Alexa
Medya Siyaset

Asker eşinden Cumhurbaşkanına açık mektup 1 | Yeliz Koray

FETÖ

Asker eşinden Cumhurbaşkanına açık mektup 1 | Yeliz Koray

Asker Eşi

“İş yerinden çıktığımda karşıma dikilmiş, ‘14 yaşından beri seni takip ediyorum’ demişti.

Çok şaşırmıştım, tanıştık, aşık olduk.

O askerden sonra uzman çavuş oldu, evlendik. Ben de evimin hanımı oldum.

Birkaç yıl sonra dünya güzeli iki evlat aramıza katıldı.

Antep, Diyarbakır, Mardin, sınır karakollar ve son durağımız Sakarya… Çok mutluydum, tek derdim kocamın üç aylık geçici görevleriydi.

“Asker eşi yarı duldur” derler ya doğru!

Çatışmalar, operasyonlar, şehit haberleri… Yüreğim hep ağzımdaydı.

Sağ salim çıktığı evine sağ salim dönsün diye dualar eder, döndüğünde  ‘Ömrüm seni beklemekle geçti adam” diye sarılırdım.

Bizim şarkımızı fısıldardım kulağına “Ölürüm yoluna ölürüm de yine boyun eğmem”

16 yıl, dile kolay… O ülkeyi bekledi ben de onu…

***

15 Temmuz günü, önce ufaklığı doyurup, büyük çocuğumuzu kurstan getirecek kocam için yemek hazırladım.

Eve geldi, “Tatbikat varmış hemen gitmem lazım” diyerek kıyafetlerini giydi.

“Tatbikat dediğin en fazla iki saat, seni beklerim yemeğe” dedim.

Sarıldık…

Ona sımsıkı son sarılışımmış. Bilseydim keşke diyorum şimdi, ah bilseydim!

Kocam, askeri lojmandaki diğer askerler gibi kışlanın yolunu tuttu.

Çok geçmeden erlerden biri kapıyı çaldı.

“Terör ihbarı var. Işıkları ve televizyonları kapatın. Sigara ateşi bile olmasın” dedi.

Korktum. Çocukları halıya oturtup evdeki tüm ışıkları söndürdüm.

Diğer asker eşleriyle haberleştik, aynı evde toplandık. Herkes merak içindeydi.

Derken bazılarının telefonuna kocalarından mesajlar gelmeye başladı.

“Perişanız, bizi yem olarak kullandılar.Gelince anlatırım”

“Halkı ve askeri karşı karşıya getirdiler. Mahvolduk”

“Burada yaralılar var. Ne olduğunu biz de anlamadık. Dikkatli olun”

Ne oluyordu, kim kimi yem olarak kullanmıştı, neden ışıkları kapatıp yerde sessizce bekliyorduk?

Dışarıdan gelen bu ses de neydi?…

Sonunda dayanamadım. Çömelerek balkona çıktım, asılı çamaşırların arasından aşağı baktım.

Yüzlerce erkek lojmanın tel örgülerini çevirmiş içeri girmeye çalışıyordu.

“Asker eşleri ganimetimizdir onları bize verin” diye bağırıyorlardı.

Öylece dona kaldım. Aralarından biri beni fark edip bira şişesi fırlattı.

“Hepinize tecavüz edip öldüreceğiz” dediklerinde gördüklerimin kabus olmadığını anladım.

Hemen içeri gidip diğer asker eşlerini uyardım. Kapana sıkışmış gibiydik.

Sesler her geçen dakika çoğalıyor, çoğaldıkça sanki bize doğru yaklaşıyordu.

Çok geçmeden lojmanın tellerini geçmek için vinç getirdiler.

Yüzlerce erkek aç kurtlar gibi vincin üzerine çıktığında dört el silah sesi duyuldu.

Tak tak tak tak…

Tecavüz ve linç kaçınılmazdı artık.

Önce tek tek abdest aldık, ölüme hazırlandık ağlayarak.

Sonra hepimiz bir odaya doluşup kapının arkasına eşyaları yığdık.

Çocuklar ağlıyor, biz onlara sarılmış “Ya kapıyı açarlarsa?” diye çare arıyorduk.

Çare yine ölümdü…

Kapı açılırsa çocuklarla beraber balkondan aşağı atlayacaktık.

***

Neyse ki korkulan olmadı. Gün ağardığında lojmanın önünde bekleyen grup azalmış, ama elektrik ve sularımız Vali Avni Coş’un emriyle kesilmişti!

Hiçbir şey umurumda değildi. Çocuklarımı alıp, kocamı görmek için evden çıktım.

Kapıdaki asker kimsenin çıkmasına izin vermedi. “Emniyetiniz yok” diyerek bizi evlerimize yolladı.

Hayatımda bu kadar çaresiz olduğumu hiç hatırlamıyorum. O gün geçmek bilmedi… Ertesi gün askerler yine izin vermedi ama dinlemedim. “Kocamı göreceğim” diyerek karakola gittim.

Valiliğin önünde linç etmek için bekleyen kalabalığa karışıp polislere gittim.

Sevdiğim adamın tutuklandığını öğrendiğimde bir tanıdığımız “Seni öldürürler kaç buradan” diyerek gizlice arabasının anahtarını verdi.

Kucağımda çocukla koşarak arabaya binip gaza bastım…

Üçüncü gün bu kez cezaevinin yolunu tuttum. İçeriden çıkan avukatlar “Savaşta bile düşmana böyle davranılmaz. Her Türk askeri FETÖ’cü değil” diyerek bağırıyordu.

Koşarak yanına gittim, içeride ne olduğunu sordum.

‘Üç gündür aç susuz bekletiyorlar. Üstelik tuvalet bile yok. Çıplak, elleri arkadan kelepçeli, bok içinde bekletiyorlar’ dedi.

Ömrü boyunca siyasetle bile işi olmayan kocamı o halde düşününce duvarları yıkmak, demirleri parçalamak istedim. Bu ülke için canını siper eden kocamın masumiyeti anlaşılacak umuduyla yeniden ayağa kalktım.

Eşime getirdiğim çamaşırları verip saatler sonra onu görebildim.

İşte ‘O ölürse acısından ölürüm’ dediğim aşkım karşımdaydı artık…

Perişan, şaşkın ve üzgündü öylece baktı yüzüme.

“Beni vatan hainliğiyle suçluyorlar” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Başını masadaki kollarının üzerine kapattı. Onu ilk kez böyle görüyordum.

O görmesin diye yanaklarımdan süzülen yaşları silerken ‘Seni seviyorum’ diyebildim sadece…

“Seni seviyorum…”

Devamı yarın…

 

Yeliz Koray

Yeliz Koray

Gazeteci, Koz Haber Aktüel Dergisi ve kocaelikoz.com'un Yayın Koordinatörü, Koz Medya ve Ajans'ın sahibi, Fenerbahçeli, Dadaş, Atatürkçü
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ