Alexa
Medya Siyaset

Atatürk’ün Öngörüsü

Atatürk’ün Öngörüsü

Tarih 18 Eylül 1938, Atatürk’ün ebediyete gidişinden 54 gün önce.

Başbakan Celal Bayar, Atatürk’ün emri üzerine, İkinci Dört Yıllık Plan’ı hazırlar ve Dolmabahçe Sarayı’nda tedavi görmekte olan Atatürk’e sunar.

Başbakan Celal Bayar, o günleri şöyle anlatıyor:

“Ölümünden birkaç ay evveldi. Atatürk hasta düşmüştü. Doktorlar sıkı kayıtlar koymuşlardı. Kendisiyle uzun uzadıya konuşmaya izin vermiyorlardı. O sıralarda İkinci Dört Yıllık Plan hazırlanmış, Vekiller Heyeti’nde konuşulmuş, karara bağlanmıştı. Bütçeyi sarsmadan, dengeyi bozmadan tatbik yolu da bulunmuştu.

28 vapur alınacaktı, Denizbank’a deniz işleri için vazife verilmişti. Kütahya elektrik santralı yapılarak elektriğin kilovatı Anadolu Kavağı’nda otuz beş paraya mal edilecek, Sakarya üzerinde sulama işleri yapılacak, kömür üretimi senede beş milyon tona çıkarılacak, soğuk hava tesisatlı vapurlar tedarik edilecekti. Ve yine Kütahya’da senelik 25 bin ton sentetik benzin için bir fabrika ve emsali müesseseler kurulacaktı.

Faaliyete geçebilmek için Atatürk’ün oluru icap ediyordu.

Bütün bu işler için doktorlar yarım saat vakit vermişlerdi.

Atatürk’ün yanına çıktım, dedim ki:

İkinci dört yıllık plan hazırlandı, emirlerinizi almaya geldim.

Hiçbir şey söylemedi, zile bastı:

‘Benim yerimi değiştirin’ dedi.

O suretle oturmuştu ki ben ışıklı tarafa düşüyordum.

Dinlerken, yalnız sesimi değil, yüzümün bütün ifadelerini takip etmek için bunu yapmak istemişti.

Umumi Kâtip Hasan Rıza’ya dedi ki:

‘Otur dinle… Mühim şeyler konuşacağız.’

Doktorların kendisiyle uzun uzadıya konuşmaya izin vermediklerini biliyordu.

Hasan Rıza’yı oturtup bahse karıştırmaktan maksat, onun vasıtasıyla yapılacak müdahaleyi baştan önlemekti.

Ben notlarıma bakarak anlatıyordum. Yarım saat müddet çok çabuk doldu.

Hasan Rıza içerde dinlediği için müdahale edemiyordu. Bunun üzerine doktorlar Bayan Afet’i içeri gönderdiler. Bayan Afet, konuşma mevzuumuzun ne olduğunu bilmeden birdenbire içeri girerek dedi ki: ‘Çok konuştunuz, yorulacaksınız, rahatsız olacaksınız. Kâfi görmez misiniz’?

Doktorların tavsiyesini hatırda tutmakla beraber, ben, anlattıklarımın Atatürk üzerinde olan tesirini takip ediyordum. Dinledikçe yüzünde iyilik alametleri peyda oluyordu. Yüzü gülüyor, hoşlandığını belli ediyor, yorgunluk ve bitaplık halinden kurtuluyor, aksine olarak canlanıyor, kuvvetleniyordu.

Bayan Afet’e sükûnetle dedi ki;

‘Gel, sen de dinle… Çok mühim ve güzel şeyler anlatıyor, bunlar insanı yormaz, insana can veriri.’

Sonra bana dönerek ilave etti:

‘Rica ederim, devam…’

Yapılacakları anlatmakla beraber en çok para meselesi üzerinde duruyordum.

İngilizlerden on altı milyon sterlin miktarında kredi temin etmiştik. Bunun 6 milyonu askeri ihtiyaçlara ayrıldıktan sonra ikinci dört yıllık plan için on milyon İngiliz lirası kalıyordu ki, bizim paramızla 60 milyon demekti.

Alman Maliye Nazırı Doktor Funk ile yaptığımız 150 milyon marklık kredi anlaşması Meclis’ten geçmişti ki, o da 75 milyon lira tutuyordu. Hâlbuki bu 135 milyonluk yekûna karşın dört yıllık plan yüz, nihayet 120 milyon tutacaktı. Bu teşebbüslerin bütçeye yük olmayacağı, ihtiyat payının tamam olduğu noktasında ısrarlı durdum.

Atatürk, sessizce dinledikten sonra dedi ki:

‘Bak sana söyleyeyim: Bizim bu işleri ve buna benzer işleri başarmamız için önümüzde en çok üç sene mühletimiz vardır. Demem ki ondan evvel fırtına kopmaz. Ne yapacaksak her halde bu dar müddetin içine sıkıştırmaya bakmalıyız. Bütçe filan düşünmeye mahal yoktur. Memleketin bütün kuvvet kaynaklarını seferber ederek bu işleri yapmak lazımdır.’

Azami üç seneye kadar dünyada bir fırtına kopacağına ve bunun bizim için tesirleri yakından duyulacak bir fırtına olacağına dair hükümet kanalıyla Atatürk’e hiçbir nevi malumat aksetmemişti. Dünya yüzündeki fırtına eğilimlerini dâhiyane görüşüyle hesaplayarak, bir fırtına kopacağına ve azami üç sene içinde bizim de bunun tesirlerini duyacağımıza kendince hükmetmişti. Bunu umumi gidişlerin zaruri bir neticesi diye karşılamıştı.” Celal Bayar /  Atatürk’ten Hatıralar)

***                                      ***

Ali Fuat Cebesoy Siyasi Hatıraları’nda Atatürk’ün dünya vaziyeti hakkındaki değerlendirmesini anlatır:

“Hastalığı üzerindeki görüşmemiz biter bitmez, Atatürk ciddi bir vaziyet aldı. Sanki hasta, yorgun Atatürk gitmiş, yerine sağlam bir Atatürk gelmişti. Kaşları çatık bir halde mavi gözlerini bir noktaya dikerek derinden birkaç defa nefes aldıktan sonra eliyle batı istikametini gösterdi.

Orada yakında pek mühim hadiselerin zuhur edeceğini ve büyüyerek memleketimizin sınırlarına kadar geleceğini, bu esnada istediği gibi memleket işlerine müdahale edemeyeceğinden endişe ettiğini söyledi. Kuvvetini toplayabilmek için bir müddet durdu. Sonra söze başladı.

“Fuat Paşa, pek yakında dünya vaziyeti mütareke senelerinden daha çok ciddi olacak ve karışacak. İkinci büyük bir harp karşısında kalacağız.

Dünyaya hâkim olan milletleri idare edenlerin arasında ne yazık ki birinci derece devlet adamı çıkmıyor. Hit’ler ve Mussolini’yi kastederek) Avrupa’da birkaç maceraperest Almanya ile İtalya’nın başında cebren bulunuyorlar. Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının aczinden cüret alıyorlar. Bunlar bugün dünyayı kana bulamaktan çekinmeyeceklerdir.

Eski dostumuz Rus Sovyet Hükümeti acizlerle maceraperestlerin yanlış hareketlerinden istifade etmesini bilecektir. Bunun neticesinde dünyanın vaziyeti ve dengesi tamamen değişecektir.

İşbu devre esnasında doğru hareket etmesini bilmeyip en küçük bir hata yapmamız halinde başımıza mütareke senelerinden daha çok felaketler gelmesi mümkündür.”

***                                      ***

Atatürk, öngörüsünde haklı çıktı.

Ölümünden 9 ay 20 gün sonra; 1 Eylül 1939’da ikinci dünya savaşı koptu.

Türkiye’yi savaşa sokmaya zorlayan Hitler ve Mussolini’nin baskılarına karşı duran, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, tarafsızlık siyaseti izleyerek ve diplomasiyi işleterek, Türkiye’yi savaşın dışında tutmayı başardı.

6 yıl süren savaşta 40 milyondan fazla insan öldü, 50 milyondan fazla insan yaralandı.

Japonya yerle bir edildi.

Sovyetler, 20 milyonu aşan insan kaybına karşın savaşın kazanan tarafı oldu.

Mustafa Kemal Atatürk, son nefesini verinceye kadar, dünya siyasetini yakından takip etmiş ve yaşanacak olumsuz örneklere dikkat çekerek, yöneticilerimizin daima tedbirli olmalarını istemiştir. Mustafa Kemal Atatürk, çok okuyan, engin tarih bilgisi ile dolu olan, dünya siyasetine yön veren, ufukların ötesini gören, aklın ve bilimin yolundan ayrılmayan muzaffer bir komutan, başarılı bir devlet adamı, aynı zamanda bilgi yüklü bir “filozoftur.”

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ