Alexa
Medya Siyaset

Akdeniz’in Mücahitleri

Akdeniz’in  Mücahitleri

15 Mayıs 1919 İzmir’in işgal haberi henüz yeni alınmıştı.  Bütün yurtta olduğu gibi Isparta’da da bu haber hüzün içerisinde karşılandı. Haberi alır almaz Gelendost’un Afşar nahiyesine gelen Hafız İbrahim Bey çevresinde toplanan halka şöyle seslendi : ‘’İzmir’in işgali meselesini İstanbul Hükümeti’nin siyaset masası değil, ancak Türk’ün kendi kuvvet ve silahı halledecektir’’.
Hafız İbrahim Bey karar vermişti. Isparta bu kutsal savaşa madden ve manen destek verecek, Yunan ilerleyişi muhakkak durdurulacaktı. Isparta’ya dışarıdan gelen  Uçkurcuoğlu Ali ve Mühendis Ömer Lütfi, Hafız İbrahim’i evinde ziyaretleri esnasında şahit oldukları Yunan mezalimlerini anlatıyorlardı ki Hafız İbrahim Bey yerinden fırlayarak bağırmaya başladı : ‘’çocuklar ! başka çare yok.. Silaha sarılmak lazım..Cihad lazım. Cihad-ı fi sebili’llah lazım’’
Bu onun savaş yemini idi. Artık çalışmalar hız kazanmış, Isparta yek vücut bu mukaddes dava için hazırlanıyordu. 20 Haziran 1919 tarihinde Yunan işgalini protesto etmek ve Antalya’dan başlayan ve Isparta’ya yaklaşmakta olan İtalyan işgaline gözdağı vermek maksadı ile bir miting tertip edildi. Isparta köylerine haberciler gönderilerek mitinge katılım sağlanması amaçlandı. Isparta köylerinden , beldelerinden , nahiyelerinden toplam 18.000 kişi ellerine aldıkları balta, silah, pala, bıçak gibi silah olarak kullanılacak ne varsa onunla Isparta Hükümet meydanına akın etti. Bu bir şehrin hatta bir milletin uyanışıydı. Isparta elinde nesi varsa onunla savaş yeminleri ediyordu. Ulucami de ki vaaz kürsüsü hükümet meydanına getirilmiş ve kürsünün iki yanına siyah bayraklar asılmıştı. Isparta camilerinden tekbir sesleri yükseliyor ,halk göz yaşları içinde kürsüde ki Hafız İbrahim Bey’i dinliyordu. Hafız İbrahim sözlerine ‘’fi sebili’llah cihada’’ sözleri ile son vermişti. Isparta savaşı kabul etmişti. Bu tablonun mimarı Mustafa Kemal Paşa ve Hafız İbrahim Beylerden başkası değildi.  Tarihler 21 Haziran 1919 yani büyük Isparta mitinginden bir gün sonrayı gösteriyordu. Hafız İbrahim Bey , Isparta Milli Müdafaa-i Vataniye Heyeti adına bütün köylere bir emirname göndererek eli silah tutanları vatan vazifesine davet ediyordu. Çektiği bir telgrafta ‘’Zillet ve meskenetle yaşamaya, mesudâneşehâdeti tercih ederiz’’ diyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın emri üzerine Hafız İbrahim Bey cepheye gönüllüleri sevk etmeye başlamıştı.

Mareşal Fevzi Çakmak tarafından Hafız İbrahim Bey’e verilen ,cepheye asker sevk etmeye yetkili olduğuna dair belge.

Kısa bir süre içinde 100 süvari ve 200 piyadeden oluşan bir milis müfreze meydana getirildi. Bu alaya Demiralay ismi verildi. Hafız İbrahim Bey alayın kurulduğunu 9 Ağustos tarihli telgrafında Ankara’ya bildiriyor ve ‘’Cenab-ı Kadir mukaddes gayemizi bizi vasıl edinceye kadar silahlarımızı düşman sinesinden ayırmayacağımıza yemin ve alayın bayrağı altında ruhumuzu teslim etmeye imanımızla karar verdik’’ diyordu.
Bu sırada Burdur’u işgal eden İtalyanlar türlü bahaneler ile Isparta’ya geliyor, burada halka iktisadı yatırımlar yapacaklarını, hastaneler açacaklarını söyleyerek işgale zemin hazırlıyorlardı. Ancak her seferinde peşlerine takılan Isparta Mücahitleri onları Hafız İbrahim Bey’in evine götürüyor, yüklü bir fırça yedikten sonra Burdur’a geri dönmek zorunda kalıyorlardı. Isparta’ya ziyarete gelmek isteyen işgal komutanı Emilton’un, Çünür yolunda önü kesiliyor silahları elinden alınıyordu.  Hafız İbrahim Bey’in emri ile, Emilton  Isparta’ya giremeden dönüyordu. Bu durum İtalyanların oldukça canını sıkmış ve Hafız İbrahim Bey ile baş edemeyeceklerini anlayınca 18 Ekim günü Isparta, Burdur üzerinden gelen bir İtalyan savaş uçağı tarafından saatlerce bombalanmıştı.
Diğer yandan Demiralay birlikleri cephede başarılı işler görüyor, en son olarak Hafız İbrahim Bey’in komutasında 17 Eylül gecesi Yunan işgali altında ki Tepeköy bölgesine bir gece baskını yapılarak bölge Yunanlılardan temizleniyordu. Yunanlılara Nazilli bölgesinde ağır kayıplar verdiğinden olacak ki Yunan askeri makamları Demiralay’ dan bir esir getirene 200 lira mükafat verileceğini vaat ediyorlardı.

( Hafız İbrahim Demiralay)

Cephe sadece silahlı erlerin sevkini talep etmişti. Bu amaçla Isparta’da toplanan ancak henüz silahlandırılamayan kuvvetler ‘’Doğan Taburu’’ ismi altında yeni bir alaya sevk edildi. Düzenli Orduya geçildiği vakit bu mübarek alayın ismi 39. Alay olarak değiştirildi, ve Batı cephesinde ki 57.Tümen’e dahil edildi. Hafız İbrahim Bey alayın isminin değiştirilmesine biraz içerledi ise de alay hatıralarda hep 39. Demiralay olarak kaldı. Demiralay kuvvetleri özellikle Nazilli bölgesinde çok sıkı çatışmalar da bulunmuştu. 28 Ağustos’ta Kurban Bayramının 3. Günü Sarayköy yakınındaki Demirköprü mevkiinde Yunanlılar ile karşılaşan Demiralay 6 gün çatışarak Yunanlıları bu bölgeden geri çekilmek zorunda bıraktı. Yine 17 Eylül gecesi Ahmetli köyü de Demiralay mücahitleri tarafından kuşatılarak düşmandan temizlenmişti. Bütün bu başarılarından ötürü Millet Meclisinden Demiralay’a tebrik telgrafları yağıyordu.
Alay’ın daha sonra ki komutanlarından Turhan Bey 5 Temmuz’da Hafız İbrahim Bey’e gönderdiği bir telgrafta ‘’Var olunuz beyefendi… bu hususta ki büyüklüğünüze Alay’ın mevcudiyeti bir nişanedir. Millet, memleket senin gibi cabbar, azimkar sahipleriyle iftihar ediyor’’ diyecekti. Gerek cephede çarpışarak, gerek Isparta’da halkı örgütleyerek , asker, gıda, para yardımları yaparak Hafız İbrahim’in çalışmaları Milli Mücadele sonuna kadar devam etti. Isparta Milletvekilliği, Kırmızı-Yeşil İstiklal Madalyası gibi makamlar ve ödüller sadece maddi bir anlam taşıyordu onun için. Hafız İbrahim Bey’i esas mutlu eden çok sevdiği vatanının düşman çizmelerinden temizlenmiş olmasıydı. İnönü savaşlarının ardından Türk ordusu Afyon’a girmişti. Zaferler birbirini izliyor, ve düşman bir daha dönmemek üzere yurdu terk ediyordu. Isparta’da gecelerce fener alayları düzenlendi. Kavaklı camisinde hatm-i şerifler okunuyor, ordunun ve başkomutanın muzafferiyeti için Allah’a dualar ediliyordu.
Bütün bu başarının mimarlarından biri İbrahim Demiralaydı. Onun dirayeti sayesinde ne Yunan buralara ilerleyebilmiş, ne Burdur’da ki İtalyanlar Isparta’yı işgal etmeye cesaret edebilmişti. Sevr antlaşmasına (10 Ağustos 1920 ) göre Isparta İtalyan bölgesi ilan edilmişti. Sevr antlaşmasının yıl dönümünün yaklaştığı bu günlerde, bu antlaşmaya boğun eğmeyerek silaha sarılan ve bir şehrin ayağa kalkmasını sağlayan Hafız İbrahim Bey’i rahmet ve şükran ile anıyorum.

 

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ