki yıllarda yararlandığımız Yahudi lobisinden yararlanmamamız da bu sonuçta önemli rol oynamıştır.
  • “soykırım” deyiminin kullanılmasında ABD iç politikasındaki faktörler de dikkate alınmalıdır.

Seçim propagandaları esnasında gerek Biden, gerekse yardımcısı Kalforniya Senatörü Camela Harris seçildikleri takdirde bu deyimi kullanacaklarını Ermeni seçmenlerine taahhüt emişlerdir. Ermenistan-Azerbaycan savaşında Azerbaycan’ın Türkiye’nin desteği ile Ermenistan’ı yenilgiye uğratması ve Ermenistan’ın ABD tarafından yeteri kadar desteklenmemiş olması. Biden-Harris yönetiminde Ermenilere karşı bir jest yapmak ihtiyacını doğurmuş olabilir.

Nasıl Tepki Verilmeli?

ABD yönetiminin 24 Nisan’da “Osmanlı dönemindeki ermeni soykırımı” tabirini kullanması Türkiye’ye karşı, tarihi gerçeklere aykırı haksız ve rencide edici bir suçlamadır. Biden’ın soykırım hükmü verme yetkisi yoktur.

Ülkemizin uluslararası alandaki saygınlığının korunması ve yüceltilmesi  ulusal çıkarımızdır. Bu hareket ulusal çıkarımıza zarar vermiştir. Buna yeterli tepki gösterilmezse arkasından ABD mahkemelerinde aleyhimize açılabilecek tazminat davaları, ABD kongresinin her iki kanadında komisyonlarda kabul edilen fakat genel kurullara getirilmeyen “soykırım” kararı alınması, şimdiye kadar tanımayan ülkelerin de soykırımı(!) tanımaları, Ermeni terör örgütlerinin yeniden canlandırılması bu örgütlerin  PKK ile işbirliği yapması gibi problemlerle karşılaşmamız olasıdır.

Yürütme erkini elinde bulunduran cumhurbaşkanı göreve başlarken “Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak ve yüceltmek için çalışacağına”  namusu ve şerefi üzerine ant içmiştir (AY Md. 103).işte bu olay tam da bu görevin yerine getirilmesini gerektirmektedir.

 Verilecek tepki ABD’nin canını acıtmalı, yaptığının yanlış olduğunu anlamasını sağlamalı fakat bize de zarar vermemelidir.

Bu kapsamda:

İkili temasların  (Haziran’daki Erdoğan- Biden görüşmesi dahil) kesilmesi, 

 Washington büyükelçimizin istişare için geri çağrılması, 

S-400’lerin aktif hale getirilmesi, Rusya ile daha sıkı işbirliği,

ABD’deki Türklerin örgütlenerek etkili lobi haline getirilmesi, 

Uluslararası adalet divanında ABD aleyhine dava açılması,

1980 tarihli Savunma ve ekonomik işbirliği (SEİA) antlaşmasının “ şartlar değişti” (rebus sic stantibus) kuralı uyarınca gözden geçirilmesi,

En önemli tedbir olarak ABDnin İncirlik dahil üslerimizi ve hava sahamızın kullanılmasına izin verilmemesi, Türkiye’deki Amerikan askeri misyonunun kısmen geri gönderilmesi gibi tedbirler akla gelmektedir.

 Olayın sadece sözlü kınamalarla geçiştirilmesinin muhatabımız üzerinde etkisinin olmayacağı açıktır.

“siz de Kızılderililere soykırım yaptınız” gibi karşı söylemler de yanlıştır. Verilecek cevap “ “siz de yaptınız ”değil, “biz yapmadık” tezine dayanmalıdır. TBMM’nin “ABD kızılderililere soykırım uyguladı” içerikli bir karar alması da şimdiye kadar savunduğumuz teze aykırıdır: soykırım bir suç olduğuna göre bu suçun işlenip işlenmediğine parlamentolar karar veremez ancak yetkili mahkemeler karar verebilir.

“Soykırım” deyiminin kullanılması göz göre göre gelmiş, önceden işaretleri verilmiştir. Devlet aklı bu olasılığın önceden görülerek bertaraf edilmesini,  olduğu takdirde neler yapılacağının önceden uzmanlarla danışılarak tespit edilmesini gerektirmektedir. Olay olduktan sonra tepkileri düşünmek yanlıştır ve geç tepki verilmesine yol açar.

Hata krizin doğru yönetilememesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle siyasi görüşlerine bakınmaksızın bilgili ve deneyimli diplomatlarımızın ve konu üzerinde uzmanlaşmış bilim insanlarımızın düşüncelerine başvurulması, Dışişleri bürokrasisinin etkin olarak kullanılması, konunun TBMM’ne getirilerek muhalefetin görüşünün alınması,  Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK)  etkin hale getirilerek kararının alınması,  acil olarak yapılması gereken hususlardır.

İlişkilerin bu kadar sorunlarla dolu olduğu bir orsamda “müttefikimiz bize bunu nasıl yapar?” söylemi geçerliliğini yitirmiştir. NATO’nun işlevi, ABD ile müttefikliğin ne anlama gediği demokratik ortamda serbestçe tartışılmalı  ve bu ülkenin hasmane tutumuna kapsamlı ve radikal bir cevap verilmelidir.

Yorumlar
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Olağanüstü GÜNCEL, tаmamеn SОМUT, derin BİLİMSEL, gerçek VATANSEVER, her cümlesi MÜKEMMEL bir teşhis, analiz, sentez, teşhir, sonuç ve MUHTEŞEM bir öneri ve öngörü. Çok değerli yazarı gerçek ATATÜRK’cü subay ve özgün bilim adamı sevgili Cihangir DUMANLI’ya en yürekten tebrikler, derin saygılar, en iyi dilekler, yeni başarılar, en mutlu ve kutlu 1 MAYIS ve konuya ilişkin bir ithaf :

    BAŞKAN BAYDIN’A BAYBAY

    Bay Başkan Co Baydın’a
    Ve bütün danışmanlarına
    Baybay diyecek tüm Türk siyasetcilere
    Bu masum ve mazlum halk ve Türkiye,
    Ebedi bir minnet ve şükran duyacaktır,
    Ve adlarını her dem saygı ile anacaktır

    Gönül Pınar Atacı, 30.Nisan.2021