Alexa
Medya Siyaset

Atatürk Düşmanı İle Nasıl Mücadele Edilir ?

Atatürk ’ü kadınları dahi asmakla itham eden zihniyet acaba Osmanlı’da bir defa bile olsa yapılan, Recm uygulamasını biliyorlar mı ?

Atatürk Düşmanı İle Nasıl Mücadele Edilir ?

Atatürk düşmanları her mecrada karşımızda. Tv de, gazete köşelerinde, kitapçı raflarında, sosyal medyada…
Her gün bin bir yalan ve iftira ile saldırıyorlar.
Kalemlerinden nefret akan bu insanlar, maalesef toplumun büyük kesimlerini yanlarına çekmeyi başarmış durumdalar.
Onlarla mücadele etmenin tek yolu gerçekleri anlayana kadar anlatmaktır.
Çünkü hiçbir yalan, gerçeğin ışığı karşısında ayakta kalamaz, kaderi eriyip gitmek olacaktır.

Bu insanlar sürekli Osmanlıdan, kapalı arşivlerden, tek parti zulmünden, İstiklal mahkemelerinden dem vururlar. Tarihi olaylar ile ilgili binlerce masal uydurarak taraftarlarını çoğaltmayı arzularlar.
Utanmadan sıkılmadan Şalcı Bacı, Erzurum’da şapka takmadığı için asıldı dediler.
Tek yapmaları gereken okumak araştırmaktı, tenezzül etmediler. Onlara bu yalanları pompalayan tarih yobazlarına inanmayı tercih ettiler.
Oysa Şalcı Bacı dedikleri kişinin ne arşivde, ne gazetelerde adı geçmiyordu.

(Yazı Görselden Sonra Devam Ediyor)

Bu resim sosyal medya sitelerinde karşınıza mutlaka çıkmıştır. Şalcı Bacı için herhangi bir belge bulamayan tarih yobazı, bu resim üzerinden tezini tamamlıyordu.

Peki resimde gördüğümüz kadın kim ?
‘’TBMM kararı ile idam edilen ilk kadın. Isparta’nın Darıbükü köyünden Hasan kızı Fatma. Fatma, aynı köyden Eşref’in Hanife’yle evlenmesini temin etmek için Eşref’in karısı Ümmüşani’yi ‘’ 20’lik altın’’ ve tarla karşılığı öldürmüş ve 14 Aralık 1931’de Tuzpazarı’nda asılmıştır. ‘’
( Resmi gazete, 9 Kanunuevvel 1931, S.1971. )

Tarih ile alakası olmayan, genellikle edebiyat, hukuk kökenli insanların yazdıkları tarihin de yalanları kolay çürür cinsten oluyor.
Şalcı Bacı’nın asılmadığını biliyoruz, Atatürk’ü kadınları dahi asmakla itham eden zihniyet acaba Osmanlı’da bir defa bile olsa yapılan, Recm uygulamasını biliyorlar mı ?

(Yazı Görselden Sonra Devam Ediyor)

( Münih Fehim’in fırçasından 1680 yılında yapılan recm )

Bu konunun ayrıntılarını dileyenler aşağıda bulunan linkten okuyabilirler.

Yine tarih yobazı, Atatürk için sürekli diktatör ifadesini kullanır.

Tek parti zulmünden, demokrasiye geçilmediğinden bahseder durur.

İşin komik olan kısmı bu yalanları söyleyenlerin, demokrasi taraftarı olması bir yana, hala saltanat arzusu ile yanıp tutuşmalarıdır.

Bu yalanı söyleyenler, toprak ağalığından, Anadolu’yu kasıp kavuran sıtmadan, yüzde 7 olan okuma yazma oranlarından bir haberdir.

Bu yalanları çürütmek için Atatürk dönemi dünyasına bakmak yeterli olacaktır.

Hitler’in Almanya’sı, Stalin’in Rusya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Atatürk’ün çağdaşlarıdır.

Hepsinin yaptığı katliamlar, uyguladıkları faşizm politikaları, daha büyük savaşlara, daha çok insanın ölmesine sebep olmuştur. Kim 1930 dünyasında demokrasiden söz edebilir ?

600 yıllık padişahın kulu olmaktan, vatandaş olmaya geçişi yaşayan bir toplumda demokratik bilinç ne kadar mümkündür?

Bütün bu çelişkilere rağmen Atatürk, çok partili bir yaşam olmadan demokrasinin ayakta kalamayacağını bilen bir liderdir.

Bu amaçla bizzat Atatürk’ün kişisel çabası ve destekleri ile iki defa çok partili hayata geçiş denenmiştir.

Ancak her ikisi de, rejim karşıtlarının yuvasına dönüşmüş kapatılmaları kaçınılmaz olmuştu. Binlerce yıllık taassup ilk fırsatta canlanıyor, sonuçları çok ağır ve kapatılmaz yaralara sebebiyet veriyordu.

Bütün politikalarını realizm üzerine kuran Atatürk, önce toplumun demokratik düzeye yükselmesini, ardından demokratik kurumların hayata geçirilmesini hedefliyordu.

Başarısız olsa da toprak reformu bunun en büyük kanıtıdır. Kendi toprağını işleyemeyen, ağanın marabası olmaktan kurtulamayan birey, demokrasiyi özümseyemezdi.

Okuma yazma oranının erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4 olduğu bir toplumda demokrasi, çok partili hayat gibi kavramların önemi yoktur. Cumhuriyetin ilk 15 yılında başardığı ekonomi ve eğitim zaferleri demokratik hayattan çok daha kıymetli kazanımlardı.

Tüm bu sebepler Atatürk’ün bir diktatör değil, halkını tanıyan ve gerçek sorunlarını bilen, bu sorunları çözmek için uğraş veren bir lider olduğunu gösterir.

Samimiyetsizlik, tarih yobazının en belirgin özelliğidir.

İş Atatürk’ü eleştirmek olduğu zaman, Ali Şükrü beylerden bahsetmeye başlarlar.

Ali Şükrü Bey, meclis içerisinde ikinci grup olarak bilinen, muhalif kanadın temsilcisidir.

Topal Osman ile aralarındaki husumet büyümüş ve Topal Osman tarafından öldürülmüştü.

Bu olayın neticesinde Topal Osman Ağa da, çıkan çatışmada ölü ele geçirilmişti. ( Bu olayın ayrıntılarına girmeyeceğim, merak edenler için Ümit Doğan’ın Mustafa Kemal’in Muhafızı Topal Osman kitabını tavsiye ederim. )

Tarih yobazı Ali Şükrü Bey’in ölümünden Atatürk’ü sorumlu tutar.

Atatürk tarafından Topal Osman’a öldürtüldüğünü söyler. Farklı bir sese dahi tahammülü yoktu bütün muhaliflerini yok etti diyerek klasik ritüelini tamamlar.

Aynı yobaza Osmanlı devletinde çok sık yaşanan kardeş katlini sorduğunuz zaman göz bebeklerinin büyüdüğünü göreceksiniz.

Öfkelenmeleri de bir başka özellikleridir. Size hemen, bunun devletin devamı için olduğunu, kardeş kavgasına son vererek devletin bekasının düşünüldüğünü söyleyecektir.

Aynı yobaz Kuva-yı Milliyecilere ölüm fetvası verenleri, Anadolu’da Yunan’ı bırakıp kardeşi kardeşe kıydıranları, halife ordularını, Şeyhülislam Mustafa Sabrileri savunarak, samimiyetsizliğine bir başka boyut ekleyecektir.

Buralarda haksız olduğunu kendisi de bildiği için konuyu hemen değiştirmesi muhtemeldir. Sizi devrimler ile vurmaya çalışacaktır. Batı’nın kanunlarının ülkemize monte edildiğinden bahsedecektir.

Bilmiyordur ve bilmek istemeyecektir. Yetişmiş insan gücümüzün neredeyse sıfır olduğunu, elimizde az sayıda olan tahsilli gencin senelerce süren savaş cephelerinde yitip gittiğini, İngiliz ordusunun Güney sınırımızda gezindiğini, dünyanın birincisinden kurtulur kurtulmaz, ikinci bir büyük savaşa sürüklendiğini bilmeyecektir.

Kaybettiğimiz ve Batı ile aramızda oluşan 300 yıllık açığı sadece 15 senede kapatmamız gerektiğini bilmeyecektir.

Bugün Türkiye’nin okuma yazma oranının yüzde 95 seviyesinde olduğunu, bunun o 15 senelik zaman zarfında ekilen tohumların eseri olduğunu bilmeyecektir.

O fakir Türkiye’nin, yapılan devrimler sayesinde, buğdaya muhtaçken Avrupa’ya öğrenci gönderdiğini bilmeyecektir.
Ama siz yine de sabırla anlatmaya devam edin. Çünkü herkesin aydınlatılmaya ihtiyacı ve hakkı vardır.

Kaynaklar
Sinan Meydan, Panzehir, İnkılap kitapevi, 2015.
http://www.haberturk.com/gundem/haber/1048320-iste-osmanli-tarihinde-bilinen-tek-kadin-recminin-belgeli-oykusu

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. samet dedi ki:

    Yazıda katılmadığım yer halkın büyük çoğunluğunu inandırmış denmesi Akp refahın oyunu aldı diğer topladığı oylar arasında Ataturke saygılı millet var

BİR YORUM YAZ