Alexa
Medya Siyaset

Aklını Yitirmiş Siyasetçiler Ülkesi…

Aklını Yitirmiş Siyasetçiler Ülkesi…

Okumayan, körleşmiş ve duyarsız toplumlar daima korkak ve  unutkandır. Bir kısır döngüdür bu. Okumayan, araştırmayan, hakkını arayamayan toplumlar körleşir. Körleşen toplumlar duyarsızdır, duyarsız toplumlar ise korkak ve unutkanlıkları yaşar bu onların bir yaşam biçimidir.

Kendi hakkını bile arayamayan ve kendini yönetenleri sorgulayamayan bir toplum, değişimin neresinde kaldığını bilmediği gibi, hayatının en önemli noktasında bilmesi gerekenleri görmez duyamaz anlayamaz.

Bir de kurulan bu sistemin içinde kayboldukça, kendisinin haberi olmadan başkalarının da kaderini çizdiğinin farkında değildir. Sistem kurulmuş ve düzen işlemektedir, bu düzenin içinde yaşamsal değerlerin özünü aramak mümkün değildir. Onur, şeref, asalet, saygınlık, itibar, namus anlayışı zaten tükenmiştir.

Birde bu sisteme hakim olanlara bakınca, yaşadıkları korku ve endişe, zaman zaman kaybedilişi yaşanası sonuçlarını düşünmek onların dünyasında yoktur. Daima onlar kazanacaktır, daima onlar küfür edecekler bağırıp çağıracaklar korkutacaklar tüm yapabildikleri budur.

Bütün bunlar onlarda kendilerince içi boş kavramlar olduğu düşüncesi hakimdir. Önemli olan, moda olan en çabuk şekilde köşeyi dönmek, yükselen değerlere ve Yeni Dünya Düzeni’ne yıllardır iyice alışmış olmalarıdır. Bu düzenin satılık Medya kalemşorları, bıkmadan usanmadan saklanan gerçeklerin dışında daima renkli yalanları cahil halkın gözlerinin önüne dayatırlar. Bugün çağdaş düşüncenin, insan hak ve özgürlüklerinin hapsedildiği bir düzen içinde, sokağa çıkarak ben özgürlük istiyorum diye bağırmanın mümkün olmadığını düşünmek. Bunun  bir demokratik hak olduğunu anlatabilmek, ama  bunu hala bu ülkede demokrasi var yalanlarıyla kendilerini avutan anlayış görmeyecektir.

Çoğulcu parlamenter sistemden ayrılan bir siyaset anlayışıyla demokrasinin yaşaması mümkün değildir. Tek bir anlayışa teslim edilen düzen içinde, ne demokrasi, ne hak ve özgürlükler, ne de düşüncenin yaşamsal değerleri kalır. Batı demokrasilerini eleştirenlerin Orta Doğunun kabile demokrasisine heveslenmesi  bir ülkede tüm çağdaş değerlerin tükenmesi demektir.

Atatürk’ün bile ikinci defa öldürülmesine göz yumanların yaşanacak felaketleri görmemeleri kaygı verici, her zaman söylediğim gibi, Cehaletin yerleştiği okumayan bilmeyen görmeyen anlamayan, en kötüsü de de neye kime neden seçim hakkı tanıdığını bile bilmeyen bir toplumun vereceği karar sonrasında asıl depremleri bu ülke yaşıyor yaşayacak, bir gün küçücük üzeri çizilmiş yaranın.

Siz bir tarafta aydınlığı çağdaş düşünceyi özgürlüğü insan haklarını yaşamsal değerleri hapsediyorsunuz, öte yanda cehaletin yanında yer alıp onların beslenmesini sağlıyorsunuz. Çünkü cehalet görmez duymaz anlamaz, programlanmış robot gibi saati zamanı geldiğinde alkışlar sonra da  saati geldiği zaman uyur. Tıpkı Tarsus’ta tekfur dan onun zulmünden kaçıp bir mağaraya sığınan 7 uyuyan adam misali, o yedi insan rivayete göre mağaradan hiç çıkmamış. Bugün o insanlar mağarada yedi ayrı taşa dönüşüyor. Tekfur onları kendisinden farklı düşündükleri için öldürmeye karar veriyor ama bunu başaramıyor. Onlar inançlara olan bağlılıklarının yanında, Kendi halkına acımasız olan Tekfura karşı insanca bir yaşam ve özgürlük adına mücadele eden bir avuç insan. Ama bugün gerçekleşecek kehanetlere bile inanmayan bir toplum var, aslında bu toplumsal anlayış saklı ve gizlice yaratıldı çoğaldı. Felsefeci Goebbels (1925- 1945) Nazi almanyasında işte böyle bir toplumu yarattı, ”Aptallar korkaklar elbette korkacaklar biat etmeye mecburlar ruhlarını bize teslim ettiler” diye haykırdı. Cehaletin hızla büyüdüğü bir memlelette, önce akıl, sonra ,insanlık yok olur, ve sonrasında felaketler başlar. ” Cehaleti onlar aşamadılar felaketi yaşamaya mahkumlar” diyen Goebbels. Kendi halkını bile bile ölüme yollayan bir anlayışın sahibi değil mi? Yani ölümden zevk alan, ve kendi insanını felakete ölüme yollayan bir anlayış, peki burada insan nasıl mutlu olabilir? işte bunu düşündükçe yaşanan ve yaşanacak acıların adına ne demek gerek bilmiyorum.

ADI OLMAYAN SEÇİMLER…

Türkiye son derece önemli bir seçim süreci yaşayacak.

Aklını yitirmiş siyasetçilerin yaşadığı bir ülke Türkiye.

Özgürlüklerin hapsedildiği bir anda böylesine önemli bir seçime gitmek doğrumu? Bunun cevabını alamasak ta sisteme hakim olan anlayışa sormak gerek. Yaşananlara baktığımızda demokratik bir seçim olmayacağı ortada, benim anlamadığım şey, neden inadına ”ben seçileceğim, ya da başkan olma benim hakkım başka birini seçemezsiniz”  İnadı neden?

Oysa yıllardır siz vardınız, şimdi biraz da başka düşüncelerin ya da başka genç kuşakların siyasetin içinde bilgilerini becerilerini yansıtmaları gerekmez mi?

Tüm fikirlerin düşüncelerin bir anda paylaşıldığı bir parlamento resmine ihtiyacı var Türkiye’nin, sen ben kavgası, her türlü çirkin pazarlıklar, topluma korku kültürünü aşılamak neden?

Özde dolaysız bir demokrasi nedir, buna dayalı bir siyaset anlayışından öte seçime gitmek, bunun telafisi silinmeyecek sonuçlara sebep olacak gerçeği görmek gerek. Ama demokrasi den ve cumhuriyet’ten korkanlar bu gerçekleri görmek istemiyorlar. Tek adam anlayışının getireceği siyasi çalkantı  elbette Türkiye’nin asla kaldıramayacağı bir düzen olacak.

Cumhuriyetin ve Atatürk devrimlerinin tek yansıması, parlamenter bir sistemin sahip olduğu Cumhuriyet düzenidir. Şimdi olası bir seçim sonrasında, ortaya çıkacak bir karanlık tablonun yansımaları korkunç sonuçlar getirecektir. İnsan hak ve özgürlüklerinin hapsedildiği, bir yazarın gazetecinin toplumsal düşüncelerini yansıtamaması, bunun için korkarak yazı yazmaya çalışması geleceğin Türkiye sinde bu korkular olmamalı.

Şimdi biz bakar kör bir topluma dönüşmüş ülkede seçime gidiyoruz. Peki Türk halkı böyle bir resmi yaşamaya layık mı?

Ama yarın sandık başına gidince yanıtı yine Türk halkı kendi verecek, neyi neden seçmek konusunda gerçekleri görerek kararını verecek. Ama bugün üzerine ölü bir toprak serpilmiş uyuyanlar, gene karanlığı seçecek bu insanın canını yakıyor nedense, saatlerce yandaş  Tv kanallarında mistik dizilerle oyalanan halkın gerçeği görme şansı var mı?

Uluslararası Yayıncılar Birliğinin verilerine göre, Türkiye’de kitap ihtiyaç listesinde 260 sırada, okuma alışkanlığında da 96 sırada. Şimdi nasıl okumayan bir toplum, bir ülkede yaşanan gerçekleri görmek ve kendisini yönetenleri sorgulama cesaretini gösterir. Din afyonuyla zaten uyumaya devam ediyor kör ve sağır olmuş. (World Justice Project-Wjp) Dünya Adalet Projesi Kurumu, Türkiye’nin hukukta sınıfta kaldığını açıkladı. Dünya sıralamasında 107 sırada yer alıyor Türkiye, Peki bunun sorumluları kim yada kimler? Siz aydınlık bir Türkiye modelini anlatmıyorsunuz, siz demokrasi den çağdaş cumhuriyetten, insan hak ve özgürlüklerinin özgürce yaşanacağından, insanların özgürce düşüncelerini meydanlara yansıtmasından, sevgiden barıştan, ATATÜRK sevgisinden, kadına saygıdan, anlatmıyorsunuz.

Kavga ediyorsunuz bağırıp çağırıyorsunuz, Yazık oluyor bu ülkeye yazık ediyorsunuz, kendi adınıza bir gelecek için siyasetin olmayan adını koymak asıl görülmesi gerek gerçek bu olmalı. Dilerim Türkiye 25 Haziran sabahı karanlığı yaşamaz, Atatürk ve onun miras olarak bıraktığı akıl ve bilimle sarılmış Cumhuriyet daima yaşar.

Prof. Dr. Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ