Alexa
Medya Siyaset

Anadolu’da Yunan Zulmü

Anadolu’da Yunan Zulmü

Bugün 15 Mayıs
Güzel İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilişinin 99. yıl dönümü.
15 Mayıs 1919 günü hepimizin aklında kara, lekeli bir tarih olarak yer tutmuştur. Haksız işgal dendiği zaman, akıllara İzmir’in işgali gelir.

Meselenin teferruatı ve tarihsel süreci ile sizleri sıkmak istemem.

Bu yazıma sadece bir günü sığdırmaya çalışacağım. İnsanlığın utandığı, zulmün, vahşetin, yağmanın, tecavüzün, bir milletin şerefinin ayaklar altına alındığı bir günü.

15 MAYIS 1919

11 Mayıs 1919 da Lloyd George, Fransa Başbakanı Clemenceau ve ABD Başkanı Wilson, İzmir’in işgali için görüşmelerini tamamlamışlardı. Bu görev, Helenistik hayaller ile yanan, Yunanistan’a verilmişti.

İşgal kararını öğrenen Venizelos, Selanik’te bulunan genel karargaha, şu telgrafı çekiyordu:
‘’ Konferansın Yüksek Meclisi, bugünkü toplantısında ve bu anda, hazır beklemekte olan Yunan birliklerinin derhal İzmir’e karar verdiğini bana bildirdi. Yaşasın millet  !‘’
(
NurdoğanTaçalan, Hasan Tahsin, S. 155 )

Yunan heyeti ve itilaf devletleri temsilcileri, Mondros mütarekesi gereğince direniş olmaması gerektiğine kanaat getirmişlerdi. Bu amaçla İzmir Valisi İzzet Bey ve 17. Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa’ya birer nota yollayarak işgale hazırlanmalarını istediler.

Ali Nadir Paşa birliklere gönderdiği 4 maddelik emirnamenin 4. Maddesinde şöyle diyordu:

‘’ İstihkamların işgali sırasında katiyyen karşı konulmayacak ve kendilerine gereken kolaylık gösterilecektir ‘’

Bir Osmanlı Paşasının düştüğü bu acziyet utanılacak seviyede idi.

İzmir Reddi İlhak Cemiyeti büyük bir miting düzenlemek üzere karar almıştı.

Bu amaçla bir bildiri, Mustafa Necati, Moralızade Halit ve Ragıp Nurettin beyler tarafından kaleme alındı. Bu bildiri Mekteb-i Sultani talebeleri tarafından büyük bir hız ve sessizlik içerisinde bütün İzmir’e dağıtıldı.

Bu bildirinin son satırlarında İzmirlilere,
… geri kalma. Hüsran ve nekbet faide vermez. Binlerle, yüz binlerle Maşatlığa koş ve Heyet-i Milliye’nin emrine itaat et !

İlhakı Red Heyet-i Milliyesi
sözleri ile feryat ediliyordu.

O gece Maşatlıkta binlerce İzmirli toplandı.

Yaktıkları ateşler etrafında nutuklar atıyorlardı.

Lakin kalabalık eyleme geçecek kabiliyette değildi.

Kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar ve yürekli subaylar dışında kimse yoktu. Hepsinden önemlisi bu kitleyi harekete geçirecek, sabah gerçekleşecek işgale karşı bir direniş örgütleyecek bir lider bulunamamıştı.

Kolordu kumandanı ve Vali telgraf başında, İstanbul’dan gelecek emirleri bekliyorlardı. Damat Ferit ise sessizliğe bürünmüştü. Merkezden emir alamayan idareciler, İtilaf Devletlerinin emirlerine boyun eğmek zorunda kaldılar.

Yürekli bir vatansever olan hapishane müdürü Nuri Bey mahkumları serbest bırakmıştı. Dışarı çıkan mahkumlar subaylar tarafından silah depolarına götürülüp donatılıyor, büyük kısmı da İzmir’in gerisine yollanıyordu. Bu kuvvetler ilerleyen zamanlarda, dağların sahibi Efelerin yanında, düşmana karşı mücadele edeceklerdi.

15 Mayıs sabahı saat 6 sularında Yunan savaş gemileri İzmir limanına yanaşmaya başladılar. Bütün İzmir Mavi- Beyaz renklere boyanmıştı. Yerli Rumlar zafer nidaları ile karaya çıkacak askerleri bekliyorlardı.
Saat 7.30 sırasında ilk Yunan birlikleri Alsancak ve Pasaport karakollarını işgal ettiler.
Saat 8.55 de Patris gemisinden inen Efzon Alayı askerleri İzmir’e resmen ayak basarak işgali başlatmış oldular. Bütün kiliseler çanlarını susturmamacasına çalıyorlardı. İzmir’in üzerinden sala ve ezan sesleri kaybolmuştu. İzmir Metropolit’i Hrisostomos, karaya çıkan askerleri kutsuyor ve dualar ediyorlardı. (İzmir’de 9 Eylül 1922 tarihine kadar sürecek Yunan işgali boyunca, Türklerin katledilmesinde en çok payı olan, Hrisostomos, 9 Eylül’de Sakallı Nurettin Paşa’nın tertibi ile linç edilerek öldürülecekti. )

Kordonu geçen Efzon alayı, Kemeraltı bölgesine ulaşmıştı.

Efzon alayının en önünde atın üstünde bir süvari ilerliyordu. Elinde, püskülleri sarkan bir Yunan sancağı taşıyordu. Rumlar adeta kendinden geçmişti. Bütün bu heyecan arasında bir el silah sesi duyuldu.

Kalabalık, bir anda yerlere uzanmıştı. Sadece ayakta uzunca boylu, esmer bir genç kalmıştı.

İlk anın şokunu atlatan Efzon alayı kendilerine kurşun yağdıran bu genci bir silah darbesi ile yere serdiler. İşte İzmir’in ilk şehidi, Hasan Tahsin, gerçek adı ile Osman Nevres direnişin meşalesini yakmıştı. Ama bu ani ve beklenmedik saldırı, Yunanlıların öfkelerini açığa çıkarttı. Yarbay Stavriani’nin emrindeki kuvvetler Sarıkışla’ya taarruz etmeye başladılar.

Konak meydanından kaçanlar, Ziraat Bankasının girişindeki mermer merdivenlere sığınmışlardı. Yaklaşık 50 kişilik bu Türk grup, Efzon alayı tarafından kurşuna dizildiler. Askeri kıraathanenin üst katında kalan Edremitli Fehmi Bey ve 2 numaralı odada bulunan bir subay süngülenerek şehit edildi.

Kemeraltı caddesinden Baş oturak mevkiine kadar gelen efzonlar ve yerli Rumlar burada dükkanı bulunan Türkleri kapılara çıkartarak kurşuna dizdiler. Daha sonra dükkanları yağmalandı.

Karataş, Mektupçu, Karantina bölgesinde hemen hemen yakaladıkları bütün Türk kızlarına tecavüz ettiler.

Ali Nadir Paşa odasının perdesini camdan sarkıtarak teslim olmak istediği sırada ateş durmuştu. Ali Nadir Paşa elinde beyaz bayrak ile en önde ilerleyerek kışlanın önüne geldi. Ali Nadir Paşayı teslim alan Yunan subay, Paşanın yüzüne öyle bir şamar indirmişti ki, bütün kolordu utancından yerin dibine girdi.

Bütün subaylar Zito Venizelos ( Yaşa Venizelos ) diye bağırmaları için emir aldı. Can korkusu ile bağırmaya başlayan subaylar, daha çok bağırmaları için süngüler ile yaralanıyordu. Bu sırada Askerlik Daire Başkanı Albay Süleyman Fethi Bey, gökleri delecek şekilde bağırmaya başlamıştı. Yunanlılar hayret ile bu sese kulak verdiler. Süleyman Fethi Bey avazı çıktığı kadar bağırıyor, Kato Venizelos ( Kahrol Venizelos ) diye bağırıyordu. 22 yerinden süngüleyerek susturabilmişlerdi Albay Fethi’yi . Kendi başına bırakmışlardı. Bir gün boyunca bir başına, kanlar içinde yerde yatan Albay Fethi Bey 16 Mayıs günü şehit düştü ( Ruhu şad olsun ) .

Albay Süleyman Fethi Bey

Nadir Paşa’nın kafilesi yürütülerek Gümrük önüne kadar gelmişlerdi. Burada yerli Rumlar hazırlanmıştı. Rum evlerinden, ayaklarından çizmeleri, üstlerinden üniformaları alınmış askerlerimizin üzerine, taş, tuğla, kiremit, kömür parçaları atılıyordu… Burada Rum bir hamal, elindeki demir kanca ile Kolordu Veznecisi Ahmet Efendi’nin beynini patlatmıştı. Ahmet Efendi kanlar içinde yere yıkılarak şehit düştü.
( a.g.e. S 181 )

Harbiye Nezareti Şimendifer Şubesi Müdürü Yarbay Cemil, dipçik darbeleri ile başından, kurşun ile bacağından yaralanmıştı. Türkçe bilen bir yunan subaya seslenerek: ‘’Ya öldürün, ya hastaneye götürün’’  diyebilmişti. Yunan subay, Türk için hastane yoktur dedikten sonra Yarbay Cemil’i iki süngü darbesi ile yere serdi.

Rıhtıma getirilen şehitlerin boğazlarından kulaklarına kadar kesilerek, dehşet ve vahşet gösterileri yapıldı. ( 17 Kolordu Tahkik Heyeti’nden Yarbay Ali Bey’in raporu )

Ön yüzbaşı Necati Bey, askeri kafile ile yürütülenlerden birisiydi. Necati bey yaralarına dayanmayarak yere serildiğinde, 8 yaşındaki oğlu da babasının üstüne kapaklandı. Yunanlılar, bu küçücük, günahsız yavruyu da süngülemekte mahsur görmediler.

Kafile, Patris gemisine bindirildi. Getirildikleri yer ahır olarak kullanılmıştı, hepsi beline kadar hayvan pisliğinin içine gömüldü. Mekteb-i Sultani öğrencileri, izci oldukları için tutuklanmıştı, onlar da bu gemiye nakledildiler. Yaşları 8- 11 arasında değişen bu çocukları gören subaylar kendi sıkıntılarını unutmuşlardı. Çünkü bu masum yavruların tamamı, süngü yarası almıştı…

Gemiye bindirilen bir Türk subayı, elinde taşıdığı beyaz bayrağın ucunu Yunan subayın üniformasına değdirmişti. Ayağı kaydığı için olduğunu anlatamadan, oracıkta şehit edildi.

İşgal altındaki telgrafhanelerde, korkusunu toprağa gömmüş birkaç vatansever bütün yurda şu telgrafı çektiler ;
‘’ İzmir, Yunanlılar tarafından işgal olundu. Şehirde katliam bütün şiddetiyle devam ediyor. Kan gövdeyi götürüyor. Hamiyeti olan, Allah’ını, dinini seven, vatan ordusuna imdat etsin !  Bu telgrafı ele geçirmiş olan muharebe memuru arkadaşlarımızdan Allah aşkına rica ederiz : Açık olan bütün hatlarla memleketin her yanına yetiştirsinler. Onlar da, gönderdikleri yerlere bizim ricamızı tekrarlasınlar. Namuslarına, vatanperverliklerine, erkekliklerine havale… ‘’

Biraz sonra Valilik binasına kadar gelen Yunan subayları, vali ve maiyetini tutuklayarak aşağı indirdiler. Bütün memurların fesleri ve kalpakları yırtılmıştı. Vali hariç, diğer tutuklular, elbiselerini çıkartmak zorunda kaldılar. Şiddetli yağmur altında, sıra ile yürütülüyorlardı. İçlikleri, beyazdan kırmızı renge dönmüştü. Tamamı dövülmüştü. İçlerinde ihtiyarların sayısı hepsinden fazlaydı.

O gün Sultani Mektebinde öğrenci olan Hamit Erdirik, hatıralarında gördüklerini şöyle anlatıyordu ;
‘’Biz hepimiz ön cephe pencerelerinden uzaklaşıpkurşun tutmayacak iç odalara çekildik.Aradan geçen zamanı tayin edemeyeceğim. Binanın demirden giriş kapısı yıkılırcasına dipçikleniyor, tekmeleniyor, bin türlü galiz küfürlerle açılması isteniyordu… Daha mektepten çıkarken bir Türk kadınının kucağında yavrusu ile öldürülmüş olduğunu gördük. O vakit Hükümet Konağı önünde havuzlar vardı. Havuzun kenarına yüzükoyun düşmüştü. Ne vakit ki Kordon’a çıktık, yerler Türk askerlerinin ve sivil halkın ölüleri ile dolu idi. ‘’
Hasan Tahsin’in evi de basılmıştı. Kız kardeşi Melek hanım yunanlılar tarafından darp edilmişti. Birkaç eşya alarak evden çıkan Melek hanım, Celal Bayar’ın ‘’Bende Yazdım’’ isimli hatıratından öğrendiğimize göre, Yunanlıların tecavüzüne uğramıştı. ( Bende Yazdım, Celal Bayar, C.6   )

16 Mayıs sabahı, hala Konak Meydanı’nda, Gümrük’te, Pasaport dolaylarında Türk ölüleri yerlerde yatmaktaydı. Millet Hastanesi’nin morgu ile onun hemen yanındaki Cemal Paşa Konağı’nın bodrumu ağız ağıza cesetlerle doluydu.

Yazarken beni gözyaşları içinde bırakan, öfkemi binlerce kez daha arttıran bu olaylar sadece bir gün içinde yaşandı. Yunan işgali ise 3 yıl sürdü. Bin günden fazla süren bu işgalin sadece bir gününü size anlatırken bile, içimdeki milli öfkenin bu kadar kabarması daha fazla yazmama müsaade etmiyor.

Unutma Türk Milleti !
Yaşadığın acıları,sana reva görülen zulmü unutma !
Geçmişi unutma ki, geleceğe sağlam bakasın…

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. HÜSEYİN COŞAR dedi ki:

    ülke zor şartlarda kuruldu.şu anda reel eğitimden yoksun bırakılan toplumun fertleri,o günleri hatırlayamazlar ve algılayamazlar.bu iktidar ve kadrosu ise ülkeyi yeniden satışa çıkarmış ! acil uyanmazsak sonucunda,güle güle TÜRKİYE diyeceğiz !

BİR YORUM YAZ