Alexa
Medya Siyaset

Anne Olmak Allah’ın Yüceliğinde Bütünleşen Bir Sevginin Adıdır…

Anne Olmak Allah’ın Yüceliğinde Bütünleşen Bir Sevginin Adıdır…

Cennet anaların ayaklarının altındadır diyen bir anlayışın, senelerdir ağlayan kadının dinmeyen göz yaşlarının farkında olmadığını görmek kadına saygısızlık değilmi dir?

Kadının şahsında yücelen duygu Anneliktir. Annelik, insanlığın varlık aleminde kendisini göstermesi ile  başlayan bir gerçektir. Bugüne baktığımızda Annelik duygusunun yüceliğinde kaç düşüncenin bir arada yaşadığını görebiliriz acaba?

Dünyanın hiç bir ülkesinde. Türkiye de yaşanan kadına öfkenin, hakaretin, saygısızlığın, işkencenin, kötü davranışın resmini göremezsiniz. Kadın kadın olmanın yanında Annelik duygusunun yüceliğinde bütünleşen bir sevginin adıdır.

Ama bu sevginin varlığından haberi olmayanların, karnında çocuğuyla birlikte kadını sokakta bırakmanın, sürüklemenin dövmenin hakaretin kendi kabadayılık heyecanını yenmenin adı olarak kullanabilirler.

Ama asıl bunun bir eğitimsizliğin adı olduğunu da kabul edemezler, tek nedeni de kadın bu ülkede her zaman ikinci sırada bırakılmıştır. Kadın konuşamaz düşüncesini açıklayamaz söz söyleme hakkı yoktur, kısacası kadın hiç bir zaman eşit olmamıştır bu ülkede.

Tanrıya taptığını sanarken, erkeğin kurduğu egemenlik sisteminin kölesi olduğunu anlayamaz. Anne olduğunun bu yüce duygunun huzurunu bile yaşayamaz. Kadının üzerinde egemenlik kuran anlayış, onun sadece çocuk doğurmasının ve kendisine hizmet etmesinin ötesinde söz söyleme hakkının olmadığını yüzüne vurur. Ama unuttuğu bir gerçek vardır, ANA CİYERDEN YANA BİR DUYGU TAŞIR, işte öteki anlayış bu duygunun ne kadar yüce bir duygu olduğunun bile farkında değildir.

Bu ülkede kadın yok sayılmıştır bir kere, ve işin kötüsü çağdaş bir yüzyılda kadın karanlıklara sürüklenmiştir, inanç saygınlığını korumaya çalışıyoruz diyenlerin, kadını ANAYI karanlık bir dünyanın içine hapsetmişlerdir.

20 yüzyıldan beri Batı dünyasında kutlanan Anneler günü, neredeyse Türkiye’de kadınla birlikte bir günah sebebi olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Anna Jarvis  9 Mayıs 1907 de, annesine olan sevgisini 500 beyaz karanfille  göstermeye çalışmış, ve sonrasında tüm dünyada Anneler günü her yılın Mayıs ayının ikinci haftasında kutlanmaya başlanmış.

Bugün Batı dünyasında başta Almanya, ABD, İngiltere de anneleri koruma  yasası vardır,  Batı’da kadın hakları savunucuları her zaman özgürce hareket ederler, kadın hareketleri kadın ve Annelik haklarından doğan özgürlüklerin kısıtlanması söz konusu değildir. Ama Türkiye’de kadının sokakta yürüme şansı bile olmadığı gibi, uğradığı tacizi hakaretleri baskıyı haykırmak için konuşma serbestliğinin olmadığını söylemek acı veriyor insana. Kadının bir gün dünyayı yönetebilecek güce sahip olmasını istemeyenlerin korkuları, kadınının özgür olma hakkının elinden alınmasını isteyenlerdir. Ama kadının asıl Anne olmasının ona verdiği gücün hala farkında olmayanların içine düştükleri korku daha başkadır. Anne olmanın kutsallığı, bana göre tanrıya olan inancın içinde apayrı bir yerinin olduğudur, bugün kendisini dünyaya getiren bu yüce sevginin farkında olmayanlar, hala neye kime ihanet ettiklerinin acaba ne zaman farkına varacaklar merak ediyorum. Ona utanmadan el kaldırmak neyin öfkesidir acaba?. Hala yürekten anne diyebilmenin  farkında olmayan düşünceye sahip bir toplumuz. Dünyanın bir çok ülkesinde  tanık oldum kadına karşı gösterilen çalışmalara, özellikle kadın haklarına olan önemi ve dolayısıyla anne olmanın getirdiği saygınlık, benim ülkende neden gösterilmez acaba?. Kadının  anne olmaktan öte  adı yoktu bu ülke de. Almanya da özellikle  anneye duyulan saygı ve yaşamsal haklar dünyanın bir çok üllkesinde yasalaşmış, kadın daima birinci sınıf insan olarak yazılır yaşanır özgürdür. Anne olabilmek bu duyguyu taşımak onun yaşadığı heyecandır, ama asıl ona değer veren saygınlık kazandıran da, yaşadığı ülkede daima birinci sınıf insan olarak saygı görmesinin getirdiği güvendir huzurdur.

Benim ülkemde hala açlıktan gelecek korkusuyla çaresiz ağlayarak çocuğunu doğuran annenin, yavrusuna sarılamadan öldüğünü düşündüğümde de, acaba ona ikinci sınıf hatta üçüncü sınıf bir insan olarak davrananlara nasıl bir isim koyabiliriz acaba?

Anne demek tanrıya duyulan sevginin adıdır bana göre, annelik kutsal bir duygudur aşktır sevgilerin en güzelidir, yer yüzünde bir çiçek beyaz bir karanfil bir orkide kısacası çiçeklerin en güzelidir  kadın.

İlahi sevginin adıdır anne, bugün bu ilahi gücün hala farkında olamayanların, içine düştükleri karanlık dünyadan çıkamadıkları gibi, inanca bağladıları siyasi düşüncenin  ötesinde, kadını anneyi bütünüyle yok saymanın vicdansızlığının farkına vardıklarında zaman çok geç olacaktır.

Zaman kadını anneyi sevmek ona kendilerini affettirmek için  yetmeyecek. Bir  çocuğun hikayesinde  okudum, Ben hiç annemi görmedim, anne diyemedim, birine anne demeye başladığımda  gözlerimi açtığımda kendimi yoksullar yetimler evinde yurdunda buldum, hayatımın en zor yıllarını orada yaşadım, bugün keşke ben de bir annem olsaydı da ona sarılabilseydim anne annem diyebilseydim. Ellerini ayaklarını öpebilseydim saatlerce sevinçten ağlayabilseydim. İşte hikayede yazılı olduğu gibi anneye duyulan sevginin adı bu olmalı. Başka bir sevginin adı anneye duyulan sevginin önüne geçebilir mi?

Bu vesileyle bütün annelerin bu güzel anlamlı  gününü  tüm kalbimle kutlarım. Öleceğimi bilsem de ağlasam gözlerimden yaşlar gelse, anne diyebilmek için bir gün yıl değil bir ömür yetmeyecek bunu biliyorum.

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. ali boztepe dedi ki:

    Hocam o kadar yürekli söz/düşünceleriniz var ki tek kelimeyle muhteşem diyorum.
    Daha çok kıymetli makalelerinizi bekliyoruz hocam lütfen.

BİR YORUM YAZ