Medya Siyaset

Akıl Ve Bilim Gerçeği

Akıl Ve Bilim Gerçeği

Tarihe yazılmış gerçekler vardır. Atatürk devrimleri onun bıraktığı Akıl ve Bilim, bugün akıl ve bilim gerçeğine bu mirasa biz ne kadar sahip olabildik acaba?

Akıllı bir toplum olabildik mi?

Bunun yanıtını almak mümkün değil yaşananlara baktığımızda. Aptal güdülmüş bir toplum haline getirildik. Akıllı bir toplum olmanın en büyük kazanımları, kendisini yönetenlere onların kişisel kazanımlarına hırslarına teslim olmamak.Atatürk ve cumhuriyete aydınlığa çağdaş bilim ve tarihe bu mirasa sahip çıkmaktır. Dünyaya Sekülerizm hediye eden Fransa,  Narsizm hayalcilerine teslim olmuş, kendi tarihini yok ederken akıl ve bilim den hep korkmuştur. ( 1789 ) Fransız devrimi de ”dünyayı sarsan devrim” olarak tarihe geçmiştir.

Latince karşılığı ( ÇAG) olan laiklik kavramı, iktidarların dinsel kurumlardan kesinlikle uzak durması, insanların inanç saygınlığı üzerinden siyaset yapmamaları, her türlü inanca saygılı olmaları, dine saygı duyarken bunu halka baskı halindeki çıkar ve uygulamalardan kaçınması  halidir.

Bugün hala Fransa’da Kilise krala bağlıdır, onun içindir ki laiklik bilincini dünyaya aşılayan Fransa, hala devrim sonrasında girdiği çarkın arasından kendisini bir türlü kurtaramadı. Fransa tarihini yazan bir kadın kahraman JEAN DARC, kahramanlıklarının halkla paylaşılacağı söylenerek bir anda kendisini darağacında bulup yakılarak katledildi.

THAMAS E. LAWRANCE Fransız devrimin simgelerinden bir dahi kimyacı matematikci bilim adamıydı, ” sizin beyniniz aklınız ancak insan öldürmeye yarar, siz bilime değil karanlıklara hizmet ediyorsunuz” dediği için ölüme mahkum edilmişti.

Giyotine giderken üzülmedi, en yakınındaki arkadaşı kendisi gibi kimyacı LAWRENGE ‘ye dönüp ” benim başımı gövdemden ayıracaklar onu sen al ve bak eğer gözlerim iki kere kırpıyorsa ben hala bilimi düşünüyorum” demişti.

Tarihe altın harflerle yazılmış bu sözleri düşündükçe, bugün kendi ülkeme baktığımda,  aydınlık çağdaşlık ve laik cumhuriyet uğruna bu kaderi yaşamak nerede duruyor adını koyamıyorum.

Kötülerin zulmünden değil,  aydınların iyilerin sessizliğinden korkuyorum, biliyorum artık bir daha onlar konuşamayacak yazamayacaklar işte bundan korkuyorum.

Aydınlığı çağdaşlığı inançların saygınlığını eğitim ve bilimi cumhuriyeti Atatürk ve devrimlerini toplumla paylaşamayacaklar bundan korkuyorum.

BATI’NIN GÖZLEDİĞİ ÜLKE…

Almanya Hitlere 1933 yılında tek adamlık yetkisi verdi.

Almanya dağıldı bir daha kendini toparlayamadı, savaşın yok ettiği bir Almanya hala o dönemin kalıntılarını yaşıyor tarihinden bir türlü kurtulamadı.

Ama bu günün Almanya sı zor yıllara rağmen kendini yeniledi, Akıl Bilim toplumsal insan hak ve adalet kavramları yaşanır hale getirilmiş durumda.

Bugün benim ülkemde bu değerler, matematik, fizik, kimya, sanat, edebiyat, resim, tiyatro, bilim, aydınlık, çağdaşlık tartışılmıyor, ama İmamlar ve Din  bu değerlerin önünde tutuluyor. Atatürk inanç saygınlığının adını koymuş zamanında, dini değerlere hiç kimse Atatürk kadar önem vermemiş, Kubilayı bile hunharca katleden zihniyetin tarihte hala izleri var, bunun örnekleri yaşanıyor sık sık ve daha da yaşanacak görünüyor.

Bütçesi 19 milyar dolar olan PRİNCETON ÜNİVERSİTESİ’nin Ekonomi Nobelli Profesörü JOHN NASH, tarihinde 72 adet Nobel Ödülü bulunan MASSACHUSETTS Enstitüsü’nde çalışmış, daha sonra 35 adet NOBEL ödülü bulunan ve EİNSTEİN’in de ölene kadar çalıştığı bu Enstitüde insanlık adına bilime hizmet vermişti.

1994 yılında aldığı NOBEL ödülüyle Nash Dengesi’yle istatislikten felsefeye, biyolojiden yapay zekaya kadar, neredeyse tüm bilim dallarında çığır aşmıştı.

Matematiğin Nobeli kabul edilen Abel ödülü’nün de sahibiydi. 2012 yılında Türkiye’ye gelmiş  44 ülkeden 800 seçkin bilim adamının katıldığı uluslararası ”Akıl oyunları’  açılış kongresine katılmıştı. Kendisiyle yaptığım görüşmede ” Batı’nın çağdaş bilimsel değerleriyle buluşabilmek adına daha çok çalışmalısınız” demişti.

O zaman Türkiye  Cumhuriyeti adına açılış konuşmasını yapan Eğemen Bağış’tı.

Mutlu olmuş umutlanmıştım kaygılarımın aksine, ama aradan geçen altı yıl bilim adına yapılan hiç bir şey görmemek üzüyor beni.

O yıllarda Prof NASH’ın ülkemize gelmesini büyük bir kazanç olarak görmüştüm, son derece mütevazi bir yaşamı tercih eden bu insan, ne bir parası ne bir malı mülkü olmadığını sadece insanlığa bilime hizmet için kendini adadığını söylediğinde, gözlerimden yaş gelmişti hüzünlenmiştim.

Keşke onu ülkemizde ağırlayabilseydik, üniversitelerimiz de konferanslar verebilseydi, bir ticari taksiyle geldi ve sonrasında parasını kendisi verdiği başka bir taksiyle hava alanına gitti. 72 yaşında yine evinden çalıştığı Enstitüye giderken bindiği taksinin takla atması sonunda geçirdiği kazada öldüğü zaman, cebinden çıkan parada sadece taksiye ödeyeceği paraydı.

Biz bugün eğitimi yok ederek aksine inanç duygularını siyasetin ortasına çekiyoruz, bilimsel değerlerin önemini yok sayarak dini bir tutkular sevdasında getirip genç toplum yetiştirmek bunun adını şimdi koyamıyorum.

Dünya bilimler akademisine her yıl yollanan bilimsel makale ne kadar diye sorsanız buna kim cevap verecek acaba?

Prof Nash bana bunu sormuştu ” Sizin üniversiteler her yıl dünya bilimler akademisi’ne kaç bilimsel makale yazıyor” Bugün her şehirde kasaba da üniversite açtık, ama önemli olan üniversite açmak değil, eğitimi çağdaş anlamda bilimsel değerler de verecek hocalar akademisyenler şimdi hapsedildiler. Akıl ve bilim hapsedildi diyemedim. Üniversite açarak bunu haykırarak söylemek değil, asıl içinde çocuklarımıza bilimsel eğitim verecek hocalarımıza sahip çıkmamız önemli bana göre.

EKONOMİ YOKSULLUK…

Bugün 600 yıllık  tarihi geçmişi olan bir ülke Türkiye, ama hala tarihle kavgalı, Atatürk’le kavgalı akıl ve bilimle kavgalı cumhuriyete çağdaş değerlere aydınlığa karanlık bir anlayış. Sadece 2015 yılında ( AİHM) de hakkında en fazla dava açılan ülke olduk,  bu tarihle ilgili sayı 64 bin 850 gelinen noktada ise bu sayı hayli kabarık. İnsani Gelişmişlik Endeksinde 188 ülke arasında 72 sırada sadece 2015 verileri bu göstergede yazılı vahim bir sonuç değil mi? Türkiye, 2016 Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma da 38 (OECD) üyesi ülke arasında 35, sırada yer alıyor, kalkınmadan söz eden açıklamalar inandırıcı değil, bir gün ekonomide yaşanacak korkunç son.

Allah korusun Yunanistan dan da beter yaşanırsa bunun hesabını kimler verecek acaba? Sistem eşitsizliği, Yoksullaşma, Dış borçlar, Gıda fiyatlarında dengesizlik, İnsan hak ve özgürlükleri, düşünceye saygı,

Dış ticaret açığı, ulusal güvenlik, eğitimde uluslararası paylaşım, bunların hepsi kalkınmanın  adı bana göre. Emperyalist-kapitalist sisteme bağımlı az gelişmiş bir ülke olan Türkiye’de eşitsizlikler ve yoksullaşma süreci derinleşirse Ekonomi işte o zaman felaketin adı olur. Mili gelirimiz bugün 10.404 dolardan, 9.266 dolara gerileyen kişi başına gelirle 1.200 dolara yakın ” fakirleşmiş” bir durumdayız.

Yani bunun adı fakirleşmişiz yoksullaşmışız demektir. Biz hala Ekonominin değişiminden bahsediyoruz ama bunun halka yansıyan iyi tarafı nedir bilmiyoruz.

Bugün Batı bize zaman zaman  gülümser,  ama dünyaya yön veren küresel güçlerin kendi demokrasi anlayışıyla hareket ettiklerini unutmamak gerek.

Burada çok konuşmak değil, aksine başından beri ifade etmeye çalılştığım Akıl ve Bilim gerçeğinin önemini görmemiz lazım.

Tüm değişimlerin adına bilim ve akılla bakmalıyız. Güdülmüş bir toplum yaratmanın değil, akıllı okumuş aydın özgür konuşan bir toplum olabilmek bunu becerebilmeliyiz, kendi içinde korkarak yaşamak değil, bizi dışarıdan gözetleyenlere karşı huzurlu mutlu bir ülke olduğumuzu göstermeliyiz.

Burada en büyük görev sisteme hakim olan siyasi anlayışa düşüyor. İnanıyorum ki onlarda bu sorumluluğun önemini biliyorlardır.

Şimdi barışa huzura her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğu bir süreçten geçiyoruz. Zor günler yıllara dönüştüğünde millet olarak hepimiz büyük acılar yaşayacağız. Bir birine düşman iki toplum olarak bırakılmak değil. Hak hukuk adalet kavramı insani değerler özgür olabilmek buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Prof. Dr. Levent Seçer

 

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ