Alexa
Medya Siyaset

Anıtkabir’in Hatırlanmayan Yılları(1974-1988)

Anıtkabir’in Hatırlanmayan Yılları(1974-1988)

Anıtkabir’in “hatırlanmayan yıllarını” anlattığım Aralık’taki yazıyı(Aralık yazısını okumak için tıklayınız.) 1960’ta başlatıp 1973’te noktalamıştım. Bu yazıda 1974’ten 1988’in sonlarına kadar uzanan yılları okuyacaksınız, böylelikle Anıtkabir hakkında yazdığım toplamda 4. ve son yazı olacak. Anıtkabir’in bahçesinde oluşturulan alana ilk kez 1960’ta “Hürriyet Şehitleri”, 1963’te Talat Aydemir’in 2.darbe girişiminde darbeyi önlerken şehit olan askerler, 1966’da uzun süreli koma sonrası hayatını kaybeden 4.Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel defnedildi. 1973’te vefat eden İnönü, törenlerin yapıldığı kısımda hazırlanan lahdin altındaki odaya defnedildi. Daha sonra Anıtkabir’e defin yapılmadı ancak Anıtkabir 23 Nisan, 29 Ekim, 10 Kasım gibi önemli günler haricinde de birkaç kez ülke gündeminde yoğun şekilde yer aldı. Bu yazıda Anıtkabir’de farklılaşan tören yapısına, 1973 sonrası Anıtkabir’e defnedilmesi önerilenlerin kimler olduğuna, 12 Eylül Darbesi sonrası Anıtkabir için yapılan düzenlemelere, Devlet Mezarlığı’na dair bilgiler başta olmak üzere pek çok tartışmaya, gelişmeye yer vereceğim.

Tören Karmaşası

Anıtkabir’de 1973 Aralık’ı sonrası -doğal olarak- gerçekleştirilen gerek resmi törenlerde(hepsinde olmasa dahi), gerekse yerli-yabancı turist ziyaretlerinde artık sadece Atatürk’ün lahdi değil, İnönü’nün lahdi de ziyaret edilen yerlerden olmuştu. “Devrim Şehitliği” de bu törenlerin, ziyaretlerin kapsamında yer almaya başlamıştı daha önceden. Ancak aşağıda da göreceğiniz üzere herhangi bir “zorunluluk” dolayısıyla gerçekleştirilen ziyaretler değildi. 27 Mayıs’ın yıl dönümlerinde yapılan ziyaretler ve Gürsel’in ölüm yıl dönümleri dışında “düzenli” bir ziyaret olmamıştır Gürsel’in ve Hürriyet Şehitleri’nin mezarlarına. Özellikle 12 Eylül sonrası resmi törenlerde sadece Atatürk’ün lahdi önünde, bazen de(Çoğunluğu vefat yıl dönümlerindedir.) Atatürk’ün lahdinden sonra İnönü’nün de lahdi önünde saygı duruşunda bulunulmuştur. Dolayısıyla Anıtkabir’de yer alan bu mezarların Atatürk’ün lahdi önünde yapılan törenler sonrası “karmaşa” doğurmuştur dersek yanlış olmaz. Cümlelerimi somutlaştırmak adına birkaç örnek vereyim:

Yazının kapsamını aslında 1974 ve sonrası ancak, 1973’te İnönü’nün defninden yaklaşık 2 ay önce dikkatimi çeken bir küpürle törenlerdeki değişimlere örnek vereceğim[1]. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 50.yılında ilk olarak Anıtkabir’de tören gerçekleştirilmiştir. Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün başında olduğu protokol önce Atatürk’ün sembolik lahdi önünde saygı duruşunda bulundu, ardından Korutürk mozoleye çelenk bıraktı. Misak-ı Milli Kulesi’nde bulunan özel deftere yazdıktan sonra 4.Cumhurbaşkanı Gürsel ve Devrim Şehitliği’ni ziyaret edildi, burada gerçekleştirilen saygı duruşu sonrası Korutürk, Gürsel’in kabrine çelenk bıraktı[2].

27 Mayıs Darbesi’nin 12 Eylül Darbesi’ne kadar “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutlandığını hatırlayarak, 1974 27 Mayıs’ına uzanalım. O gün ilk tören sabah Anıtkabir’de yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Korutürk, Millet Meclisi Başkanvekili, Başbakan, Bakanlar Kurulu üyeleri, Genelkurmay Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı şeklinde devam eden protokol, önce Atatürk’ün sembolik lahdi önünde saygı duruşunda bulunmuştur. Ardından Korutürk Anıtkabir özel defterine yazdıktan sonra beraberindekilerle Cemal Gürsel’in ve Devrim-Hürriyet Şehitleri’nin mezarlarını ziyaret etti[3]. 1980’deki darbeye dek 27 Mayıs’ta Anıtkabir’de tören düzenlendiğini ve bu törenlerde Atatürk’ten sonra Gürsel’in mezarının dolayısıyla “Devrim Şehitliği” bölümünün ziyaret edildiğini belirteyim.

Törenler konusunda son örneği, 1981’de bir ziyaretten vereceğim. Yukarıda “tören ve ziyaret” dediğim için bir de devlet protokolü dışında gerçekleştirilen bir ziyaretten örnek vermeyi doğru buluyorum. Türkiye İş Bankası’nın 57.kuruluş yıl dönümü için bankanın üst kademesinden bir heyet, 26 Ağustos’ta önce bankanın kurucusu olan Atatürk’ün sembolik lahdi önünde saygı duruşunda bulundu, ardından İnönü’nün de sembolik lahdini ziyaret edip çelenk bıraktı, daha sonra da Devrim Şehitliği’ni ziyaret edip Gürsel’in mezarına da çelenk bıraktı[4].

Anıtkabir’e Dair Kanunlaştırma Çalışmaları

12 Eylül Darbesi’nden sonra Anıtkabir’in güncel durumu ve Anıtkabir’de yürütülen hizmetlerle ilgili kanun ve yönetmelikler çıkarılmıştır[5]. Darbe sonrası kurulan ve bir süre ülkede karar alma mekanizması olarak görev yapan Milli Güvenlik Konseyi, 6 Kasım 1981’de, Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun‘u onayladı. Bu kanunla Anıtkabir’de sadece Atatürk’ün ve “en yakın silah ve mesai arkadaşı” İnönü’nün kabirleri kalacaktı. Ayrıca Anıtkabir’e, Anıtkabir’in arazisi içinde herhangi bir yere başka hiç kimsenin defnedilemeyeceği kabul edilecekti[6]. Kanunun 1.maddesindeki “Türk milletinin(…) yalnız Büyük Kurtarıcısı için tesis ettiği…” ifadesiyle Anıtkabir’in yalnızca Atatürk için inşa edildiği belirtilmiş oldu.

Kanunun 2.maddesinde Atatürk Orman Çiftliği arazisi içinde, Milli Savunma Bakanlığınca bir Devlet Mezarlığı tesis edileceği yer alıyordu. Böylece Devlet Mezarlığı’na vefat eden cumhurbaşkanları, TBMM başkanları ve Kurtuluş Savaşı komutanları defnedilecekti[7]. Kanunda yer alan geçici maddeyle, Anıtkabir bahçesinde mezarı bulunan Cemal Gürsel’in naaşının inşa edilecek olan Devlet Mezarlığı’na, 27 Mayıs sonrası defnedilen “Hürriyet Şehitleri”nin ve 20-21 Mayıs Darbe Girişimi’nde şehit olan askerlerin naaşlarınınsa aileleri tarafından başka yere nakledilmemesi durumunda Ankara’daki askeri şehitliğe devletçe defnedileceği kararı alındı[8](Ancak bu kararın uygulanması hemen mümkün olmadı. Devlet Mezarlığı’nın inşaatı dolayısıyla yaklaşık 7 yıl geçmesi gerekecekti.). Bu noktada akıllara, doğal olarak, şöyle bir soru gelebilir: Anıtkabir’e definleri esnasında(Özellikle “Devrim Şehitleri” ve Cemal Gürsel) büyük ve gösterişli törenler yapılan bu kadar ismin Anıtkabir’den taşınması toplumda, basında herhangi bir etki doğurmadı mı? Bu soruya öncelikle toplum açısından yanıt aramak gerekiyor. Bu kanun çıktığında darbe üzerinden yalnızca 1 yıl geçmişti. Ve uzun yıllardır konuştuğumuz, üzerine kitaplar yazılan 12 Eylül’ün getirdiği toplumsal yapıyı göz ardı etmemek mühim. Örneğin 27 Mayıs sonrası Anıtkabir’e defnedilen ilk isimlerin, defnedildikleri o günlerde, ülkedeki tanınırlığı(Bu gençlerin darbe sonrasında gazeteler tarafından tanıtıldığını, darbe öncesindeki sıkıyönetim koşullarında Turan Emeksiz’in ölümü gibi bir olayın da haftalar sonra ülke gündemine gelebildiğini bir önceki yazıda belirtmiştim.) ve “toplumun motivasyonu” 12 Eylül sonrasıyla hiç benzemiyordu. Siyasi ortam değişmişti ve ayrıca orduya minnet duyanlar kadar ordudan çekinenler de vardı. Bu dönemde çıkan haberlerde genellikle sadece bilgi verilmiş, yorumdan kaçınılmış[9]. Yazının devamında göreceğiniz üzere, Devlet Mezarlığı açıldığı zaman 1981’de verilmeyen tepkilerin daha sert düzeyde verildiği günler yaşandı.

Peki madem Gürsel ve diğer 11 kişinin naaşı taşınacaksa ve kanunda da geçtiği gibi(“…Türk milletinin, bir armağan olarak yalnız Büyük Kurtarıcı için tesis ettiği Anıtkabirde…”) sadece Atatürk için yapılan Anıtkabir’den İsmet İnönü’nün de kabrinin kaldırılması düşünüldü mü? Evet. Kanunun taslak metninde İnönü’nün de mezarının ailesinin rızasıyla Anıtkabir’den nakledileceği yer alıyordu. Bu konu resmi olarak İnönü Ailesi ile görüşüldüğünde Mevhibe İnönü “Lütfederlerse biz olduğumuz yerde kalalım.” diyerek İnönü’nün mezarının Anıtkabir’de kalmasını istediğini belirtmişti[10]. Bu yanıttan sonra Anıtkabir’de karar kılındı. Süreci bir de dönemin Devlet Başkanı Kenan Evren’in anlatımından okuyalım: “…Yine kanunu görüşmeden evvel İsmet İnönü’nün de Devlet Mezarlığı’na naklini ve böylece Anıtkabir’de yalnız Atatürk’ün kalmasını düşünmüş ve kanunun da öyle hazırlanmasını istemiştim. Bilahare Konsey üyesi arkadaşlarla görüşürken; İnönü için ailesinin mutabakatını alalım daha iyi olur, diye düşündük. Kanunu kabul etmeden evvel ailesine bu hususu sordurduk. İlk gelen haberde eşinin de bunu uygun bulduğu şeklinde idi. Habere sevindik. Fakat, bir veya iki gün sonra yeniden bir haber geldi. Yerinde kalmasını rica ediyorlarmış. Aramızda epey düşündük ve sonunda yalnız İnönü’nün Anıtkabir’de bırakılmasını kararlaştırdık.”[11].

Celâl Bayar’ın Vefatı ve Yeniden Gündeme Gelen Anıtkabir

Üçüncü Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, 22 Ağustos 1986’da tedavi görmekte olduğu Haydarpaşa Hastanesi Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi’nde 104 yaşındayken hayatını kaybetti. Yakın tarihimizin oldukça önemli bir şahsiyeti olan Bayar’ın vefatı ülkede geniş yankı uyandırdı. Bayar’ın cenazesinin nereye defnedileceği konusu da tartışılmaya başlandı.

Bayar’ın ailesi ile cenazenin defin yeri konusunda görüşmeleri Milli Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk yürüttü. 23 Ağustos’ta Bayar’ın yazılı herhangi bir vasiyetnamesinin bulunmadığı ailesi tarafından açıklandı. Aynı açıklamada Bayar’ın sohbetlerinde Anıtkabir’e ya da Umurbey’e defnedilmeyi istediğini belirttiği de yer aldı[12]. Hürriyet’te, Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy ve damadı Ahmet Gürsoy’un, Devlet Mezarlığı seçeneğini kabul etmeyip, “Babamızın yeri, Atatürk’ün yanıydı” şeklinde yaptığı açıklaması yanı yer aldı[13]. Hatta Bayar’ın ailesinin “Biz kendimiz Umurbey’e götürürüz.” dediği ve bunun üzerine Yavuztürk’ün Devlet Mezarlığı’na defni için ısrar ettiği ancak ailenin kararının değişmediği de basına yansıdı[14]. Ailenin açıklamasıyla aynı gün Başbakan Turgut Özal, Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile görüştü ve görüşme sonrası gazetecilere Bayar’ın ailesinin başka bir talepte bulunmaması halinde Bayar’ın, Atatürk Orman Çiftliği arazisinde yapımı sürdürülen Devlet Mezarlığı’nda toprağa verileceğini ve büyük bir devlet töreni düzenleneceğini belirtti[15]. Siyasi yasaklılardan olan Süleyman Demirel de, “Bayar’ın Anıtkabir’e gömülmesi, asırlık hizmetinin karşılığı olarak hakkıdır.” şeklinde görüş belirtti. SHP Genel Başkanı Erdal İnönü de “Bayar’ın Anıtkabir’de gömülmesine karşı olmadığını, bu konuda milletin sesine kulak verilmesi gerektiğini” söyledi[16].

Bayar’ın Anıtkabir’e defnedilmesi talebi iktidar partisi ANAP içinde birkaç milletvekili tarafından dile getirildi. Birkaç örnekle somutlaştırayım: Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç, “Benim gönlümden geçen, bu büyük devlet adamının Anıtkabir’e gömülmesidir. Hükümetin Meclis’i, ara seçim kararında olduğu gibi, olağanüstü toplantıya çağırmasını ve Bayar’ın Anıtkabir’e gömülmesi için tasarı getirmesini isterdim. (..)” şeklinde bir açıklamada bulundu. Malatya Milletvekili Talat Zengin, “Atatürk’ün silah arkadaşı olan 3.Cumhurbaşkanı’nın da Anıtkabir’e gömülmesini isterdim ama, yasaya göre Anıtkabir sadece Atatürk için yapılmışsa ve orada sadece Atatürk’ün mezarının bulunması gerekiyorsa, o zaman 2.Cumhurbaşkanı İnönü’nün de Devlet Mezarlığı’na nakledilmesi lazım.” dedi[17]. Hatta Çorum Milletvekili İhsan Tombuş, hazırladığı bir yasa teklifi ile Celâl Bayar’ın Anıtkabir’e gömülmesini istedi. Bu teklif kabul edilseydi, yukarıda okuduğunuz Devlet Mezarlığı için çıkarılan kanunda değişiklik yapılmasına neden olacaktı ve Anıtkabir’e başka kimsenin defnedilemeyeceği kanuna yazılacaktı[18].
Basında ve siyasilerde, hatta kendi partisinde oluşan “Bayar’ın Anıtkabir’e defni” talebine Başbakan Özal’ın yaptığı açıklama da(Mesele hakkında yaptığı tespitlerle de) dikkate değerdir: “Merhum Bayar’ın cenazesinin nereye defnedileceği hususu maalesef bir siyasi istismar konusu haline getirilmektedir. Bundan büyük hüzün duyuyorum. 5 sene evvel çıkmış 1 kanunun eleştirilmesi veya değiştirilmek istenmesi niçin şimdi yapılıyor? Neden bir İnönü-Bayar rekabeti veya mücadelesi tekrar ortaya konuyor? Tarihe mal olmuş ve tekrarını arzu etmediğimiz münakaşalara niçin tekrar kapı açılıyor? (…) Merhum Bayar’ın cenazesinin siyasi istismar konusu yapılmasını, milletimiz tasvip etmeyecektir.”[19].

Bu gelişmeler yaşanırken, Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun kapsamında bir süre içinde Anıtkabir’de yalnızca Atatürk ve İnönü’nün mezarının kalacağı biliniyordu. Gürsel’in ve diğer 11 kişinin naaşı Devlet Mezarlığı’nın inşaatı bitince Anıtkabir’den taşınacaktı. Bu süreçte halen gelecekte yapılacak bu definler konuşulmuyordu, Bayar’ın vefatı sonrası ortaya çıkan Bayar’ın da Anıtkabir’e defnedilip defnedilmemesi tartışmaları “İnönü’nün de Devlet Mezarlığı’na nakledilmesinin gerektiği” tartışmasını da beraberinde getirdi. Başbakan Özal, 26 Ağustos’ta vatandaşlarla sohbeti esnasında dikkate değer bir açıklama yaptı: “Celâl Bayar’a Umurbey’de güzel bir anıt yaptıracağız. Anıtkabir, yalnız Atatürk’e aittir. İnönü başka… O daha önce gömülmüş. Ama ileride bir şeyler yapacağız. Siz anlarsınız. Kanun var. Bayar’ı oraya gömemiyoruz.”[20]. Bu konuşmaya yanıt olarak İsmet İnönü’nün oğlu SHP Genel Başkanı Erdal İnönü birkaç gün sonra açıklama yaptı. Özal’ın bu tür açıklamalarının amacının ara seçimlere olan ilgiyi dağıtmak olduğunu belirtti ve babasının defin sürecinde kendi durumunu belirtti: “…Ailemizin tek temsilcisi ben değilim.(…) Anıtkabir’e babamın naaşı konulurken bana sorulmamıştı. Onun için şimdi öyle birdenbire birinci dereceden ilgili olduğum intibanın yaratılması yanlıştır. Hiçbir şey söylememeyi tercih ederim.”[21].

Devlet Mezarlığı önerisinin ailesi tarafından kabul görmemesi üzerine, 24 Ağustos 1986’da Bakanlar Kurulu’nda Gemlik’te yer alan Umurbey’de Celâl Bayar Vakfı’na ait araziye defnedilmesi onaylandı[22]. 26 Ağustos’ta Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy, “Babam Atatürk’e yakınlığını Umurbey’den de sürdürecektir.” diyerek aslında ailesi adına son noktayı koymuş oldu[23]. 26 Ağustos’ta Bayar’ın naaşı hastane önünde katafalka konuldu ve daha sonra Yeşilköy Askeri Havaalanı’na götürüldü. Bayar’ın cenazesinin yer aldığı uçağa, mezar yeri konusunda da görüşmeleri yürüten Milli Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk ve Bayar’ın ailesi refakat etti. Etimesgut Havaalanı’nda naaşı karşılamak üzere düzenlenen törende Cumhurbaşkanı Evren’i başyaveri Öğretmen Kıdemli Albay Cevat Erten temsil edecekti ancak talihsiz bir kaza sonrası hayatını kaybetti. Pilot Yüzbaşı Gürdoğan Kuloğlu, Pilot Binbaşı Seyfi Karahan ve Astsubay Mehmet Acet’in de içinde bulunduğu helikopterle Ankara’ya gelirken helikopterin Bolu yakınlarında düşmesiyle Başyaver Cevat Erten ve Pilot Yüzbaşı Gürdoğan Kuloğlu şehit oldu[24].

Celâl Bayar’ın son yıllarından bir fotoğrafı

Etimesgut Havaalanına getirilen cenaze, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne götürüldü. 27 Ağustos’ta askeri araçla alınan Bayar’ın naaşı saat 10.00’da törenle TBMM Şeref Kapısı önüne getirildi ve askerlerin omuzlarında taşınarak Şeref Salonu girişindeki katafalka konuldu. Bayar’ın cenazesi 28 Ağustos’ta Meclis’ten alınarak Harp Okulu öğrencilerinin taşıyacağı top arabasına yerleştirilmiştir. Top arabasının önünde askeri birlikler, arkasında Bayar’ın ailesi, ardında Cumhurbaşkanı Evren, Konsey üyeleri, TBMM Başkanı Necmettin Karaduman, Başbakan Özal, SHP lideri Erdal İnönü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ ve Hükümet üyelerinden sonra TBMM üyeleri, daha sonra Süleyman Demirel[25] ve eski parlamenterler yer almıştır. Bayar’ın naaşı Maltepe Camii’nde Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın kıldırdığı cenaze namazından sonra Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne götürülmüştür[26]. Bayar’ın naaşı 29 Ağustos’ta Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden alınarak Bursa’ya getirilmiştir. Bayar’ın ailesi, Milli Savunma Bakanı Yavuztürk, Bursa’ya geldi. Bursa’da askeri törenle karşılanan Bayar’ın Türk bayrağına sarılı tabutu Umurbey’de katafalka konulmuştur. Naaş, Celâl Bayar Vakfı bahçesinde yer alan içi mermer kaplı mezara yerleştirildi[27]. Kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilen Bayar’ın kabrine(Aynı Atatürk ve Gürsel’in defninde olduğu gibi)[28], Anıtkabir’den ve Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun mezarının yer aldığı İmralı’dan olmak üzere farklı yerlerden getirilmiş olan topraklar döküldü[29].

Anıtkabir’de Çıkan Yangınlar

Bayar’ın cenazesinin Umurbey’e defninden sonra 29 Ağustos’ta Anıtkabir’i çevreleyen ağaçlık bölgede yangın çıkmıştı. Milliyet’in 30 Ağustos’ta 1.ve 12.sayfasından “Şüpheli Yangın” başlığıyla duyurduğu haberde, çıkan yangının Atatürk’ün kabrine 200 metre uzakta çıktığı ve 6 dönüm ağaçlık alanın yandığı bilgisi yer alıyor. Hatta Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün, “Bayar’ı buraya koymazsanız, işte burayı yaktığımız gibi başka yerler de yanabilir. Yangınlar devam edecek” şeklinde telefonlar aldığı iddiası da Emniyet tarafından doğrulanmış[30].Haberin yapıldığı gün de Anıtkabir’de bir yangın çıktı. Hatta aynı gün Ankara’nın birkaç semtinde daha yangın çıktığını gazetelerden öğreniyoruz. Bu gelişmeler beraberinde “sabotaj” tartışmalarını getirdi. SHP Adana milletvekili Cüneyt Canver, “Her on metresinde bir asker olan Anıtkabir’e dışarıdan bir hareket düşünülemez. Bence içeriden yakıldı.” şeklinde bir açıklama yaptı[31].
Anıtkabir’de ardı ardına meydana gelen bu yangınlar, Anıtkabir’in sorumluluğunun Genelkurmay’da olması nedeniyle Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından soruşturuldu[32].Aradan yaklaşık 2 hafta geçtikten sonra, Genelkurmay Askeri Savcılığı, yangının sıcak havada kuru otlar arasında bulunan cam parçalarının güneş ışınlarını yansıtarak bu otların tutuşmasından ya da atılan bir sigara izmaritinden meydana gelmiş olabileceğini açıkladı. Ertesi gün çıkan yangın içinse, bir önceki gün çıkan yangında tam sönmeyen ağaç köklerinin sebep olduğu açıklandı[33].

Aradan tam 1 yıl geçmek üzereydi ki, Anıtkabir’de bir yangın daha çıktı. 19 Ağustos 1987’de çıkan bu yangın Anıtkabir arazisi içinde yer alan, Muhafız Birliği’nin kullandığı bir binada önce patlama sesi duyuldu, ardından alevler çatıyı sardı. Önlem olarak Muhafız Birliği’nin cephaneliği geçici olarak boşaltıldı[34]. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği tarafından verilen bilgide sabotaj ihtimalinin olmadığı, yangının elektrik kontağı nedeniyle[35] çıktığı aktarıldı[36].

Anıtkabir’den Cebeci Mezarlığı’na

Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun çıkarıldıktan sonra yaklaşık 7 yıl Devlet Mezarlığı’nın inşaatının bitmesi beklenmiştir. 1960’ta ve 1963’te büyük törenlerle Anıtkabir’e nakledilen Devrim Şehitleri’nin ve 21 Mayıs Şehitleri’nin naaşları, 1988’de “gizlilik içinde” ve “sakin bir ortamda” Anıtkabir’den nakledildi. Öyle ki, basına dahi haber verilmedi. Ayrıca ilk törenlerdeki yüksek rütbeli asker katılımının aksine, 24 Ağustos 1988’de mezarların boşaltılması işlemini rütbesiz erler gerçekleştirmiştir. Mezardan çıkarılan kemikler belediyenin temizlik işçilerince torbalara doldurularak Cebeci Şehitliği’ne nakledildi. 11 kişiden sadece Ersan Özey’in ailesi, Özey’in Cebeci Şehitliği’ne gömülmesine izin vermeyerek cenazeyi teslim almıştır. Diğer 10 kişi Cebeci Şehitliği’ne defnedildi[37].
Gizlice gerçekleştirilen bu definler Anıtkabir’i tekrar ülke gündemine taşıdı. Bazı isimler mezarların boşaltılmasının hata olduğunu belirterek, naaşları taşınan isimlerin tekrar Anıtkabir’deki yerlerine defnedilmesini istedi[38]. Naaşı Cebeci Mezarlığı’na nakledilenlerden Ali İhsan Kalmaz’ın abisi Şeref Kalmaz’ın tepkisi o günlerde Milliyet’te şöyle yer aldı: “Cenazeyi Isparta’ya götürmeye karar verdik. Cemal Gürsel Paşa, olayın Kalmaz ailesinden çıktığını, Türk milletine mal olduğunu, bu yüzden Atatürk’ün ayak ucuna bekçi olarak gömüleceğini beyan etti. Bu yüzden cenazeyi bize vermediler. 10 Haziran 1960 günü kardeşim ile birlikte 5 kişi Anıtkabir’e gömüldü. (…) 28 sene sonraki içler acısı durumdan üzülüyoruz. Vatan ve millet için ölen insanın sonu bu mu olacaktı? Bu hadiseden sonra çocuğuma milli hisleri nasıl aşılayacağım?”[39].

27 Mayıs Darbesi’ni gerçekleştiren kadrodan isimlerin de tepkisini basında görmek mümkündür. Birkaç örnek vereyim: Milli Birlik Komitesi eski üyelerinden Suphi Karaman, “Tarihi olaylann daha sonraki yıllarda saklanması, siyasi kompleksi olanlar için geçerli bir yoldur. 27 Mayıs şehitleri Turan Emeksiz ve Ali İhsan Kalmaz’ın cenaze törenleri o günlerde yüz binlerin katılımı ile yapılmıştır. Kemiklerinin bu saklı ve sessiz taşınması karsısında Turan Emeksiz’in demokrasi yolundaki yandaşları ve Ali İhsan Kalmaz’ın silah arkadaşlannın şimdi neler düşündüklerini ve gözyaşlannı içlerine nasıl akıttıklannı merak ediyorum.” diyerek[40], MBK’nin eski üyelerinden Sezai Okan, “Bu bir hükümet politikasıdır. Kendileri kararını vermiş. Fakat bir politikanın sosyal, siyasal ve hukuksal incelikleri, saygınlığı olması gerekir. Ben bu politikada herhangi bir incelik ve saygınlık görmedim. Suçluların telaşı içinde, yangından mal kaçırır gibi geniş güvenlik önlemleri altında mezarlar açılıyor ve nakil işlemi yapılıyor. Kamuoyundan gizlenerek, herhangi bir tertip ve program yapılmadan kaçırırcasına yapılan bu işlemi yadırgadım ve üzüldüm.” diyerek[41] mezarların taşınmasına tepki göstermişti.
MBK üyeleri arasında en sert tepkiyi Suphi Gürsoytrak vermişti: “Celal Bayar’ın ölümünün yıl dönümünde 27 Mayıs şehitlerinin Anıtkabir’den gizlice alınarak başka yerlere nakledilmesi girişimi, aslında devletimizin kurucusu Atamıza karşı sürdürülen ve 1980’den sonra da değişik hüviyetlerle hızlandırılan karşı devrim girişimlerinden biridir. Bu genç şehitler, Atatürk’ü, devrimlerini, cumhuriyeti, demokrasiyi ve özgürlükleri faşist bir rejim kurmak isteyen fırsatçı ve karşı devrimcilere karşı savunmak uğrunda hayatlannı tereddütsüzce feda etmişlerdir. Tıpkı Öğretmen Asteğmen Kubilay gibi. 28 yıldır mütevazı kabirlerindeki bu şehitler; Türk gençliğinin ve Türk halkının Atasını ve eserlerini nereden ve kimden gelirse gelsin, her türlü karşı devrimci girişimlere karşı koyacaklarını simgeliyorlardı.Yine bu şehitler, Türk bağımsızlığını, ulusçuluğu, halkçılığı, devletçiliği, laikliği, sosyal devleti ve çağdaş uygarlık yolunda ilerleme azmini sergiliyorlardı.”[42].

Celal Bayar’ın vefatı sonrasında birkaç kez dile getirilen bir istek de o günlerde yeniden dile getirildi: Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun İmralı’dan Anıtkabir’e defnedilmesi isteği. Bazı DYP’liler[43], ANAP’lılar[44] tarafından gündeme getirildi. Devlet Mezarlığı’nı düzenleyen kanunun uygulanmaya başlandığı ve Anıtkabir’den definlerin -gizlice- yapıldığı bu ortamda, Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun mezarının Anıtkabir’e taşınmasının hükümetçe kabul edilmesini beklemek gerçeklikten uzaktır. Kanunun çıkarılma sebebi zaten “Anıtkabir’i yapılma amacına uygun haline döndürmek” olduğundan, İmralı’dan Anıtkabir’e mezar taşınması talebi daha çok “siyasi beklenti” olarak değerlendirilebilir.

Devlet Mezarlığı’nın Açılışı ve “Bildiğimiz Anıtkabir”

Anıtkabir’e farklı tarihlerde defnedilen 11 kişinin naaşının Cebeci Mezarlığı’na taşınması tartışılmaya devam ederken, 27 Ağustos’ta 4.Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in kemikleri belediye işçileri tarafından torbaya konuldu ve Gülhane Askeri Hastanesi’ne götürüldü. 30 Ağustos günü gerçekleştirilen devlet töreniyle Devlet Mezarlığı’na defnedildi[45]. Aynı gün Devlet Mezarlığı’nın açılışı yapıldı[46].
Anıtkabir’den taşınma işlemi yapılırken orada Gürsel’in oğlu Özdemir Gürsel, Özdemir Gürsel’in eşi Türkan Gürsel ve kızları yer aldı. Hükümet kanadından kimsenin yer almadığı o gün, 4.Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Hikmet Bayır ve Merkez Komutanı Tümgeneral Naci Aytaç Anıtkabir’deydi. Özdemir Gürsel, babasının naaşının taşınmasına tepkisini şu sözlerle gösterdi: “…Esasen bu kadar sene burada kalmış mezar yine burada kalmalıydı. Sıra İsmet Paşa’ya hatta Atatürk’e gelebilir, bu memlekette olmayacak iş yok!”. “Hem açılan bu mezarlara yarın bir zamanlar vatan haini ilan edilen Menderes ve arkadaşlarının konmayacağı ne malum?” şeklinde konuşan Gürsel, gizlilik içinde yapılan mezar nakilleri için de, “Neden halk buraya sokulmadı? Niye halktan kaçılıyor? 27 Mayıs tekrar yaşanır diye bir korku mu var? Ahde vefayı yitiren milletlerin sonu iyi olmaz. Koskoca Gürsel Paşa’nın mezarı 20 kişi ile kaldırılmaz. Ordu bu işe sahip çıkmalıydı. Acı ve ıstırap içindeyim.” dedi[47].
Altan Öymen’in Gürsel’in naaşının Anıtkabir’den çıkarıldığı gün yayımlanan köşe yazısı durumu çok iyi özetliyordu: “…Ama bu yasa ve kararın uygulanışını bütün gözlerden kaçırmaya çalışmanın anlamı? Üç günden beri işte o soruya bir türlü yanıt verilemiyor. (..) Şimdi o zamanki şehitleri, 28 ve 26 yıl süreyle kaldıkları yerden başka yere naklederken, kamuya açık bir tören yapılsa ve ‘günün anlam ve önemi’ konusunda bir konuşma yapılması gerekse, kim, söyleyecek hangi sözü bulacaktı?”[48]. Öymen’in de dediği gibi, “günün anlam ve önemi” için bir konuşma yapılması gerekse ne denebilirdi? Aileler açısından oldukça üzücü olduğunu tahmin etmek zor değil. Nitekim Cumhurbaşkanı Evren ve hükümetin de bu durumun ciddiyetinin farkında olduğundan “gizliliğe” yöneldiğini söyleyebiliriz.
30 Ağustos’ta Devlet Mezarlığı’nın açılış törenine Cumhurbaşkanı Evren, TBMM Başkanı Akbulut, Başbakan Özal, SHP Genel Başkanı İnönü ve DYP Genel Başkanı Demirel katıldı[49]. Ancak Cemal Gürsel’in ailesi, Anıtkabir’den Devlet Mezarlığı’na nakile tepki göstermek amacıyla törene katılmadı, törene sadece Gürsel’in başyaveri emekli Hava Albay Nevzat Dereli katıldı[50].

Naaşların naklinin torbalarla yapılmasına getirilen eleştirilere Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay, “Nakil, program dahilinde gayet muntazam olarak yapıldı. Eski muhariplerin mezarlarının nakli sırasında her türlü saygı gösterilmiştir. Kusur yoktur. Tabuta kadar torba ile taşınmasının dışında bir başka taşıma şekli olamaz.” şeklinde yanıt verdi[51].
Bu dönemde nakillere gelen eleştirilere Evren hatıralarında yanıt vermişti. Şimdi Evren’in açıklamalarıyla yazının bu kısmını bitiriyorum: “…Milli Birlik Komitesi üyelerinden bazıları ve rahmetli Cemal Gürsel’in oğlunun, Cemal Gürsel’in naaşının Atatürk için yaptırılan Anıtkabir’den alınışından dolayı yakışıksız beyanları olmuştu. Bu haksız ve maksatlı beyanlara çok canım sıkılmıştı. Bunlara bir cevap vermek istiyordum. İşte bugün yapılan açılış töreni münasebetiyle bu isteğimi gerçekleştirdim. Yaptığım konuşmanın bazı bölümleri şöyle: ‘Atatürk için bir kanun çıkarılmış, Anıtkabir yapılmış. Bu Anıtkabir, yabancı devlet başkanları, devlet büyükleri geldiği zaman da ziyaret edilen bir yer, ama zamanla burası mezarlık haline getirilmiş. Neden? Çünkü o günkü olayların tesiri altında hislerle hareket edilmiş. Atatürk için yapılan Anıtkabir’de mezarlar oluşmaya başlayınca, haklı olarak, her cumhurbaşkanı vefat ettiğinde bunu, Anıtkabir’e gömelim demeye başlamışlar. 27 Mayıs’ın lideri, muhterem komutanımız Cemal Gürsel de vefat edince oraya gömülmüş, emsal teşkil etmiş. 27 Mayıs’ta ve 27 Mayıs olaylarındaki çatışmalarda şehit düşmüş kişiler de oraya defnedilmiş. Bunların içinde, takside giderken tesadüfen vurulanlar var. Bunların hepsi oraya gömüldü. Böyle gitseydi, (…) orası Anıtkabir değil, bir anıt mezarlık haline gelecekti. Bu kanun çıktığı zaman methiyeler yazıldı, çok iyi bir düşünce denildi. (…) Nakil esnasında lehte ve aleyhte yazılar ve bazı beyanlar kulağıma geldi ve gördüm. ’27 Mayıs’ın karşısında olanlar yarın, öbür gün oradan Atatürk’ü de kaldırırlar. İsmet İnönü’yü de kaldırırlar’ diyorlar. Biz 27 Mayıs’ın karşısında değiliz. Kaldı ki orada olanlar 27 Mayıs’a iştirak edenler değil, 27 Mayıs’ı yapan arkadaşlardan vefat edenler başka mezarlıklara gömüldü. Orada, dediğim gibi, sokakta geçerken vurulan kimseler vardı. Biz Atatürk’ü kurtardık, Atatürk’ü yalnız bıraktık orada. Böylece Anıtkabir’de yalnız Atatürk ve onun en yakın silah arkadaşı İnönü kalmıştır. Bundan sonra, bu kanuna göre, bir daha oraya kimse defnedilemez.”[52].

Yazıda değinmek istediğim son bir kısım daha var. Başlıkta “Bildiğimiz Anıtkabir” kavramı kullandım çünkü günümüzde Anıtkabir’e gittiğinizde, bir zamanlar Anıtkabir’de kendilerine mezar alanı oluşturulan ne Hürriyet Şehitleri’ne, ne 20-21 Mayıs Şehitleri’ne ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin 4.Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e dair ibare görebilirsiniz. Tıpkı Anıtkabir’deki mezarların kaldırıldığı günlerdeki gibi “sessizlik” vardır, sanki hiç Anıtkabir’de böyle bir dönem yaşanmamıştır. Bu dönemi yaşamamış olan ancak söz konusu süreci bilen azınlığın da bu konu hakkında yazılmış birkaç makale ve bu süreci bilen tanıdıkları dışında bilgi sahibi olması çok zor, zira internette Anıtkabir’de yer alan bu şehitliklerin fotoğraflarını ancak gazete küpürlerinde bulabilirsiniz(Yazının kapak fotoğrafında sol alt kısımda mezarları görmek mümkün. Bu açıdan belki de çekilen tek fotoğraf olma özelliğini taşıyor.) Tüm bu gelişmeler sonrasında, “bildiğimiz Anıtkabir” yani “Atatürk ve İnönü’nün mezarlarının yer aldığı Anıtkabir” ortaya çıktı.
Ben de bu yazıyla 4 dizilik Anıtkabir yazılarımı tamamlamış oldum. En çok vakit harcadığım yazı bu ve bundan 1 önceki Anıtkabir yazısı olan “Anıtkabir’in Hatırlanmayan Yılları(1960-1973)” oldu. Normalde bu yazı Şubat ayı içinde yayınlanacaktı ancak oldukça uzun süren kaynak derleme ve yazım sürecini aceleye getirmek de istemedim. Ayrıca dipnotları da incelemenizi öneririm çünkü yazının daha fazla uzamaması adına bazı ayrıntıları, hatta konuyu aşan kısımları dipnotta derlerdim. Dilerim bu konuya dair başvurulacak bir kaynak oluşturabilmişimdir, konuyla pek de ilgisi olmayan okurlara da bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana.

__________
*: 
Kapak fotoğrafı: 1986, Baykan Günay. Baykan Bey’e ilgisi ve yardımı için çok teşekkür ederim.
[1]: 1973 sonrasında 1988’e kadar milli bayramlarda yapılan Anıtkabir ziyaretlerinde protokol tarafından gerçekleştirilmiş bir Gürsel ve İnönü ziyareti göremedim. Ancak yukarıda sözünü ettiğim bayram dışında bir örnek daha verilebilir: 19 Mayıs 1967’de Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan ve parti liderlerini içeren protokol önce Atatürk’ün lahdi önünde saygı duruşunda bulunmuştu, ardından da Cemal Gürsel’in mezarı önünde. Ayrıca 2 saygı duruşu sonrasında da hem Atatürk’ün lahdinin önüne, hem de Gürsel’in mezarına çelenk bırakılmıştı(Bkz: Milliyet, 20.05.1976, sayfa 1)
[2]: Cumhuriyet, 30.10.1973, sayfa 7
[3]: Cumhuriyet, 28.05.1974, sayfa 1, 7
[4]: 
Milliyet, 27.08.1981, sayfa 3
[5]: 1981’de çıkarılan(Resmi Gazete, No: 17459, 15 Eylül 1981, s.7) Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun’dan söz etmek gerekiyor. Anıtkabir’e dair hizmetler, 1981’deki kanuna dek kronolojik olarak şöyle yürütülmüştür: Önce 3 yıl kadar Bayındırlık Bakanlığınca, daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Müsteşarlığınca, ardından Kültür Bakanlığı eliyle yürütülmüştür. Kültür Bakanlığı 1981’deki kanuna dek müze, kütüphane ve benzeri tesislerle ilgili hizmetleri yerine getirmiştir. Dış emniyet ve askeri törenleri Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına bağlı Anıtkabir Muhafız ve Tören Bölüğünce yürütülmüştür[Bkz: Milli Güvenlik Kurulu, S. Sayısı: 263, Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Tasarısı ve İhtisas Komisyonu Raporu(1/215), Gerekçe(Bu raporda “Cumhurbaşkanlığı” ibaresi yerine “Devlet Başkanlığı” denmesi, 12 Eylül Darbesi sonrası oluşan siyasi ortamdan olmalı.)]. 1981’de Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun(Resmi Gazete, No: 17459, 15 Eylül 1981) çıkarılınca Anıtkabir’in, Anıtkabir’deki hizmetlerin yönetimi Genelkurmay Başkanlığı’na bırakılmıştır. Kanundan sonra da bu kanunla ilgili yönetmelik(Söz konusu kanunun 2.maddesi gereğince) çıkarılmıştır(Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Yönetmelik, Resmi Gazete, No: 17659, 9 Nisan 1982). Yönetmelikte daha sonra birkaç değişiklik yapılmıştır.
[6]: 2549 sayılı Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun, madde 1
[7]: Kanunun öncüsü “Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun Teklifi ve İhtisas Komisyonu Raporu” incelendiğinde,madde gerekçelerinin 1.kısmında “İstiklal Harbinde kahramanlık mertebesine erişmiş Atatürk’ün en yakın silah arkadaşları olan komutanlar” şeklinde bir tanımlama yapıldığı görülmektedir. Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun’da ise “Cumhuriyetin kuruluşuna hayat veren Ulu Önder Atatürk’ün en yakın silah arkadaşları olan İstiklal Harbi Komutanları” tanımlaması var.
Ayrıca kanuna 2006’da yapılan bir ekle, vefat eden başbakanların da Devlet Mezarlığı’na defnedilebilmesi mümkün oldu. Kanunda bu değişikliğin yapılmasında Bülent Ecevit’in vefatı ve bunun sonrasında nereye defnedileceği hususunun etkili olduğunu hatırlatayım.
[8]: 2549 sayılı Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun, geçici madde 2
[9]: Yukarıda sözünü ettiğim gibi, basında yorumsuz ve genel olarak kanun metninin özeti yayımlanmıştır. Örnek için bkz.: Milliyet, 10.11.1981, sayfa 9
[10]: Mekan ve Siyaset İlişkisi Bağlamında Anıtkabir (1938-1973), Tunç Boran, (Bir kısmı kitaplaşmış Doktora Tezi), T.C. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, sayfa 327
[11]: Milliyet, 30.12.1990, sayfa 9 (Kenan Evren’in anıları önce Milliyet’te tefrika edilmiştir, ardından kitap haline getirilip basılmıştır.)
[12]: Milliyet, 24.08.1986, sayfa 7
[13]: Hürriyet, 24.08.1986, sayfa 1
[14]: Cumhuriyet, 24.08.1986, sayfa 1
[15]: Milliyet, 24.08.1986, sayfa 7; Hürriyet, 24.08.1986 sayfa 1
[16]: Milliyet, 24.08.1986, sayfa 11
[17]: Milliyet, 26.08.1986, sayfa 14
[18]: Cumhuriyet, 28.08.1986, sayfa 7(Gazetelerde yer aldığı üzere, Tombuş’un bu yasa teklifi önce partisi ANAP’ın grubunda görüşülecekti, kabul edilirse TBMM Başkanlığına sunulacaktı. Sonraki günlerde bu konuda herhangi bir haber tespit edemedim. Muhtemeldir ki parti içinde görüş birliğine varılamadı.)
[19]: Milliyet, 26.08.1986, sayfa 14
[20]: Özal’ın açıklamaları için bkz: Milliyet, 27.08.1986, sayfa 12.
Özal’ın konuşmasında İnönü’nün naaşı için “İnönü başka… O daha önce gömülmüş. Ama ileride bir şeyler yapacağız. Siz anlarsınız.” şeklinde kullandığı cümleler aslında çok ilginç ve önemlidir. Ancak sadece bu açıklamayı okumak, Özal’ın neyi kast edebileceğini anlamaya yetmeyecektir. Bunun için Kenan Evren’in yukarıda da kısımlar paylaştığım hatıralarına göz atmak gerekiyor. Evren, önce Bayar’ın Anıtkabir’e defni meselesinin Özal tarafından kendisine aktarılmasını, aralarında geçen konuşmaları şöyle aktarıyor: “Başbakan Turgut Özal da basındaki kampanyadan ve Doğru Yol Partisi’nin propagandasından etkilenmiş olacak ki, bana geldi: ‘Böyle bir istek var, partimiz de müşkül durumda. Acaba bir kanun çıkarsak da Celâl Bayar’ı da Anıtkabir’e defnetsek ne dersiniz?’ deyince, ‘Katiyen kabul etmem. Ben İnönü’nün de orada bulunmasına taraftar değildim. Ne yapalım ki bir emri vaki idi. Kanuna onu koyamadık. Ama öyle inanıyorum ki, bizden sonra gelecek nesiller, İnönü’nün varisleri hayattan ayrıldıktan sonra İnönü’nün kabrini de Devlet Mezarlığı’na nakledeceklerdir. Aslında Celâl Bayar ailesinin böyle bir ısrarı yok. Bunu ortaya atanlar politik kazanç sağlayacaklarına inanan ve bir ölüden bile yararlanmak isteyenlerdir. Milletin çoğunluğu bunu onaylamaz. Eğer böyle bir kanun önüme gelirse, 15 gün kanuni süremi beklerim. Sonunda kanunu bir defa daha görüşülmek üzere Meclis’e gönderirim. Kanun aynı şekilde yine önüme gelirse tekrar 15 gün daha beklerim. Böylece bir aydan fazla bir süre cenaze bekler.’ dedim. Bu konuşmam üzerine teklifinden vazgeçti.”(Bkz: Milliyet, 30.12.1990, sayfa 9). Yani, Özal’ın açıklamasında kast ettiği muhtemelen İsmet İnönü’nün varisleri hayatını kaybettikten sonra İnönü’nün naaşının Devlet Mezarlığı’na nakledilmesidir. Benim gözlemlediğim kadarıyla Özal’ın bu cümleleri o günlerde pek de dikkat çekmemiş. Erdal İnönü de nazikçe, pek de derine inmeden yanıt vermiş.
[21]: Cumhuriyet, 02.09.1986, sayfa 6
[22]: Resmi Gazete, 26 Ağustos 1986, Sayı: 19203, s.25
[23]: Milliyet, 26.08.1986, sayfa 14
[24]: Başyaver Albay Cevat Erten ve Pilot Yüzbaşı Gürdoğan Kuloğlu’nun cenazeleri Maltepe Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Cebeci Askeri Şehitlıği’nde toprağa verildi(Bkz: Cumhuriyet, 29 Ağustos 1986, sayfa 14). Kazada Pilot Binbaşı Seyfi Karahan ve Astsubay Mehmet Acet yaralandı, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde tedavi altına alındı(Bkz: Cumhuriyet, 27.08.1986, sayfa 1)
[25]: Demirel, Ecevit gibi 7 yıl öncenin en önemli siyasi figürlerinin siyasette yasaklı olduğu bu yıllarda, siyaset sahnesinde artık 7 yıl öncenin isimleri yer alamıyordu. Bayar’ın cenaze töreni kapsamında TBMM’de gerçekleştirilen törene katılan Ecevit ve Demirel, yaklaşık 6 yıl sonra Meclis’e ilk kez gelmiş oldu(Bkz: Milliyet, 28.08.1986, sayfa 13).
[26]: Cumhuriyet, 29.08.1986, sayfa 8
[27]: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarının Cenaze Merasimleri, Alev Özbil, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl: 2012/2, Cilt:11, Sayı: 22, sayfa 41, 42
[28]: Milliyet, 26.08.1986, sayfa 14
[29]: 22 Ağustos 1991’de Bayar için yapılacak olan anıtmezarın temeli atıldı. Bu anıtmezarın yapılışına tepki gösterenler de vardı: Örneğin dönemin Tunceli Milletvekili Kamer Genç. Genç, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’a yazdığı mektupta “Bayar’ı kahraman gibi göstermeye çalıştığı” dolayısıyla Bayar için anıtmezar yapılmasını protesto etmişti(Bkz: Cumhuriyet, 22 Ağustos 1991, sayfa 7)Anıtmezar 1993’te tamamlandı. 16 Mayıs 1993’te Bayar geçici istirahatgahından alınarak Anıtmezar’daki yerinde toprağa verilmiştir. Anıtmezar’ın resmi açılışı 22 Ağustos 1993’te yapılmıştır.(Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarının Cenaze Merasimleri, Alev Özbil, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl: 2012/2, Cilt:11, Sayı: 22, sayfa 42)
[30]: Milliyet, 30.08.1986, sayfa 12
[31]: Milliyet, 31.08.1986, sayfa 13
[32]: Cumhuriyet, 02.09.1986, sayfa 6
[33]: Milliyet, 13.09.1986, sayfa 13
[34]: Milliyet, 20.08.1987, sayfa 7
[35]: Milliyet, 21.08.1987, sayfa 3
[36]: 1986’da ve 1987’de çıkan yangınlardan sonra da Anıtkabir’de yangın çıktığına dair haberleri(Söz konusu haberler genellikle Anıtkabir’i çevreleyen ağaçlık alanla ilgilidir.) basında görmek mümkündür. Örneğin 18 Ağustos 2003’te Tandoğan girişine yakın bir bölgede ağaçlık alanda ufak çaplı yangın çıkmıştı(Bkz: Hurriyet .com .tr/gundem/anitkabir-bahcesinde-yangin-166094). Daha sonra ise 2014’te yangın haberlerini görüyoruz ancak akşam saatlerinde yangına benzetilen görüntünün rutin bir temizlik yapılırken kullanılan topraktan kaynaklandığı açıklanmıştı(Bkz: sozcu .com. tr/2014/gundem/anitkabirde-yangin-var-iddiasi-560428/).
[37]: Şehitliğin İnşası ve İmhası: Turan Emeksiz Örneği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Turgay Gülpınar, Ankara, 2012, sayfa 208
[38]: Örneğin, Sosyalist Parti Genel Sekreteri Yalçın Büyükdağlı yaptığı yazılı açıklamada mezar nakillerinin “ülke tarihinin ilerici mirasına yapılan büyük saygısızlık olduğunu” belirtti, “Bu zihniyet yarın Atatürk’ü de Anıtkabir’den çıkarabilir, 27 Mayıs şehitleri yeniden Anıtkabir’e nakledilmeli, Cemal Gürsel’in mezarı yerinde kalmalıdır.” dedi(Bkz: Milliyet, 26.08.1988, sayfa 14)
[39]: Milliyet, 26.08.1988, sayfa 14
[40]: Cumhuriyet, 26.08.1988, sayfa 8
[41]: Milliyet, 26.08.1988, sayfa 14
[42]: Cumhuriyet, 27.08.1988, sayfa 11
[43]: DYP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Barutçu, “Atatürk’ün bulunduğu bir yerde ne olduğu belli olmayan insanların ne işi vardı? (…) Ülkeye hizmetten başka bir günahı olmayan rahmetli Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın mezarları Anıtkabir’de olmalıdır. Çünkü asıl şehit bunlardır. Onlar ülkeye hizmet aşkıyla canlarından olmuşlardır. Yapılan tarihsel bir hataydı. Aileleriyle görüşüp acılarını bir nebze hafifletmek için düzenlenecek bir devlet töreniyle mezarlar Anıtkabir’e defnedilmelidir. Veya ailelerinin istediği bir yere nakledilmelidir. Hiç olmazsa tarih önünde bu yanlışlıklar düzeltilmelidir.” şeklinde bir açıklama yapmıştı(Bkz: Milliyet, 26.08.1988, sayfa 14).
[44]: ANAP Teşkilat Başkanı Oltan Sungurlu; Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun cenazelerinin nakli için ailelerinin desteğini isteyerek şöyle konuşmuştu: “İmralı’daki mezarların nakli konusunda kanun çıkardık. Bu kanunla birlikte bu olay millete mal olmuştur. Millet ailelerine danışmadan bu mezarları istediği gibi ve layık olduğu yere götürmek istemektedir. Aileler de bugüne kadar bir yaklaşım içine girmedi. Biz ailelerinden kısa sürede karar vermelerini bekliyoruz. Eğer aileler karar vermede daha fazla gecikirlerse millet, rızalarını beklemeksizin cenazelerin layık olduğu törenle, layık oldukları yere nakledecektir. Ailelerin de bize destek olmasını bekliyoruz.”(Bkz: Milliyet, 26.08.1988, sayfa 14).
[45]: En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak-12 Anıtkabir’in Unutulan Darbe(Hürriyet-İnkılap-Devrim-27 Mayıs) Şehitleri, Mehmet Ö.Alkan, Toplumsal Tarih, 266.sayı, sayfa 55
[46]: Devlet Mezarlığı’nda bugün mezarı yer alan isimlerin arasında, Cemal Gürsel gibi ilk defin yerinden alınıp cenazesi tekrar defnedilen isimler de vardır. Örneğin 5.Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 22 Mayıs 1982’de kalp krizinden hayatını kaybetmiştir ve 28 Mayıs’ta Cebeci Şehitliği’ne defnedilmiştir(Bkz: Cumhuriyet, 29.05.1982, sayfa 9), 30 Ağustos 1988’te de diğer isimlerin cenazesi gibi Sunay’ın da cenazesi Devlet Mezarlığı’na nakledilmiştir.
Doğrudan Devlet Mezarlığı’na defnedilenlerden biri 6.Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’tür. Korutürk, 12 Ekim 1987’de geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucunda hayatını kaybetmiştir, 16 Ekim’de Devlet Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir(Bkz: Milliyet, 17 Ekim 1987, sayfa 10). 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatından sonra, Bakanlar Kurulu Özal’ın da Devlet Mezarlığı’na defnedilmesi konuşulmuştur, ve uygun görülmüştür. Daha sonra Özal’ın ailesiyle yapılan görüşmede Özal Ailesi’nin, Turgut Özal’ın İstanbul’da Vatan Caddesi’nde(Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın mezarının olduğu yerde) gömülmeyi istediğini belirtmesi üzerine Bakanlar Kurulu bu isteğe karşı çıkmamıştır(Bkz: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarının Cenaze Merasimleri, Alev Özbil, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl: 2012/2, Cilt:11, Sayı: 22, sayfa 52).
Devlet Mezarlığı’nda, ailelerinin onay vermemesi nedeniyle, sadece simgesel mezarları olan isimler vardır: Mareşal Fevzi Çakmak(Naaşı Eyüp Mezarlığı’ndadır.), Ali Fuat Cebesoy(Naaşı Geyve’dedir.) ve Rauf Orbay(Naaşı Edirnekapı Şehitliği’ndedir.)(Bkz: Milliyet, 13.11.2006, sayfa 18)
[47]: Milliyet, 28.08.1988, sayfa 13
[48]: Milliyet, 27.08.1988, sayfa 1
[49]: Cumhuriyet, 31.08.1988, sayfa 8(Gazetede törene katılanlar arasında TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut sayılmamış ancak diğer gazetelerde katıldığının bilgisi yer alıyor.)
[50]: Milliyet, 31.08.1988, sayfa 6
Gürsel’in mezarının yerinin değiştirilmesine ailesinin tepkisi sadece 30 Ağustos’ta değildi. Gürsel Ailesi, aynı yıl Gürsel’in vefat yıl dönümünde Devlet Mezarlığı’nda gerçekleştirilen devlet törenine de katılmadı. Aileyi Başyaver Nevzat Dereli temsil etti(Cumhuriyet, 15.09.1988, sayfa 6). Ancak tepkili olan sadece Gürsel’in ailesi değildi. 1 yıl sonra, yine Gürsel’in vefat yıl dönümünde gerçekleştirilen devlet törenine rağmen, 27 Mayıs Milli Devrim Derneği üyeleri Devlet Mezarlığı yerine Anıtkabir’de Gürsel’in boşaltılan mezarının bulunduğu alana çiçek bıraktılar. Ayrıca MBK üyelerinden bazıları da Anıtkabir’e gelip, Gürsel’in boşaltılan mezarının bulunduğu alana 1 buket çiçek bıraktılar(Cumhuriyet, 15.09.1989, sayfa 8).
Tepkiler 2 yıl geçmesine rağmen yine devam etti, 1990’daki vefat yıl dönümünde bu sefer de 2 ayrı anma gerçekleşti. Resmi tören Devlet Mezarlığı’nda, 27 Mayıs Milli Devrim Derneği tarafından gerçekleştirilen törense Anıtkabir’de gerçekleştirildi. Sıtkı Ulay, Haydar Tunçkanat, Suphi Karaman gibi isimlerin de katıldığı törende, Gürsel’in boşaltılan mezarının bulunduğu alana karanfil bırakıldı(Cumhuriyet, 15.09.1990, sayfa 19)
Son olarak da 1991’den örnek vereyim. 27 Mayıs’ın 31.yıl dönümünde MBK üyelerinin Anıtkabir’e giderek önce Atatürk’ün mozolesine çelenk koyup saygı duruşunda bulunacağı, daha sonra da Devlet Mezarlığı’nda yer alan Gürsel’in mezarı başında tören yapacakları basına yansıdı(Cumhuriyet, 27.05.1991, sayfa 3). Yani artık tepkilerin bittiği anlaşılıyordu.
[51]: Milliyet, 30.08.1988, sayfa 13
[52]: Milliyet, 02.04.1992, sayfa 11

Doğukan Temizel

Doğukan Temizel

"1998'de İstanbul'da doğdum. İlköğretim ve lise eğitimimi Bakırköy'de tamamladım. Şu sıralar üniversitede hukuk öğrenimine devam ediyorum. 2011'den bu yana çeşitli internet sitelerinde yakın tarih üzerine köşe yazılarım yayınlanıyor."
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ