Alexa
Medya Siyaset

Atatürk Mason muydu?

”BEN BU CEMİYETE GİRMEM. BEN BAŞKALARININ YAPTIĞI PRENSİPLERE DEĞİL, ANCAK KENDİ PRENSİPLERİME UYARIM”

Atatürk Mason muydu?

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları hedeflerine ulaşmak uğruna, yalan konuşmak ve iftira atmaktan geri durmuyorlar.

Atatürk hakkında her türlü kara propagandayı ustaca işliyor, memleketin her bir köşesinde yaymaktan çekinmiyorlar.
Dünyada ölümünden sonra dahi böylesine değer gören, adımları takip edilen ve rehber edinilen bir başka siyasi lider var mıdır ? Zannetmiyorum.
Böylesine büyük bir liderin sevenleri olduğu kadar sevmeyenlerininde bulunması doğaldır. Ancak onu sevmemek, her türlü iftirayı atma hakkını kimseye vermez.
Yıllar boyunca Atatürk hakkında yüzlerce iddia ortaya atıldı.
Bunların bir çoğu tarihçiler, aydınlar tarafından çürütüldüyse de, bazıları toplumun hafızasında yer etmeyi başardı.
Kara propagandanın din perdesi arkasına saklanarak işlenmesi, sözde din adamlarının bu iddiaları dillendirmesi de hiç şüphesiz bunda etkili oldu.
İşte bu yalanların en büyüklerinden bir tanesi, ”ATATÜRK MASONDU ” yalanı öyle çok tekrar edildi ki, toplumun tüm tabakalarında bir gerçekmiş gibi anlatılmaya başlandı.

Şimdi konuyu her yönüyle ele almak ve gerçeğe ulaşmak için, hep birlikte Atatürk ve Masonluk ilişkisini irdeleyelim…

***

ATATÜRK MASONDU YALANININ DAYANAKLARI
1.) H. C. Armstrong ” BOZKURT” adlı kitabında Atat
ürk’ün Mason olduğunu iddia etmiştir.
2.) Atat
ürk’ün uşağı Cemal Granda ”Atatürk’ün Uşağı İdim” kitabında, Atatürk’ün ”bir zamanlar bende masondum” dediği iddiası.
3.) Falih Rıfkı Atay’ın bir toplantıda ” Atat
ürk Masondu” sözleri.
4.) Atat
ürk’ün yakın çevresinde mason olduğu bilinen kişilerin bulunması.
5.) Atat
ürk’ün sözde mason selamı vermiş olması…

Bu örnekler çoğaltılabilir. Çünkü Atatürk düşmanında yalanlar bitmeyecek kadar çoktur.
Bu iddialar üzerinden giderek meseleyi aydınlatalım.

1)  Armstrong’u tanımayanlar için anlatalım.
H.S. Armstrong daha önce İngiltere’nin Türkiye nezdinde askeri ateşesi olarak görev yapmıştır.Birinci Dünya Savaşı’ndan önce  Hindistan ordusunda ateşe olarak görev yaptı ve o zamanlar Afganlıların sık sık saldırılarına maruz kalan Hindistan-Afganistan sınırının kontrolü görevini üstlendi.Yüzbaşı H.S. Armstrong, Arap Yarımadasında bulunan İngiliz altıncı ordusunda  görevdeyken Türklere esir düştü ve Türkiye’ye getirildi. Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden kısa bir süre önce Yüzbaşı Armstrong görevlilere rüşvet vermek suretiyle Türkiye’den kaçmayı başardı. İngiltereye dönen Armstrong, hükümetinin çeşitli resmi görevlerinde bulundu.Resmi görevle geldiği Türkiye’de uzun yıllar kaldı ve Mustafa Kemal Paşa’yla uzun süre yakın dialoglarda bulundu.
Azılı bir Türk düşmanı olması, Türklere esir düşmüş, Türkler karşısında yenilgiye uğramış olması ona bunları yazdırmış olabilir.
Daha da önemlisi hayatı boyunca yaptığı hiçbir işi gizlemeyen, kapalı kapılar ardında planlar yapmayan Atatürk, böylesi bir durumu neden gizlemek ihtiyacı hissetsin ki ?
Nitekim Atatürk, Armstrog’un bu iddialarına 1932 yılında Necmettin Sadak aracılığıyla Akşam Gazetesinde cevap vermiştir:

Gazi’nin Gençlik ve Öğrenim Hayatı Hakkında Yazarın Kindar Yalanları: Mustafa Kemal hiçbir zaman Farmason Olmamıştır”  başlıklı yazısında şöyle yazmıştı :

Gazi’nin subay arkadaşlarının mason olduklarını ve Gazi’nin de ‘Vedata’ locasına girdiğini yazıyor. Bu sayfadaki sözler baştan aşağı saçmadır. MUSTAFA KEMAL,HAYATINDA HİÇBİR SURET VE VESİLE İLE MASON LOCASIAN GİRMEMİŞTİR VE FARMASON OLMAMIŞTIR. ”

Bir düşünelim, bu yazının yazıldığı dönemde bir gazete yazarının Atatürk adına konuşması mümkün müdür ?
Atatürk adına cevap vermek görevi kim tarafından verilmiştir ?
Elbette bu yazınının yazılması bizzat Atatürk tarafından emredilmiştir. Tekrar edelim yaptığı bütün işleri ölümüne savunan Atatürk, Mason olsaydı bu tarz bir harekete tenezzül eder miydi ?
Ayrıca Atatürk’ün üyesi olduğu iddia edilen ‘VEDATA’ isimli bir loca hiçbir zaman açılmamıştır. Masonluk tarihinde böyle bir loca hiçbir zaman kurulmamış, kullanılmamıştır.
Bütün bunlar gösteriyor ki  Armstrong’un bu eserinde geçen Atatürk’ün Masonluğu mevzusu bir iftiradan öteye gidemez.
Söz konusu kitabın yurtdışı baskılarından bir tanesinin kapak fotoğrafı, kitabın hangi niyetle yazıldığını gözler önüne sermeye yetiyor…
Düşmanca hislerle çizilmiş bir Mustafa Kemal resmi…

2)  Atatürk’ün uzun yıllar hizmetinde bulunan Cemal Granda, Atatürk ile yaşadıklarını yazdığı ” Atatürk’ün Uşağı İdim” isimli eserinin 1973 yılında yapılan baskısının 65. sayfasında bir yemek esnasında Atatürk’ün ” Bir zamanlar ben de mason olmuştum !” dediğini iddia ediyor.

Atatürk’e bu kadar yakın kalabilmiş, yıllarca yanında bulunmuş birisinin söyledikleri bizim için çok kıymetlidir. Lakin Atatürk hakkında yazılan herşey doğru mudur ?
En yakınlarının bile söyledikleri gerçek olabilir mi ?
Bunu anlamanın en kolay yolu, söz konusu kitabın ne kadar güvenilir olduğunu çözümlemektir.

Granda anılarını 4 Mart 1959- 31 Mayıs 1959 tarihleri arasında, dönemin Adnan Menderes Hükümetine yandaş ŞEHİR Gazetesi’nde, Atatürk’ün Sofrası ismi ile  87 bölüm halinde yayınladı.

Aradan 12 yıl geçiyor ve 1971 yılında bu anılar kitaplaşıyor. Burada garip olan bir durum gözükmüyor olabilir. Daha önce gazetede yayınlanan anılar kitaplaştırılabilir.
Elbette bunda bir sorun yoktur. Sorun 1959 yılında 87 bölüm olarak yayınlanan anıların, 1971 yılına geldiğinde 100 bölüme çıkmış olmasıdır.

Daha da ilginç !
1973 yılında anılar Hürriyet Gazetesi tarafından tekrar basılıyor. Ancak 1971 basımına 100 sayfa daha eklenerek.
Granda’nın  anıları seneler geçtikçe şişmeye, araya yeni bölümler eklenmeye devam etmiş.
Şimdi akıllara gelen iki sebep olabilir.
Ya Granda seneler içinde unuttuğu anıları, her basımda kitaba ekledi.
Ya da birileri hiç yaşanmamış meseleleri anılara monte etti.
Bizim açımızdan bakıldığında ikinci seçenek daha ağır basmakta. Böyle bir kitabın içinde yazılanlara ne kadar güvenmek gerekir, takdirinize bırakıyorum.

 3.)  Falih Rıfkı Atay’ın  1970 yılının Eylül ayında Samsun’da katıldığı ”Atatürk Hatıralarını Koruma Cemiyeti” nin düzenlediği toplantıda ” Evet Atatürk masondur, mason, mason ! ” diye bağırdığı, hatta masaları yumrukladığı anlatılmaktadır. Atatürk düşmanı medya bu söylemi sahiplenmiş ve bütün yurda manşetten duyurmuştu.

Bir kısım yazarlar Falih Rıfkı Atay’ın bu sözlere kaynak gösteremediği ve sustuğunu iddia etmekte.
Bir kısım kaynak ise Falih Rıfkı Atay’ın bu sözleri yalanladığını, yapılan haberin asılsız olduğunu söyledğini bizlere bildiriyor.

İlhan Selçuk,  10 Eylül 1968’de konu ile ilgili olarak kaleme aldığı  Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısında durumu şöyle özetliyordu :

” Gazetenin adı Son Havadis’tir. Gazetenin sahibi Kemal Pekün, Adalet Partisi İstanbul İl Başkanı’dır. Adana’nın yabancı kumpanyalarla ortak ve meşhur bir ailesine nisbeti vardır, AP’de Süleyman Demirel kanadının ‘mutemed’ kişilerindendir.

Son Havadis gazetesi, iktidarın yarı resmi organıdır.

İşte bu gazetede 6 Eylül 1968 günü birinci sayfada Türk okurları şu haberi gördüler:

“Samsun – Şehrimize gelen yazar Falih Rıfkı Atay şerefine Atatürk Anılarını Koruma Derneği tarafından Şehir Kulübünde verilen akşam yemeğinde, Falih Rıfkı Atay yağtığı konuşmada Atatürk için ‘Mustafa Kemal masondu, masondu, masondu’ diyerek iddiada bulunmuş ve yemek masasını yumruklamıştır. Ortanın solunun komünistlik olduğunu iddia eden Atay, Fikir Kulüplerinin de komünist propagandası için kurulduğunu ileri sürmüştür.”

Yukarıdaki haberi Son Havadis gazetesiyle birlikte bir gazete daha verdi. Onun adı da ‘Bugün’dü. Bu gazeteler cami avlularında teşhir edildiler, elden ele gezdiler. Atatürk düşmanlığının fokur fokur kaynadığı çevrelerde Atatürk’ün masonluğu iddiası geliştirildi. Bir emekli assubay, Atatürk’ün mason olduğunu iddia eden gazetelerden birini yırtmak istedi ve yobazların saldırısına uğrayarak dayak yedi.1968 Türkiyesi işte bu manzarada idi.

NE VAR Kİ FALİF RIFKI ATAY ERTESİ GÜN GAZETESİNDE HABERİ YALANLADI. ”

( İlhan Selçuk, 10 Eylül 1968 )

Böyle bir sözün söylendiği bile tartışmalı iken, konuyu belgeler eşliğinde aydınlığa kavuşturmuş gibi yansıtmaktan geri durmuyorlar. Falih Rıfkı Atay’ın kendisinin mason olduğunu bilmekteyiz.
Atatürk’e olan derin sevgisi ve saygısı yüzünden böyle bir söz söyleme ihtimali vardır.
Memlekette her kesim Atatürk’ü kendileri gibi düşünen birisi olarak lanse etmekten ne zaman geri durdular ?
Rahmetli Necmettin Erbakan’ı hatırlayın, ”Atatürk yaşasa Refah Partili olurdu ” demedi mi ?
Her grup, her görüş Atatürk gibi bir portreyi yanında görmek ister, onunla aynı yolda olduğunu, aynı şeylere inandığını topluma aşılamak ister. Bu bazen fazla sevgi ve iyi niyetten bazen de halkın Atatürk’e olan sevgisini kullanıp çıkar elde etmekten kaynaklanır. Falih Rıfkı Atay da, Atatürk’ü mason olarak göstermek ve toplumda türlü efsaneler ile anılan masonluğu temize çıkartmak istemiş olabilir.
Durum böyle iken sadece bu sözü esas alarak Atatürk’ü mason ilan etmek akla mantığa uygun değildir.

4.)  Atatürk’ün yakın çevresinde mason olduğu herkes tarafından bilinen kişilerin bulunması, Atatürk’ün de mason olduğunu kanıtlar mı ?

Bunu anlamak ve kesin bir yargıya varmak için Atatürk’ün yakın çevresinde kimlerin olduğuna bakmak gerekir.
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya hem Atatürk’ün yakın dostu hem de mesai arkadaşıdır. Aynı zamanda bir masondur. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Falih Rıfkı Atay gibi isimler Atatürk’ün çevresinde bulunan masonlara örnektir. Buradan Atatürk’ün mason olduğunu çıkartmak ise ya saflıktan  ya da art niyetten ötürü olabilir.
Çünkü söz konusu isimler mason olduğu için değil, vatanın kurtuluşunda büyük rol aldıkları için Atatürk ile dostluklarına devam edebilmişlerdir.
Diğer yandan Atatürk’ün çevresinde sadece masonlar bulunmamaktadır. Fevzi Çakmak, Recep Peker, Şükrü Saraçoğlu,Mahmut Esat Bozkurt gibi masonluğa son derece mesafeli hatta düşman kimselerde Atatürk’ün en yakınındaydı.

 Bu denge politikiası göz önüne alındığında Atatürk’ün çevresine bakarak mason olduğunu iddia etmek gerçekle örtüşen bir tutum değildir.
Mesela, II. Abdülhamid’in Mithat Paşayı azlettikten sonra yerine atadığı Ethem Paşa masondur. Donanma komutanı Hobart Paşa, Wood Paşa masondur. Şimdi Abdülhamid’in en önemli görevlere masonları getirdiği için mason olduğunu iddia edebilir miyiz ?
Bu ne kadar yanlış ise, Atatürk’ün de çevresine bakarak mason olduğunu iddia etmek o kadar yanlıştır.

5.) Atatürk’ün o meşhur selamını masonluğa yormak !

 Aslında her fotoğrafında bu tarz bir duruşu var. Bir gün bu duruşun nerelere çekileceğini bilseydi, bu pozu verir miydi ? Bilmiyorum…

Dindarlığı herkes tarafından bilinen Fevzi Çakmak Paşa için de mason derler mi bilmiyorum ama iki mareşalin fotoğrafı meseleyi çözer cinsten.

 Bu duruş bir mareşal duruşudur. Hepsinden önemlisi bir Türk duruşudur. Orta Asya bölgesinde bulunan BALBAL ( Mezar Taşları ) yani eski Türk mezarları bu kültürün Orta Asya’dan Anadoluya taşındığını kanıtlıyor.

***

Atatürk memleket içinde gizli, emirlerini dışarıdan alan, devrimlere karşı hiçbir kurumun ayakta kalmasına izin vermemişti. Masonluk özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinden bu yana memleket içerisinde gelişmiş, hükümetler ile uyum içinde olarak yerlerini koruyabilmişti. Atatürk’ün şahsına ve devrimlerine görünürde muhalif değillerdi. Ancak denetlenemeyen, mistik, esrarengiz bir yapılanma devrimini henüz tamamlayamamış bir devlet için büyük sorun olabilirdi.
Türk Ocaklarının dahi kapatıldığı bir dönemde,mason locaları gibi memleketin öz değerleri ile bağdaşmayan, hatta amacı anlaşılamayan bir kurum ayakta kalamazdı. Mason localarının kapatılmasına giden süreci Mahmut Esat Bozkurt başlattı.
1931 yılında  İzmir merkezli ”Anadolu” gazetesinde masonik örgütlenme karşıtı yazılarına başlayan Mahmut Esat Bozkurt, 11 Ekim 1931 tarihli yazısında Masonları ” Milliyetçilik Düşmanı” olarak suçluyordu.
20 Ekim 1931 tarihinde açıkça ”Masonluk Türklük Düşmanıdır, bu kurumun imtiyazı nedir de hala kapanmadı” diye yazıyordu.

Sormak gerekir Atatürk’ün Adalet Bakanlığını yapmış, Milli Mücadeleden beri yanında olan ve son nefesine kadar yanında kalacak olan Mahmut Esat Bozkurt bu yazıları Atatürk’e rağmen yazabilir mi ?

Atatürk’ün emri ve izni olmadan memleket içerisinde faaliyet gösteren bir kuruma taarruz edebilir mi ?

Atatürk’ün bu ağır yazılardan sonra dahi kendisini uyarmaması, aksine yanında bulundurmaya devam etmesi bize gösteriyor ki, bu yazılar Atatürk’ün isteği ile yazılmıştır.

Peki masonlara hücum etmek suretiyle faaliyetlerine son verdiren Atatürk mason olabilir mi ?
Kim bağlı olduğu kurumun yıkılması için çaba gösterir ? Bütün bunlar bizi hakikate ulaştırıyor.

ATATÜRK’ÜN MASON OLDUĞU KOCA BİR YALANDAN İBARETTİR !!!

 

Atatürk bir sofrada kendisine yöneltilen masonluk üstadlığı teklifine:

”BEN BU CEMİYETE GİRMEM. BEN BAŞKALARININ YAPTIĞI PRENSİPLERE DEĞİL, ANCAK KENDİ PRENSİPLERİME UYARIM”  diye cevap vermiştir.

Ekim 1935’te ”Türk Mason Cemiyeti’nin faaliyetlerine son verip,tüm mallarını Halkevine devrettiği” Anadolu Ajansı tarafından duyurulmuştur.
Peki bu hangi kanuna dayanarak yapılmıştır ?
1935 CHP Parti Kongresinde parti programına eklenen 69. madde sayesinde…
Ne diyordu madde 69:

” BEYNELMİLELCE MAKSATLARCA CEMİYET YAPILAMAYACAĞI GİBİ, KÖKÜ YURTDIŞINDA OLAN CEMİYETLER KURMAK YASAK OLACAKTIR”

Yani Atatürk locaların kapatılması için gerekli çalışmayı daha önceden başlatmıştı.

Tüm bu bilgiler ışığında Atatürk’ün mason olmadığı gün yüzüne çıkıyor. Anlamak isteyene elbette.

Bu arada yukarıda Atatürk’e masonluk üstadlığı teklif edildiğini yazmıştım.
Bu teklifin sahibi Atatürk’ün doktoru, ölümüne giden süreçte dahi yanında bulunan Doktor Mim Kemal Öke …

Kim bilir belki de…

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ