Alexa
Medya Siyaset

Ankara Müftüsü Rifat Efendi ‘Rifat Börekçi’

Ankara Müftüsü Rifat Efendi ‘Rifat Börekçi’

Yıl 1919, günlerden 27 Aralık…

Mustafa Kemal ve arkadaşları, o gün Ankara’ya gelmiş, büyük bir coşkuyla karşılanmıştı.

Atatürk, çalışmalarını sürdürmek için Ziraat Mektebi’ne yerleşir.

Ankaralılar, Mustafa Kemal’i ziyaret ederler.

Mustafa Kemal ve arkadaşları durumdan hoşnutturlar, ama ziyaretçi sayısının artması demek çay, kahve ikramının artması demekti ve elbette parasal yükü de vardı.

Yedekte biraz kahve vardı ama şeker kalmamıştı.

Ankara’ya gelişlerinin ilk haftasında masrafları belediye karşılamıştı, sonra parasızlıkla baş başa kalmışlardı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaveri Mazhar Müfit kürkünü satmış, ele geçen para ancak ekmekçinin borcunu karşılayabilmişti.

Var olan birikimlerini de bitmişti.

Mazhar Müfit,  ‘biraz borç bulmalıyız’ dediğinde, Atatürk, kesin bir şekilde, ‘olmaz, hakkımızda dedikodu yapılmasına yol açar’ demiş ve öneriyi geri çevirmişti.

Mazhar Müfit, ‘biraz kahvemiz var, ama şekerimiz hiç yok’ diyerek ısrarını yenilemiş ancak

Atatürk, ‘herkes şekerini kendisi alsın’ demiş ve konuyu kapatmıştı.

Tam da o günlerde, Ankara Müftüsü Rifat Efendi(Rifat Börekçi) , Mustafa Kemal’e, ‘hoş geldin’ ziyaretinde bulunmak ister.

Mazhar Müfit, telaşlanır; ‘Eyvah, şeker yok, sigara yok, kahve yapamayız, ben Müftü Efendiye ne ikram edeceğim?’ diye kıvranmaya başlar ve kendi kendine şöyle bir karara varır: Rifat Efendi geldiğinde ortalıkta görünmeyecek, odasından çıkmayacaktır.

Rifat Efendi, ziyarete geldiğinde doğrudan Mustafa Kemal’in yanına çıkarılır.

Atatürk, Ankara Müftüsü Rifat Efendi’yi kapıda karşılar.

Hal, hatır sorar, sohbet eder.

Rifat Efendiyi biraz sıkıntılı görünce, ‘Hayrola Hoca Efendi, bir şey mi var?’ diye sorar.

Rifat Efendi, sanki bu soruyu bekliyormuş gibi hemen elini cebine atar, (aslında küçük bir armağan vermek niyetiyle gelmiştir.)

Sıkıntısının sebebi de armağanı nasıl vereceğini bilememesiydi.

Cebinden çıkardığı meşin keseyi Atatürk’e uzatır, ‘Paşam, yol hali, belki şu sırada paraya sıkıntınız olabilir diye düşündüm. Malum biz Ankaralılar kötü günler için köşeye bir miktar para ayırırız. Bunun içinde bizim ihtiyacımızı karşılayacak kadarını ayırdım. Gerisini size getirdim’ der.

Rifat Efendi’nin anlayışlılığından ve nezaketinden çok duygulanan Mustafa Kemal;

Hoca Efendiye teşekkür eder, düşüncesinden dolayı şükranlarını arz eder, fakat parayı muhasebe işlerini yürüten Mazhar Bey’e vermesini rica eder.

Rifat Efendi, Atatürk’le sohbetini tamamladıktan sonra Mazhar Bey’in odasına geçer.

Mazhar Bey, Onu karşılayıp, oturması için yer gösterdikten sonra, ezile büzüle;

‘Müftü Efendi, sanırım siz kahve içmiyorsunuz, değil mi? diye sorar.

Rifat Efendi, ‘İçmem’ der ve gülümseyerek ekler.

‘Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az da olsa da, yardımda bulunmayı vazife bildik.’

Mazhar Müfit, ‘Bizim paramız var’ diyerek itiraz etmek ister.

Oysa kasada 48 kuruş vardır.

Rifat Efendi, cebinden meşin keseyi çıkarıp önüne koyunca, Mazhar Müfit şaşırır.

Mustafa Kemal’in uyarılarını anımsayarak, ‘Müftü Efendi, teşekkür ederiz amma, önce Paşa ile bu konuda bir görüşseniz iyi olur’ der.

Rifat Efendi başını sallar; Paşa ile görüştüğünü, kasanın Müfit beyde olduğunu söylediğini anlatır.

Mazhar Müfit Bey, Rifat Efendiyi gerektiği gibi ağırlayamamanın ezikliği ile keseyi açar, bin lirayı kayda geçirir, makbuzunu keser ve Hoca Efendiye uzatır.

Rifat Efendi, kendisi ve eşi için biriktirdiği “cenaze parasını”, Mustafa Kemal’e vermenin huzuru içinde Ziraat Mektebi’nden ayrılır.

Rifat Efendi, Ankara sırtlarında Mustafa Kemal’i karşılayanlar arasındadır.

Atatürk’e, “canla, başla sizinle beraberim” diyen vatansever bir din adamıdır.

Atatürk’ün, her karşılaşmasında ayakta karşıladığı, saygı ve sevgisini gösterdiği, dini konularda görüşlerine başvurduğu kişidir.

***                               ***

Kıssadan hisse 1:

Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyen, işbirlikçi, hain, çıkarcı, satılmış sahte “hocaların” varlığı ne kadar gerçekse; Atatürk’ü seven, canını, cananını, malını, mülkünü; vatanına, milletine armağan eden eli öpülecek, adı anılacak, namuslu, dürüst, yürekli, inanmış, aydın hocalarımızın varlığı da gün gibi gerçektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ü, “kâfir”, “din düşmanı”, “ajan” ilan eden; idam fermanını imzalayan, darağacında sallandırılacağını söyleyen, bağımsızlık savaşına karşı çıkan laf cambazı, din tüccarı şarlatan “hoca” kılıklı yobaz takımı bizi ne denli üzmüşse; Atatürk’e ve devrimlerine sahip çıkan duyarlı, sorumlu, bilinçli hocalarımızın varlığı da bizi o kadar sevgiye boğmuştur.

Mustafa Sabri, İskilipli Atıf ve diğer gerici “hocaların” tamamını toplayın, çarpın bir Rifat Hoca etmezler.

Ankara Müftüsü Rifat Efendi, Atatürk’ü bağrına basmış, padişaha isyan etmiş, namuslu, onurlu duruşundan ödün vermemiştir.

Rifat Efendi de, Mustafa Kemal Atatürk gibi idam mahkûmudur.

Kıssadan hisse 2;

Atatürk ve arkadaşları, açık, dürüst ve namuslu yaşamışlardır.

Beş kuruşun, bir kuruşun, kırk paranın har vurulup harman savrulmasına izin vermediler.

Yapılan yardımların, gönderilen paraların, bağışlanan altınların hesabını, kuruşu kuruşuna tuttular; vatan ve millet için harcadılar.

Aç kaldılar, susuz kaldılar boğazlarından haram lokma geçirmediler.

Kaynak: “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” / Mazhar Müfit Kansu

 

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ