Alexa
Medya Siyaset

Atatürk Sonrasında Kemalizm Öksüz Ve Sahipsiz Kalmıştır

ATANAME Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, bugüne kadar dağınık halde bulunan bütün fikir ve görüşleri ile başlıca uygulamalarının, nutuk, konuşma ve yazılarından derlenip sistemleştirilerek Atatürk’ün kendi ağzından yazıya döküldüğü ilk ve tek kitaptır.

Atatürk Sonrasında Kemalizm Öksüz Ve Sahipsiz Kalmıştır

Atatürk’ün kendi ağzından yazıya döküldüğü ilk ve tek kitap olan ‘ ATANAME ’ geçtiğimiz günlerde okuyucuları ile buluştu.

Bende kitabın yazarı Prof.Dr.Cihan Dura ile on yıllık bir emek sonrası yayınlanan kitabı ATANAME’yi,Atatürk’ü ve yaşanan son iç-dış siyasi gelişmeleri sizler için konuştum.

Sayın Dura sorularımı şöyle cevapladı.

ATANAME

  • Kitabınız ATANAME çıktı, bize kısaca ATANAME hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kitabımın arka kapağında yer alan tanıtım yazısı bu sorunun tam yanıtıdır, diyebilirim: ATANAME Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, bugüne kadar dağınık halde bulunan bütün fikir ve görüşleri ile başlıca uygulamalarının, nutuk, konuşma ve yazılarından derlenip sistemleştirilerek Atatürk’ün kendi ağzından yazıya döküldüğü ilk ve tek kitaptır.
Atatürk’ün, herhangi bir konudaki görüşüne kısa sürede ve kolayca ulaşma imkânı sağlar. Cumhuriyetimizi hangi temeller üzerinde nasıl kurduğunu, nasıl bir Türkiye hayal ettiğini en doğru şekilde açıklar ve öğretir. ATANAME başta Atatürkçüler olmak üzere, bütün yurtseverlere ortak “fikir, duygu ve eylem” için, ortak bir dil, ortak bir düşünme aracı, millî bir hareket platformu sunar. Aralarında fikir, duygu ve eylem birliği oluşturduğu için, yurtseverleri birbirine yaklaştırır, bir araya getirir; Atatürkçe düşünmelerinin, Atatürkçe hissetmelerinin, Atatürkçe iş yapmalarının yolunu açar.

  • Kitabın tanıtımında “Atatürk’ün kendi ağzından yazıya döküldüğü ilk ve tek eser olma özelliğini taşıyor” deniliyor. Bunu bize biraz açar mısınız?

Doğrudur, önce de belirttiğim gibi “Ataname Atatürk’ün, bugüne kadar dağınık halde bulunan bütün fikir ve görüşlerinin derlenip sistemleştirilerek Atatürk’ün kendi ağzından yazıya döküldüğü ilk ve tek kitaptır.” Burada üç anahtar sözcük var: Bütün fikir ve görüşleri, sistemleştirme, kendi ağzından. Atatürk’ün fikir ve görüşleri birçok kaynakta bulunabilir. Ancak dağınık ve birbirinden kopuktur. Ataname bunları topluca içeren tek kaynaktır. Çoğu zaman belli bir konudaki parça parça ifadeler, mantıklı bir şekilde tek bir anlatım oluşturacak şekilde bir araya getirilmiştir. Fazladan, bu görüşler bir sistem dahilinde, yol gösterici, yurttaşları birleştirici bir öğreti oluşturulacak şekilde sunulmaktadır. Üçüncüsü, metinlerde Atatürk’ün, tıpkı Nutuk’ta olduğu gibi, görüşlerini düzenli ve akıcı bir şekilde doğrudan kendisinin anlatması sağlanmıştır.

Nutuk, Atatürk’ün fikir ve görüşlerinden oluşan ikinci bir kitapla tamamlanmalıydı

  • Neden ATAME’yi yazma gereği duydunuz?

Atatürk deyince kaynak olarak en başta Nutuk gösteriliyor. Atatürk Nutuk’ta Millî Mücadele’yi nasıl yürüttüğünü, hangi sorun ve engellerle karşılaştığını, bunları nasıl önlediğini, büyük zafere nasıl ulaştıklarını anlatır. Fikir ve görüşlerine, Türkiye hakkındaki ideallerine çok az yer verir. Ben bunun büyük bir eksiklik olduğunu fark ettim. Öyleyse Nutuk, onun fikir ve görüşlerinden oluşan ikinci bir kitapla tamamlanmalıydı.Ataname’yi bu amaçla kaleme aldım. Bir daha vurgulamam gerekirse, Ataname esas itibariyle Atatürk’ün fikir ve görüşlerini, Türkiye projesini içerir. Kısa bir söyleyişle, Nutuk aksiyon, Ataname ise bir düşünce kitabıdır.

  • Piyasada Atatürk ile ilgili yazılmış birçok kitap var.ATANAME’nin bu kitaplardan bir farkı var mı?

Ataname’nin bu kitaplardan farkı, Atatürk’ün yalnızca ve olabildiğince düşünce dünyasını tanıtmaktır. Atatürk’ün görüşlerini 10 ilke halinde, bir öğreti oluşturacak şekilde sistemli olarak sunmasıdır. Bu ilkeler kendi içinde analiz edilmiş, aralarında mevcut bağlantılar keşfedilmeye çalışılmıştır. Bütün bunların sunumunda Atatürk sanki kendisi, bugün aramızdaymış gibi konuşmaktadır.

  • Okuyucular neden ATANAME’yi almalı?

Öncelikle, Atatürk’ün görüşlerini topluca, tam ve sistemli bir şekilde öğrenmek için…  Atatürk’ün ortaya koyduğu ilkeler arasındaki öncelikleri ve bağlantıları görebilmek için… Bu sayede Atatürkçülerin kafalarındaki dağınık düşünceler bir sıra ve düzene girecektir; kendilerini daha kolay ifade edebilecek, aralarında daha kolay anlaşabileceklerdir. Bundan başka ellerinde ansiklopedik nitelikte, evladiyelik bir kaynak bulunacaktır. Kitapta yer alan iki dizin sayesinde, herhangi bir konu hakkında Atatürk ne düşünüyor, neler yapmış, istediği bilgiye kolayca ulaşabilecektir.

  • Kitabı 10 yıl gibi uzun bir sürede tamamladığınızı belirtiyorsunuz. Bu biraz uzun bir süre değil mi?

Ataname kitabı bu alandaki ikinci girişimimin ürünüdür. İlk girişimim sonucunda oluşturduğum yapıt, makaleler halinde Yeniden Müdafaai Hukuk dergisinde yayınlanmıştı. Ancak, bunların yeterli olmadığı sonucuna vararak, ikinci bir girişimde bulundum. Özellikle Kaynak Yayınlarının 30 ciltlik Atatürk’ün Bütün Eserleri külliyatı sayesinde ulaştığım geniş imkânlar bu yeni girişimi kesinlikle gerektiriyordu. Tabii bu ana meşguliyetimin yanı sıra, başka yazılar da kaleme alıyordum. Üçüncü olarak belirteyim ki, kitabın, yayınlanabilir noktaya getirilmesi, ince, kat kat, zaman alıcı, kuyumcu sabrı gerektiren pek çok ön çalışma gerektiriyordu.

  • Türkiye’de kişi başına 8.4 kitap düşüyor. TÜİK verilerine göre, kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde ne yazık ki 235. sırada. Sizce bunun nedeni nedir?Böyle bir ortamda kitabınızın gereken ilgiyi göreceğini düşünüyor musunuz?

Türkiye’de az kitap okunmasının nedeni bence sanayileşme ve ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilememiş ve Atatürk zamanında başlamış olan eğitim ve öğretim atılımının sürdürülememiş olmasıdır. Kitabı kim arar ve okur? Az çok geçim sorunu yaşamayan ve özgürce düşünüp dünyayı anlama tutkusu olan… Ne acıdır ki, özellikle 1950’li yıllardan itibaren, bu nitelikte kuşakları yetiştirecek kurumlar ya kapatıldı, ya da büyük ölçüde ihmale uğradı.  Eğitime ayrılan yatırımlar yıldan yıla azaltıldı. Kitabım ilgi görür mü, sorusuna gelince, önce belirteyim ki, ben öncelikle Birinci Görevimin bir gereğini, halkı aydınlatma görevimi yerine getirdim. Bundan dolayı mutluyum. İkincisi, umarım ki ilgi görür. Bu ilgi az da olsa, önemli olan; okuyanların yeni bir şeyler öğrenmesi, okuduklarını halka, gençlere ulaştırmasıdır.

Yazılarımı tarihî gerçeklere dayandırmaya çalıştım.

  • Tarihçi kökenli bir akademisyen değilsiniz. Siyasal bilgiler Fakültesi maliye bölümü mezunusunuz. Ekonomi ve siyasal konularda yayınlanmış sayısız makaleleriniz var. Ama bugün daha çok Tarih konusunda yazılarına başvurulan en önemli kaynaklardan birisiniz. Bir tarihi anlatan kitap yazdınız.Bu biraz ilginç değil mi?Neden ekonomi üzerine değilde, tarih üzerine bir kitap yazma gereği hissettiniz?

Tarihçi değilim, olmayı da hiçbir zaman düşünmedim, o büyük emek gerektiren bir uzmanlık işidir. Mesleğim iktisattır. Ancak herkes az çok tarih bilmek zorundadır. Daha da önemlisi, Birinci Görevimiz olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve savunmak görevi, Cumhuriyet tarihimizi ve Atatürk’ü çok iyi araştırıp öğrenmemizi gerektiriyordu. Bu >>güdüyle Cumhuriyet tarihimizi yakından öğrenmeyi başlıca çalışma alanlarımdan biri olarak belirledim. Ancak öğrendiklerimi, düşündüklerimi, ulaştığım sonuçları da yurttaşlarıma aktarmak zorundaydım. Yazılarımı tarihî gerçeklere dayandırmaya çalıştım. Bunu, Birinci Görevimin bir gereği sayıyordum, bugün de sayıyorum.

  • Kitabınıza okuyucular İnternet ortamında ulaşabileceği gibi kitapçılardan da alabilecek.Zincir mağaza kitapçılarında bulabilecekler mi?Yada hangi kitapçılarda bulabilirler?

Yayıncım Nergiz Yayınları; kitabın, İstanbul’dan başlanarak bütün Türkiye’de, başlıca kitapçılara ulaştırmaya başladıklarını söyledi. Kuşkusuz, zincir mağaza kitapçılarında da bulunacaktır.(Kitabı seçkin kitapçılarda bulabileceğiniz gibi İnternet ortamında güvenle almak için ilgili linki tıklayabilirsiniz.)

AKP Cumhuriyetimize Asla Bağlı Değil

  • 15 yıllık AKP iktidarında Atatürk ders müfredatından çıkarıldı, büstleri kaldırıldı ve Atatürk’e hakaret etmek sanki moda oldu, iktidarda bunu destekler şekilde sessiz kaldı. Ama bugün bakıyoruz başta AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı olmak üzere AKP Atatürk’e sahip çıkmaya başladı. Bunun nedenini nasıl yorumluyorsunuz ve gerçekçi buluyorsunuz?

Samimi olduklarına kesinlikle inanmıyorum. Dedikleri başka, yaptıkları başka… Cumhuriyetimize asla bağlı değiller. Ben birinin niyetini, amacını, dediklerine değil, yaptıklarına bakarak anlamaya çalışırım.

  • 15 Temmuz darbe girişimini nasıl yorumluyorsunuz? Sizce kontollü bir darbemiydi?

İktidarda olanların, bu girişimi topluma anlatmaya çalıştıkları şekilde olmadığını düşünüyorum. Öyle sanıyorum ki, arkasında bir dış güç var. İçerdeki ortaklarıyla harekete geçtiler. Ancak bilemediğim bir nedenle yarı yolda bıraktırdılar, ya da kaldılar. İktidarda olanlar ise, bu başarısızlığı kendileri için bir fırsata dönüştürdü. Bu sayede Cumhuriyetimize, millî birliğimize, Atatürk’ karşı rüyalarında göremeyecekleri imkânlar elde ettiler.

  • Öğretim görevlisi olarak çalıştığınız dönemde Üniversitelerde FETÖ yapılanmasını fark ettiniz mi?

Hiç fark etmedim. Hele orduya bu kadar nüfuz etmiş olacaklarını hiç düşünmedim. Ancak genel olarak Türkiye’de faaliyette olduklarını görüyor, gazete ve diğer yayınlardan takip ediyordum. O zamanlar buna dair iki de makale yayınlamıştım. Sonradan, 15 Temmuz’un ardından, kendi fakültemden iki öğretim üyesinin tutuklandığını duyunca çok şaşırdım. İkisi de en çalışkan, en temiz görünen öğrencilerimdendi.Zamanla, 5-10 yıl içinde öğretim üyesi, profesör, doçent oldular. Hatta biri bir özel üniversiteye dekan olarak atandı.

  • Bugün içinde bulunduğumuz durumun siyasi bir analizini yapar mısınız, neden bu hale geldik? Cumhuriyet kendine sahip çıkacak kurumları yeteri kadar oluşturamadı mı, Cumhuriyet neden zor durumda?

Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyetini bir ulus-devlet olarak kurdular. Bunun gerçekleşmesinin iki ana koşulu ise Millî Egemenlik ve Tam Bağımsızlık ilkelerinin sürekli olarak uygulanması idi. Ne yazık ki, bu başarılamadı. Atatürk’ün aramızdan ayrılışının hemen ardından, ikili anlaşmalar, daha sonra NATO’ya giriş gibi Tam Bağımsızlık ilkesine aykırı uygulamalar görülmeye başladı. Millî Egemenlik ilkesi ise, iyi yetişmiş, çağdaş bilimler ve sosyal ahlak esaslarına göre düşünüp hareket eden, ülke ve dünya sorunlarından haberdar kuşaklar ve yurttaşlar yetiştirilmesini gerektiriyordu. Bu da başarılamadı. Bir devleti ayakta tutan, herşeyden önce, iyi yetişmiş, kaliteli yurttaşlardır. Bunu sağlayamadık. Bugün Türkiye’nin zor durumda olmasının ana sebepleri bence bunlardır.

Millî İrade’ye yapılan ihanetin hesabı da sorulmalıdır.

  • Reza Zarrab aylardır Türkiye’nin gündeminden inmiyor. İtirafçı oldu. Cumhurbaşkanı konuyu milli mesele haline getirme çabasında. Sizce bu bir milli meselemidir, bu işin sonu neye varır?

Rıza Sarraf olayının millî mesele olması tabi olacağı sürece ve bu sürecin sonuçlarına bağlıdır. Ancak millî mesele haline de gelse, Türkiye’yi yönetenlerin işlediği suçları görmezden gelme gibi bir yanlışa yol açmamalıdır. Millî mesele olursa ona göre önlem alınır, mücadele edilir. Fakat aynı zamanda halkın oyunu alarak iktidara gelenlerin, Millî İrade’ye yaptıkları ihanetin hesabı da sorulmalıdır.

Türkiye’nin ekonomik krize girmesi beni şaşırtmıyor.

  • Döviz ve altın yükselişte… Her ne kadar iktidar tarafından gizlenmeye çalışılıyorsa da  ekonomik kriz ülkeyi çoktan sardı. Enflasyon son yılların en üst seviyesine ulaştı 2018 yılının ekonomik açıdan çok kötü geçeceği belli. Bu konuda fikriniz nedir? Bu krizi nasıl aşarız?

Türkiye’nin ekonomik krize girmesi beni şaşırtmıyor. Türkiye ancak ulus-devlet olarak kalmak koşuluyla kalkınabilirdi. Ne var ki, dış ve iç güçler elbirliğiyle bunu engellediler. Liberalizme mahkûm edilen Türkiye 15-20 yıldır soyuluyor; ne Pazar kaldı, ne tesis, ne toprak ve doğal kaynak… Neoliberalizm demek dış serbest ticaret, dış borçlanma, özelleştirme, yabancı sermaye demektir. Ulusal üretimin hızla gerilemesi, tarımın can çekişir duruma gelmesi, sanayileşmenin durdurulması, milletçe gerileme ve yoksullaşma demektir. Bugün bu tabloyu yaşıyoruz. Çözüm devletçi politikacılara geri dönmektir. Ancak artık bu siyasi yapı ile dönüş son derecede zordur; büyük çaba, özveri, işbaşında yurtsever kadrolar gerektirir..

  • Atatürk sonrası yürütülen Kemalizm anlayışına bakışınız nedir?

Atatürk sonrasında Kemalizm öksüz ve sahipsiz kalmıştır. İlkeleri tam bağımsızlıktan başlanarak, laikliğe kadar birer birer terk edilmiş, uygulamadan kaldırılmıştır. Bugünkü perişan durumumuz, bu aymazlığın eseridir.

  • Atatürk için malum kesimler diktatör diyor.Sizce Atatürk diktatör müydü?

Kesinlikle hayır. Atatürk Türkiye’de ilk millet meclisini toplayan liderdir. Ülke yönetiminde Millî egemenliğin esas olmasını savunmuş, millî iradeye inanmıştır. Cumhuriyet rejimini getirmiştir. Halkın, kendi yazgısında söz sahibi olması için, onu uyandırmaya, bunu sağlamak için de eğitilmesini hedef olarak göstermiştir. Çağdaş bilgi, görgü ve kültürünün artırılması için gerekli kurumları kurdurmuş, bazılarını ayağına kadar götürmüştür. Anadolu insanı yüzyıllar boyunca cahil ve yoksul bırakılarak kaderine terk edilmişti. Koşulları bulunduğu çağdan çok geri idi. Böyle sürerse yok olabilirdi. Onun için kısa sürede büyük adımlar atılması, devrimler yapılması gerekiyordu. Atatürk bu yönde yol gösterici, öğretmen ve yapıcı oldu. Bunlar bir diktatörün değil, yurtsever bir önderin işiydi.

İnönü Atatürk’ü, fikir ve idealleri bakımından yeterince anlamamıştır

  • İsmet Paşa- Atatürk ayrılığının temel nedenleri neler olabilir?

Bence İsmet Paşa Atatürk’ü, fikir ve idealleri bakımından yeterince anlamamıştır. Yalnızca kendi deyişiyle ona “inanmış”tır. Oysa “inanmak” başka, bilgi ve akılla “bağlanmak” başka… Önderimizin esas aldığı milliyetçilik, millî egemenlik, tam bağımsızlık, halkçılık,…gibi ilkeleri öyle sanıyorum ki, düşünerek, muhakeme ederek benimsemiş değildi. Aralarında Atatürk’ün son yıllarına doğru oluşan anlaşmazlığın çıkış noktası,İsmet İnönü’nün bu eksikliği olabilir.

  • Çok partili yaşama geçmek için neden 1940’lar beklendi?

Atatürk tam anlamıyla bir gerçekçiydi, gözlemciydi. Muhakemelerini yaşanan hayatın somut verilerine göre yapar, aynı verilere göre sonuç çıkarır, ona göre uygulamaya girişirdi. Türkiye’de Cumhuriyet rejimini kurdu ama, biliyordu ki, bu rejim halk yeterli ölçüde çağdaş kültür ve sosyal ahlak sahibi olmadıkça, yaşayamazdı. Çok partili yönetim için iki deneme yaptı. İkisinde de geri adım attı. Çünkü cehaletin yaygın,sosyal ahlakın zayıf olduğu bir toplumda demokrasi tam olarak işleyemezdi. Halkın büyük kısmı, ancak kendi çıkarlarını düşünen odakların aracı haline gelirdi. Çok partili yaşama geçiş bu yüzden gecikti. İsmet Paşa ile geçildi ama, bugünkü perişan halimize geçiş de –belirttiğim nedenler yüzünden- o ilk zamansız adımla başladı.

  • Atatürk dönemi millileşme çabaları nelerdi?

Atatürk’ün temel hedefi bin yıldır süren Araplaşmanın etkisiyle, birçok değerini yitiren, birçoğunu da yitirme sürecinde olan Türk milletini, kendi benliğiyle yeniden tarih sahnesine çıkarmaktı. Bu amaçla bir toplumu millet yapan tarih, kültür ve dil unsurlarına büyük önem verdi. Bizzat kendisi bu alanlarda çalışmalar yaptı. Türk tarihini, kültürünü, dilini yeniden canlandırmak, ortaya çıkarmak, işlemek için düşünsel ve uygulamalı çalışmalar yaptı ve yaptırdı. Ekonomiyi de millîleştirdi. Çünkü güçlü bir millî ekonomi olmadıkça, millî devlet de olamazdı. Her şey ekonomiye bağlıydı.

Lozan devletin ve milletin bağımsızlığını bütün dünyaya parlak bir şekilde tanıtan antlaşmadır!

  • Lozan antlaşması ve Sevr arasındaki farklılıklar nelerdi?

Lozan ile Sevr arasındaki temel farkı Ataname’nin bir değerlendirmesiyle yanıtlamak isterim: Lozan nedir? Lozan devletin ve milletin bağımsızlığını bütün dünyaya parlak bir şekilde tanıtan antlaşmadır! Türk milletine karşı, yıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildiren bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zaferin eseridir! Siz bakmayın, onu, “Türkiye’nin en büyük toprak kaybıdır” diyerek eleştirmeye kalkanlara. Bunlar en büyük toprak kaybının Sevr olduğunu, bunu da Osmanlının imzaladığını unutanlardır ya da unutturmak isteyenlerdir! Lozan, tam tersine, Sevr Antlaşması’nın Çankırı, Çorum yöresine sıkıştırdığı, avuç içi kadar bir Türkiyeyi Anadolu yarımadası büyüklüğüne ulaştıran antlaşmadır, Anadolu İhtilal ve İnkılabının eseridir.

Atatürk’ün milliyetçi söylemlerinin ırkçılıkla hiçbir ilgisi yoktur

  • Atatürk’ün milliyetçi söylemleri bir ırkçılık göstergesi sayılabilir mi?

Atatürk’ün milliyetçi söylemlerinin ırkçılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Türkler Osmanlı döneminde yüzyıllar boyunca dışlanmış, hatta aşağılanmıştır. Atatürk bu haksızlığa karşı çıkmış, Türk milletini, kendini tanımaya, kendine değer vermeye davet etmiştir. Bir kültür sömürgeciliğine dönüşen Arapçılık karşısında, Türk kültürünü ve değerlerini canlandırmaya çalışmıştır. Siyasi bakımdan da “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” diyerek, büyük küçük bütün etnik grupları, hiçbirini dışlamadan tek bir bütün halinde birleştirmeyi hedeflemiştir. Bu tanımdaki “Türk milleti” ifadesi ırkî bir niteliği değil, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığını ifade eder.

UYARI:Söyleşinin yayın hakkı Medya Siyasete aittir.Medya Siyaset kaynak gösterilmeden söyleşinin tamamı yada bir kısmı yazılı,görsel basında yada İnternet sitelerinde yayınlanamaz.

Portre / Prof.Dr.Cihan Dura

Cihan Dura 5 Mayıs 1940’da Ankara’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Şubesinden 1964 yılında mezun oldu. 1968’de iktisat alanında doktora yapmak üzere Devlet burslusu olarak Fransa’ya gitti Yurduna döndükten 2 yıl sonra, 1979’da Balıkesir İşletmecilik ve Turizm Yüksek Okulunda Dr. Asistan olarak hizmet imkânına kavuşabildi. O tarihe kadar Milli Eğitim Bakanlığı Planlama Araştırma ve Koordinasyon Dairesinde memur, (1975-1976), Ticaret Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü Yabancı Sermaye Şubesinde (1976-1977) uzman, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğünde proje değerlendirme uzmanı (1977-1979) olarak çalıştı. Kasım 1982’de “iktisadi gelişme ve uluslararası iktisat” anabilim dalında doçent unvanını aldı. 1984 baharında naklen Erciyes Üniversitesi İİBF’ne atandı. O tarihten itibaren bu fakültenin İktisat Bölümü İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalıştı. Mart 1989’da aynı anabilim dalında profesörlüğe yükseltildi. Mayıs 2007’de emekli oldu. Cihan Dura Ekim 1977 de, Nevin Tüzün’le evlenmiştir. İki çocuk sahibidir.

 

Murat Selam

Murat Selam

Ülkesi ile ilgili sorunlara kafa yoran ve bununla ilgili çözüm yolları arayan Türklüğüne aşık iş adamı. Medya Siyaset genel yayın yönetmeni. Köşe yazarı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Muhteşem bir kitap ve söylesi. Çok değeli ve sevgili hocamız Prof. DURA’ yı en candan tebrikler ve en iyi dileklerle kutlamak, sayın Murat SELAM’a en içten teşekkür etmek gerek.

BİR YORUM YAZ