Alexa
Medya Siyaset

Anadolu ‘da Türk Mührü 30 Ağustos | Ekin Topçuoğlu

Anadolu ‘da Türk Mührü 30 Ağustos | Ekin Topçuoğlu

Anadolu … 

“26 Ağustos 1071’de Anadolu ’ya giren ordularımız
26 Ağustos 1922’de Anadolu ’ya Türk mührünü vurmuştu.”

Kütahya, Eskişehir (10-24 Temmuz 1921) savaşlarında yenilmiş, Sakarya’nın doğusunda heyecan ve öfke içinde bekliyorduk..

Yunan geçtiği her yeri yakarak, yağmalayarak ilerliyor, Ankara’ya yürüyordu. Ümitsizlik öyle büyüktü ki meclisi Kayseri’ye taşımayı bile düşündüler. Bu amaçla Kayseri de bir meclis binası hazırlanmıştı.


(Kayseri de hazırlanan meclis binası.)

Yenildiğimizi, tükeneceğimizi düşünenlerin sayısı günden güne artıyordu. Sakarya savaşı (23 Ağustos- 13 Eylül 1921) ile umutlar tekrar yeşermişti. Bu büyük zaferin ardından bir taarruz yapılması gerekiyordu. Ancak ordunun durumu ‘’ tahtadan kılıç, ipten üzengi’’ olarak tarif ediliyor ve bu fakir ordunun taarruz yaparak düşmanı yurttan atacağına kimse inanmıyordu. Herkesin aklında ki savunma savaşları ile Yunanlıları oyalayarak, mütareke beklemek ve meseleyi siyaset yoluyla çözmekti.

Yunanlılar ve İstanbul’u işgal eden İngilizler de Türk ordusunun taarruz edeceğine ihtimal vermiyordu. Ancak unuttukları şey Mustafa Kemal Paşa’nın hepsinden daha akıllı olduğuydu.

Gazi, Sakarya savaşından sonra ordunun eksiklerini gidermek ve taarruza hazır hale getirmek için seferberlik ilan emri verdi. Böylece düşman ile eşit seviyeye gelmeyi planlıyordu. 1922 yılının başında Türk ordusunun mevcudu 190.000 kişiye ulaşmıştı. Ordu halkın yardımı ile donatıldı. Fransızlar da Güney cephesinden  (20 Ekim 1921) Ankara antlaşması ile çekilmiş, elinde ki silahları da Türk ordusuna bırakmıştı. Ayrıca İstanbul da milli örgütler tarafından kaçırılan silahlar ve mühimmat da İnebolu üzerinden Ankara’ya süratle nakledilmiş ve böylece ordu hem insan hem teçhizat bakımından Sakarya savaşına göre çok daha tertipli bir hale gelebilmişti.

Haziran 1922’ye gelindiğinde Mustafa Kemal Paşa, diğer kumandanlar ile taarruz fikrini paylaştı. Plan çok riskli idi. Ordunun büyük bir sürat ile hareket etmesi ve düşmana toparlanma şansı vermeden hepsini imha etmesi gerekiyordu.

Planın ana hattı  ‘’ Yunanlıların sağ kanadına saldırıp, orduyu ikiye bölmek ve toparlanmasına fırsat vermeden imha etmekti’’. Yunan ordusunun en güçlü tahkim edilmiş bölümü sağ kanatta idi. Bu yüzden buraya bir taarruz olacağına inanmıyor, esas ağırlığı sol kanada veriyorlardı. Taarruz Mustafa Kemal Paşa’nın zekasının bir ürünüydü. Ani bir baskın olarak planlanmıştı.

(MAHŞERE DOĞRU)

Gazi, artık eksiklerini tamamlamış ordunun başına geçmek, üç senedir vatan topraklarını cehenneme çevirmiş Yunan ordusunu def etmek üzere 17 Ağustos gecesi cepheye hareket etmişti. Bu gidişi gizlemek amacıyla bir çay partisi verdiğini duyurmuş, partinin olduğu gece cepheye gitmek üzere yola çıkmıştı. Hatta bu yüzden mecliste ağır eleştirilere hedef olmuştu.

Baş komutan cepheye varınca tüm birliklere taarruz emri verdi. (20/21 Ağustos)

Dünya ile bağlantı kesilecek, kimse bizden haber alamayacaktı. Bu amaçla telgraf hatları kesilmiş, demir yolları bozulmuştu. 25 Ağustos da  Türk ordusu Yunanlıların içine sızarken, Yunanlılar o gece balo tertip edip Ankara’ya yürüyüşü kutluyorlardı.

‘’Tarihler 26 Ağustos 1922 Cumartesi gününü, saatler 04.30’u gösteriyordu. Ve Afyon Güney cephesinde Türk topçuları 06.00’ya kadar bir buçuk saat sürecek tanzim ve hazırlık ateşine başlamıştı.

Bu sırada düşman mevzilerinde gözle görünür bir şaşkınlık başlamıştı. İlk şokun etkisini atlattıktan sonra, alaca karanlıkta Yunan erleri siperlerine koştular. Zaten top sesleri bir nevi alarm yerine geçmişti. Bu gürültüleri duymayacak kadar uzakta olan Yunan karargahları, acı acı çalan telefon sesleriyle uyandılar.

Türkler harekete geçmişti!…’’ ( İbrahim Artuç, Başkomutan meydan muharebesi, s.87)

Üç senelik zulüm, kan ve gözyaşı son buluyordu. Ordudan ziyade bir haydut sürüsü gibi davranan, canlara, mallara, ırzlara tecavüz eden Yunanlılar bu top seslerinin ürkütücü gürültüsü ile sarsıldılar.

Artık geri dönüş mümkün değildi. Zulüm ile gelenler denize dökülecekti!

‘’Saat 06.00’ya doğru topçular ateşlerini daha geride ki hedeflere kaydırırken, süngü takmış Türk piyadelerinin hücuma kalktığı görülüyordu. Şimdi top seslerine, makinalı tüfek ve tüfek sesleri de karışmaya ve derinden derine >> Allah Allah<< sesleri duyulmaya başlamıştı. (a.g.e. s.91)

Şanlı Mehmetçik öyle büyük bir hızla hareket ediyor, öyle dehşetli dövüşüyordu ki saat 07.00’ da Kalecik sivrisi 4’ncü kolordunun 5.tümeni tarafından alınmıştı.

Yarbay Naci (Tınaztepe) komutasında ki 15. Tümen hücum birlikleri saat 08.00’da Tınaztepe’yi vatan topraklarına katmıştı.

  1. Alayın 2. Taburu Binbaşı Halil bey önderliğinde top atışına aldırış etmeden yıkılmayan dikenli telleri elleri ile keserek Yunan mevzilerine girmiş ve hepsini imha etmişlerdi. Zafer haberleri başkomutana anında iletiliyordu. Çok geçmeden 23. Tümen’in Belen tepeyi ele geçirdiği haberleri geliyordu.23 Tümen Kurmay başkanı Yüzbaşı Fahri ( Belen ) daha sonra o günü ‘’ Ben ileri doğru giderken subaylarımızın ve erlerimizin büyük fedakarlıklarını kahramanlıklarını görüyordu. Belen tepe ön yamaçlarında ki çalılıklar topçu ateşleri ile ateş alarak 400 metrelik bir alana yayılmıştı. Piyadelerimiz bu ateşin içinden geçerek taarruza devam ediyordu. Bir kısmı orada yanarak şehit oldu’’ diye anlatacaktı. Bu arada Fahrettin ( Altay) Paşa komutasında ki Süvari kolordusu Ahır Dağlarında ki geçitlerden geçerek düşman gerisine sızmış ve İzmir yolunu kesmişti. Artık Yunanlılar için bir kurtuluş ümidi beklenemezdi. Mustafa Kemal Paşanın dediği gibi ‘’Düşman vatanın harim-i ismetinde ( bağrında) boğulacaktı ‘’Taarruzun ikinci günü ( 27 Ağustos 1922 ) Türk tarihinin en acıklı olaylarından biri meydana gelmişti. 57. Tümen komutanı Albay Reşat ( Çiğiltepe) bey , Çiğiltepemevzisini zapt etmek ile görevlendirilmişti. Tepe zamanında alınamayınca Başkomutana söz veren Reşat bey yarım saat dolunca hala tepe alınamadığı için intihar etmişti. Bıraktığı notta ‘’Bu en önemli günde görevimi yapamadığımdan dolayı yaşayamam’’ diyordu. Halbuki tepe 27 Ağustos günü alınacaktı. Vatan
    sevgisi ve vazife ahlakının abide ismi Reşat Çiğiltepe, ruhun şad olsun !Ve şanlı Türk ordusu 27 Ağustos günü akşam vakti Afyon’a girdi.
    28 ve 29 Ağustos günleri taarruz olağanca hızı ile devam etti. Artık savaş bir muharebeden çok kovalamaya dönüşmüştü.  Yunanlılar kaçıyor, kaçtığı yerleri tıpkı gelirken yaptığı gibi yakıp yıkıyordu.
    Tarihler 30 Ağustos 1922’ye geldiğinde artık Yunanlılar Dumlupınar Ovasında bölünmüş ve yok olmuş vaziyetteydi.
    Türk ordusu ele geçirdiği Yunan birliklerini imha ediyordu. Mustafa Kemal Paşa Zafertepe’den savaşı idare ederken dağılan Yunan ordusuna bakıyordu…
    Başkomutan haykırdı ‘’ Hacıanestis  gel de ordularını kurtar !‘’

Yunan ordusu dağılmış, bölünmüş yok edilmişti. Kalan artıklar da İzmir’e kadar kovalanacaktı.

Türk ordusu 31 Ağustos günü Kütahya’ya girecekti.
2 Eylül’de Yunan orduları başkomutanı Trikupis esir edilecek ve şanlı ordumuz İzmir’e girerek Yunanlıları denize dökecekti.
18 Eylül’de artık vatan topraklarında tek bir Yunan kalmamıştı.
19 Eylül 1922’de Fransız ve İtalyanlar Çanakkale’den çekiliyordu.

26 Ağustos 1071’de Anadolu ’ya giren ordularımız
26 Ağustos 1922’de Anadolu ’ya Türk mührünü vurmuştu.

Bu mübarek zaferin 95. Yıl dönümünde aziz şehitlerimiz ve Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere bütün Türk ordusunun önünde saygı ve şükran ile eğiliyorum.

Bu kutlu savaşı dizeleri ile destanlaştıran Yahya Kemalin dizeleri ile veda ediyorum…

Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur ya Rabbi.
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın…

 

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ