Medya Siyaset

Asya-Pasifik Serisi 1: Çin

Asya-Pasifik Serisi 1: Çin

Çin ’e Giriş

Dünya’nın ekonomi-politik denge merkezinin Avrupa-Atlantik ekseninden Asya-Pasifik eksenine kayması durumu, önde gelen uzmanlar tarafından sıklıkla dile getiriliyor.

Amerikalı neo-con siyaset felsefecisi Robert Kagan’ın ‘The Return of HistoryandtheEnd of Dreams’ adlı kitabında dikkat çektiği üzere Çin, 1992’den beri muazzam bir büyüme oranı yakaladı ve bu büyüme,  ‘Amerikan Rüyası’nın sonu anlamına gelebilir. Burada küçük bir parantez açmak istiyorum, Kagan; ‘’Amerikamerkezci’’ oluşu ile ünlü, hegemonik ve müdahaleci tavrılarıyla bilinen ve Trump’ınbaşkan adaylığına kadar Cumhuriyetçi Parti içinde etkili olmuş bir isim.

Çin’in 2000 yılında dünyanın 6. 2005’de 5. Ve son olarak 2009 yılında Almanya’yı geride bırakarak ülkesel bazda ve nominal anlamda 2. Ülkesi olması, ayrıca 2013 yılında 92 ülkenin birinci ticaret ortağı olması ile dünyanın en çok ticaret yapan ülkesi haline gelmesi ve son on yılda global ekonomik büyümenin üçte birinin Çin’de yaşanması (tabii burada DengXiaoping’in ortaya koyduğu ekonomik atılımlardan da bahsetmek gerekiyor) yazımın başında dikkat çektiğim eksen kaymasını görmek için yeterli.

Modern Çin’in mimarı DengXiaoping ve İngiltere eski başbakanı ‘’Demir Leydi’’ Margaret Thatcher.

Çin’in geçtiğimiz ekim ayındaki 19. Ulusal Kongre’si sonrasında Almanya’nın en yüksek tirajlı (yaklaşık 1 milyon) dergisi der Spiegel’in 11 Kasım tarihli kapağını hatırlatmak isterim. Kapakta Çince uyanın anlamına gelen xǐng lái yazısının altında Çin’in batıdaki gösterildiği gibi güç açlığı çekmediği ve Robert Kagan’dan yaptığım alıntıya paralel olarakAmerikan egemenliğinin sona erdiği vurgulanıyor. Buradaki uyanıştan kastı ise, kendisi için yükselen çan seslerine acilen kulak asması gereken Batıya anlamlı bir uyarı.

Fakat bu küresel boyuttaki iktidar iddiası, Çin’in üzerine inşa edildiği ana dinamiklere ters düşüyor. 1954 yılında Çin-Hindistan arasında kabul edilen ve o dönem sosyalist bloğun pasifik bloğu ile bütünleşme hareketine ılımlı bir yaklaşım içeren barış içinde bir arada yaşamanın beş ilkesini ihlal ettiği anlamına geliyor. Çin, uluslararası alanda verdiği her demeçte bu yaklaşımına bağlı kalsa da Xi’nin 19. Kongre’de büyük dikkat çeken ‘’Çin’in ve dünyanın merkezine oturması gereken yeni bir döneme girdi cümlesi siyaset bilimcilerin ve stratejistlerin farklı yorumlarda bulunmasına neden oldu. Xi’nin yönetimindeki Çin’in  ‘’Çin karakterindeki sosyalizm’’  düşüncesi altındaki hızlı ilerleyişi çoğu uzman tarafından kapitalizme tam anlamıyla geçiş olarak nitelendirilirken Xi, Kongre’de bu düşünceyi ‘’diğer ülkeler için yeni bir tercih’’ olarak nitelendirdi. Ben bu tür söylemleri ÇKP kültürünün Marksizm etkisinde derinde kalmış romantik söylemlerine, barışçıl ve müdahalecilik karşıtı yapısına saygı amaçlı söylendiğini düşünüyorum. Çünkü Çin, kollarını batıya uzatma amaçlı birçok proje içinde. Yaklaşık 900 milyar dolarlık yeni İpek Yolu projesi ile hem Avrupa’ya ulaşmayı, hem de NATO’nun Doğu Asya’daki müttefiklerine füze yerleştirmesini engellemeyi amaçlıyor.

Xi, Çin Komünist Partisi 19. Kongresi’nde

Yazımın başında dikkat çektiğim geniş ticaret ortaklığı yelpazesinden ve küresel ekonomik büyümedeki payının detaylarından bahsetmek istiyorum. Öncelikle Çin’in büyüme hamlelerini oldukça dikkatli, yavaş ve uzun vadeli oynadığını anlamak zor değil. Çin’in ABD karşısındaki kilit hamlesinin durmadan dolar basmak olduğunu biliyoruz. Çin şu an yaklaşık 3 trilyon dolar ile dünya üzerinde en fazla dolar rezervine sahip ülke. Bunun dışında Çin, dünyanın en büyük otomotiv pazarı, en büyük hammadde ithalatçısı ve en büyük tasarruf oranına sahip ülke unvanlarını da elinde bulunduruyor. Yine de Çin belli alanlarda hala dışa kapalı bir ülke. Doğrusunu söylemek gerekirse Çin’in gerçek gücünü hala tam anlamıyla bilmiyoruz. Bu, gelecekte çıkacak krizlerde, zamanında Mao’nun ABD için yaptığı ‘’kağıttan kaplan’’ benzetmesinin kendileri için de yapılmasına neden olabilir. Çin bu konuyla ilgili ilk sınavını, gündemde önemli bir yere sahip olan Çin-ABD ticaret savaşında verecek.

Gelecek yazılarımda detaylı şekilde inceleyeceğim bu konuyu kısaca açıklamak istiyorum. Donald Trump, bir süredir gümrük vergilerini yükseltiyor. Hatta bu hamleler Kongre’deki bazı Cumhuriyetçi Parti üyelerinin istifasına sebep oldu.  Buna rağmen Trump, dün 100 milyar dolarlık Çin ithalat ürününü daha bu vergilendirmeye tabi tutacağını açıkladı. Bu konuya kısaca değinmek istememin sebebi şuydu; Çin, ne kadar liberal hamlelerde bulunursa, ABD tam tersi davranarak kendini dışa kapamaya devam ediyor. Çin’de bankacılık ve sigortacılık sistemlerindeki liberal atılımlarla halkın refah seviyesi sürekli yükseliyor. Davos’ta Trump’ın korumacı ekonomi söylemlerinin yanında Şi, serbest piyasadan yana olduklarını vurguladı. Amerika geçen sene Paris Anlaşmasından çekilirken Çin, anlaşmaya dahil olmak konusunda istekli olduğunu belirtti. Bu konudaki samimiyetini Çin’in yenilenebilir enerjiye en fazla yatırım yapan ülke olmasından görebiliriz. Hatta Şi’nin bir sözü var ki hem politik alanda, hem de ekolojik alanda resmen günah çıkarma içinde olduklarını ifade ediyor;  ‘’Doğanın ekolojisi gibi siyasi ekoloji de kirliliğe açıktır, sorunlar bir kez ortaya çıktığında ilk halimizi restore etmek için büyük bedeller ödememiz gerekebilir’’.

Çin Devlet Başkanı XiJinping ve ABD Başkanı Donald Trump

Çin’de liberal rüzgârı başlatan DengXiaoping’in teorisine göre öncelik, ekonomiyi geliştirmektir. O dönemden beri Çin yönetimleri bunun için ne pahası olsun yapıyorlar. Çin bu çabaların sonucunda dünyanın üretim merkezi haline geldi. Bu ekonomik gelişmelerin Batı kanadından en çok eleştirilen yönü insan haklarıydı, çünkü işçi çalışma saatleri yüksekti. Fakat artık vardiya/devir çalışma şekline geçildi ve işçi güvenliğini sağlayacak her türlü önlem zorunlu hale getirildi.

Çin’de bir fabrikadan görüntü

İkinci büyük eleştiri, ülkede güç ve itibar sahibi olmanın, hatta refah içinde yaşamanın şartının ÇKP üyesi olmaktan geçmesiydi. Her alanda bütün pozisyonlar kaplanlar (üst düzey bürokratlar) ve sinekler (alt düzey bürokratlar) parti üyeleri tarafından işgal edilmiş ve bu ahbap çavuş ilişkileri zinciri büyük yolsuzlukları ve uluslararası alanda da büyük etki yaratan skandalları beraberinde getirmişti. Fakat ŞiCinping’in 2012’de ÇKP Genel Sekreteri ve dolayısıyla Devlet Başkanı olmasıyla son 5 yılda 1 milyondan fazla kamu çalışanı ve parti yetkilisi yolsuzluktan ceza aldı, partiden atıldı, kamudan uzaklaştırıldı ve rütbeleri düşürüldü. Bu kişiler arasındaki eski Politbüro üyeleri ve Merkezi Askeri Komisyon üyeleri de eşit muameleye tabi tutuldu. Yukarıda sıraladığım cezalar dışında mal varlığında el koyma, idam ve müebbet hapis cezaları da mevcut. İşte bu tür suçlardan kaçanlara ‘’Skynet’’ ve ‘’Tilki Avı’’ isimli iki operasyon düzenleniyor. Son 5 yılda yaklaşık 3000 firari ülkeye geri getirildi ve bu kişilerin yasa dışı yollardan elde ettiği 1,4 milyar dolar ülkeye geri kazandırıldı. Buradaki tartışmalı nokta ise, Şi’nin bu tasfiyeleri rakiplerini elden çıkarmak için yapmış olma ihtimali.

Bu yazımda son olarak 19. Kongre sonrası gündemden düşmeyen, hatta kendisi için ‘’İmparator’’ benzetmesi yapılan Şi’nin başkanlık süresi konusuna değinmek istiyorum. Yasal olarak ÇKP’li devlet başkanlarının görev süreleri her biri beş yıl olmak üzere iki dönemle sınırlıydı, bu kanun uyarınca Şi’nin görev süresinin 2023’de tamamlanması gerekiyordu. Fakat görev süresi sınırlandırmasını kaldırmaya yönelik önermenin teklifi, muhalif kesimde yönetimin bir çeşit sulta rejimine dönüştüğü endişesi yarattı. Fakat hükümet kanadı bu değişimi farklı şekilde yorumluyor. Onlara göre bu sınırlandırmanın konma sebebi Mao’nun Kültür Devrimi yoluyla Çin’e verdiği zarar. Yani bu tür bir uzun vadeli tek adam yönetiminin ülkeyi yıkıma sürükleyebilecek olması. Fakat artık buna ihtiyaç kalmadığını, Çin’in 2020’den 2035’e kadarki süreçte istikrarlı, güçlü ve tutarlı bir liderliğe ihtiyaç duyduğunu, ayrıca önerilen anayasal değişikliklerin Çin devlet başkanının ömrünün sonuna kadar görevde kalacağı anlamına gelmediği” ifade ediliyor.

Bu sırada Batı kanadının konuyla ilgili düşüncesi  de Çinli muhaliflerle paralel yönde ilerliyor. Ortak fikir, Şi’nin ülkeyi güçlü, egemen bir diktatöre zorunlu hale getirerek ömrünün sonuna kadar sürecek bir diktatörlük yaratmak istediği. Kişisel bir yorum ortaya koymak gerekirse Şi’nin parti içindeki gelişimine baktığımızda ne kadar hırslı olduğu anlaşılıyor. Eğer Çin barış içinde yaşama ilkelerine ve uluslararası anlaşmalara bağlı kaldığı sürece küresel bir sorun çıkmayacaktır. Beni endişelendiren konu, Şi’nin Çin’in ‘’azam lideri’’ olarak DengXiaoping’i aşıp Mao’nun ardından ikinci sıraya yerleşmiş olması. ÇKP propaganda posterleri ve resmi lakabıyla ‘’Baba Şi’’nin resimleri Mao’dan beri görülmemiş bir yoğunlukta Çin’i kaplıyor. Burada önemli olan Şi’nin devlet üzerindeki etkisini küçümsememek. Halkın yönetimden duyduğu memnuniyet oranının 2012 yılında yüzde 17,9 iken 2016’da yüzde 92,9’a yükseldiği söyleniyor. Bunda hem yolsuzlukla mücadele ve sosyal gelişmelerin, ana etken olarak da ekonomik ilerlemenin etkisi var. Merkeziyetçiliğin en ağır olduğu İmparatorluk döneminde bile ekonomik temelli başarılı isyanlara sahne olmuş Çin’in, günümüz dünyasının ekonomik kargaşasında altüst olmayacağını söylemek sanırım büyük hata olur.

Uyarı :Yazının yayın hakkı Medya Siyasete aittir.Medya Siyaset kaynak gösterilmeden yazının tamamı yada bir kısmı internet siteleri-yazılı-görsel basında yayınlanamaz.

Deniz Karakullukcu

Deniz Karakullukcu

İstanbul'da doğdum. İlköğretim ve lise eğitimimi sırasıyla Ataköy ve Florya'da tamamladım. Şu an Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümünde üniversite eğitimimi sürdürüyorum. Bir süredir farklı internet platformları üzerinden yapılan siyasi içerikli yayınlarda ve iki farklı seçim kampanyasında görev alıyorum
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Ece Soydan dedi ki:

    Degerli bilgiler ve dogru tesbitler. Su anda Shanghai da yasam NYC den farkli degil goruntusu var. Son on yilda onlarca metropol yarattilar. Suphesiz ekonomik ucurum Cin de USA e kiyasla paralilar ve parasizlar arasinda cok buyuk ama %45 e varan luxury goods vergilerine ragmen Louis Vuitton gibi magazalar acilmaya devam ediyor ve iyi kazanc yaptiklari soyleniyor. Dunyaya acildiklari kesin.

BİR YORUM YAZ