Alexa
Medya Siyaset

Atatürk’ün Tarım Politikası

Atatürk’ün Tarım Politikası

Tarih 1 Kasım 1937. Yer Türkiye Büyük Millet Meclisi.Atatürk, Büyük Millet Meclisi’nin ‘Beşinci Devre, Üçüncü Toplanma Yılı’ açılış konuşmasında tarımımızı ve çiftçilerimizin durumunu değerlendirir, önemli saptamalarda ve derin analizlerde bulunur.

Atatürk’ün 81 yıl önce milletvekillerine hitaben yaptığı konuşma, güncelliğini korumaktadır.

Onu gösterdiği yoldan gidilseydi, çağdaş uygarlık seviyesinin üstünde yaşayan bir millet ve dünyanın saygı duyduğu bir ülke olurduk. Bugün Atatürk’ün gösterdiği hedeflerin çok uzağındayız.

Tarımda, sanayide, ticarette, eğitimde, kültürde, sağlıkta, sanatta, bilimde çağı yakalayamadık. Hatta kimi alanlarda daha da gerilere düştük. İşlenmeyen topraklar, harcı, borcunu karşılamayan giderler, devlet desteğinin yetersizliği ya da devede kulak misali “verdik ya” anlayışı. Ekin’de, Tütün’de, Pamuk’ta, Sebze’de, Meyve’de, Et’te dış alıma muhtaçlık, tohum’da, ilaçta dışa bağımlılık,  kota uygulamaları… Devlet Adamlarımızın basiretsizliği, teslimiyeti, emperyalist devletlerin dayatması, liberalizmin egemenliğine boyun eğiş… Ota, et,  meyvethal ed eder olduk!eğiş…arşılamayan giderler, devlet desteğinin yetersizliği ya da devede kulak misali “, et, meyve sebze, tahıl ithalatı.

Oysa İsrail devleti yokken, “Tarım Islah İstasyonları”nı kurmuştuk.

Örnek “Devlet Çiftliklerimiz”, “Haralarımız” olmuştu.

Kendi toprağımızda, kendi fidelerimizi yetiştiriyor; ekiyor, biçiyorduk.

Kendi pancarımız, kendi şeker fabrikalarımızda, kendi pamuğumuz, kendi mensucat fabrikalarımızda işliyorduk. Et-Süt Kurumlarımız faaliyetteydi. Toprak Mahsulleri Ofisimiz köylünün yanındaydı.

Tarım Kooperatifleri, devletten destek alıyordu. Ziraat Bankası gerçekten ziraatçıların bankasıydı.

O güzelim kurumlar ya kapattık, ya işlevinden uzaklaştırdık.

Ovalarımızı iskâna açtık! Ormanımızı yaktık, yerine otelleri diktik!

***                                      ***

Oysa Mustafa Kemal Atatürk, tarımda yapılacakları anlatmış, tutulacak yolu göstermişti.

“… Şimdi arkadaşlar, ekonomi hayatımızı gözden geçireceğim. Derhal bildirmeliyim ki, ben, ekonomik hayat denince, ziraat, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün bayındırlık işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım…

Sayın Milletvekilleri;

Milli ekonominin temeli ziraattır. Bunu içindir ki, ziraatta kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programla ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır.

Fakat bu hayati işi isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilkönce, ciddi etütlere dayalı bir ziraat siyaseti tespit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lazımdır…

Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır.

Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir mahiyet alması.

Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus yoğunluğuna ve toprak verim derecesine göre sınırlamak lazımdır.

Küçük büyük bütün çiftçilerin iş vasıtalarını artırmak, yenileştirmek ve korumak tedbirleri vakit geçirilmeden alınmalıdır.

Her halde en küçük bir çiftçi ailesi bir çift hayvan sahibi kılınmalıdır…

Köylüler için genellikle pulluğu pratik ve faydalı bulurum. Traktörler, büyük çiftçilere tavsiye olunabilir. Köyde ve yakın köylerde müşterek harman makineleri kullandırmak, köylülerin ayrılamayacağı bir adet haline getirilmelidir.

Memleketi, iklim, su ve toprak verimi bakımından ziraat bölgelerine ayırmak icap eder.

Bu bölgelerin her birinde köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları verimli, modern, pratik ziraat merkezleri kurulmak gerektir.

Bugün devlet idaresinde bulunan çiftliklerin ve bunların içindeki türlü ziraat-sanayi kurumlarının bir kısmı, ziraat hayat ve faaliyetinin bütün sahalarında, her türlü teknik ve modern tecrübelerini tamamlamış olarak, bulundukları bölgelerde en faydalı ziraat usul ve sanatlarını yaymaya hazır bulunmaktadırlar.

Bu, vekâlet için büyük kolaylıklar temin edecektir.

Ancak, gerek mevcut olan ve gerek bütün memleket ziraat bölgeleri için yeniden kurulacak ziraat merkezlerinin sekteye uğramadan tam verimli faaliyetlerini, şimdiye kadar olduğu gibi, devlet bütçesine ağırlık vermeksizin kendi gelirleriyle kendi varlıklarının idare ve gelişmesini temin edebilmeleri için, bütün bu kurumlar birleştirilerek geniş bir işletme kurumu teşkil olunmalıdır.

Bir de başta buğday olmak üzere bütün gıda ihtiyaçlarımızla endüstrimizin dayandığı türlü hammaddeleri temin ve harici ticaretimizin esasını teşkil eden çeşitli mahsullerimizin ayrı ayrı her birinde, miktarını artırmak, kalitesini yükseltmek, üretim masraflarını azaltmak, hastalık ve düşmanlarıyla uğraşmak için gereken teknik ve kanuni her tedbir vakit geçirilmeden alınmalıdır.

Orman servetimizin korunması lüzumuna ayrıca işaret etmek isterim.

Ancak, bunda mühim olan, koruma esaslarını, memleketin türlü ağaç ihtiyaçlarını devamlı olarak karşılaması icap eden ormanlarımızı dengeli ve teknik bir suretle işleterek istifade etmek esasıyla makul bir surette uzlaştırmak mecburiyeti vardır.

Buna büyük Kamutay’ın (Büyük Millet Meclisi) layık olduğu ehemmiyeti vereceğine şüphe yoktur.”

                              ***                                      ***

İzmir İktisat Kongresi’nin açılışında konuşan Atatürk, ekonomik bağımsızlığın önemine işaret eder:

“… . Arkadaşlar, kılıç ile fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara mağlûp olmaya ve binnetice terki mevki etmeye mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur. Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, muhafazi mevcudiyet etmişler, kuvvetlenmişler;

Bizim milletimiz de böyle Fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi anayurdunda çalışmamış olmasından naşi bir gün onlara mağlûp olmuştur…

Bu medeni sabanla kılıç mücadelesinde nihayet muzaffer olan sabandır. Efendiler kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Lâkin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur.”

Adana’da, çiftçileri ile bir sofrada buluşan Atatürk; Türk çiftçisinin ürettiği ürünleri onlarla birlikte yerken duyduğu memnuniyeti ifade eder:

“Diyebilirim ki hayatımda yaşadığım en ulvi, en sade, en mesut ve samimi gece bu gecedir. Çünkü bu gece çok derin hürmetlerle, muhabbetlerle merbut olduğumuz milletimizin ekseriye azimesini teşkil eden çiftçilerimizle bir sofrada bulunuyorum, sofrada onların emekleriyle husul bulmuş ekmeği onlarla beraber yiyoruz. ”

Tarsus’ta Çiftçilere hitap ederken, Osmanlı’nın Türk çiftçisine yaşadığı sefil hayatı hatırlatır ve kalıcı zaferin kılıçla değil, sabanla olacağına dikkat çeker:

“… Aziz çiftçiler! … Vatan en çok sizin emeğinize istinat ettiği halde en az bahtiyar ve mesut olan yine sizdiniz… Sizi ya savaş olunca, ya hazinelerini doldurmak lâzım gelince hatırlarlardı… Hepinizin malûmudur ki, milletin ekseriyeti sizlersiniz ve yine malûmunuzdur ki, memleketimiz şu iki şeyin memleketidir biri çiftçi, diğeri asker. Biz çok iyi çiftçi ve çok iyi asker yetiştiren bir milletiz.

İyi çiftçi yetiştirdik: çünkü topraklarımız çoktur iyi asker yetiştirdik: çünkü o topraklara kasteden düşmanlar fazladır. O toprakları sürenler, o toprakları koruyan hep sizlersiniz.

Bundan sonra da daha iyi çiftçi ve daha iyi asker olacağız. Lâkin bundan sonra asker oluşumuz artık eskisi gibi başkalarının hırsı, şan ve şöhreti, keyfi için değil, yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı muhafaza etmek içindir…

Arkadaşlar zaferinin vasıtası yalnız kılıçtan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, terzil edilir, sefil ve perişan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perişaniyeti o kadar azim ve elim olur ki, kendi memleketinde bile mahkûm ve esir halde kalabilir. Onun için hakiki fütuhat yalnız kılıçla değil sabanla yapılandır. Milletleri vatanlarında takarrür ettirmenin, millete istikrar vermenin vasıtası sabandır, saban kılıç gibi değildir… Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün onlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun hikmeti aslisi şundadır: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin ekseriyeti azimesi çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık.”

***                                      ***

Atatürk, 1924’te silâhaltına alınan askerlere, tarım makineleri ve tarımda yeni yöntemlerin öğretilmesini istemiştir. 1925 yılında Kastamonulu çiftçilere  “Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür, birleşiniz, birlikte makine alınız” öğüdünde bulunmuştur.

Çiftçinin durumunun düzeltilmesi için devlet gelirlerinde düşme görüleceğinin bilinmesine rağmen 17 Şubat 1925’te aşarı kaldırdı. Aynı yıl çıkarılan başka bir kanunla, bedelini yirmi yılda ödemek üzere köylüye toprak dağıtımını başlattı.

Ziraat Bankası’nın, küçük çiftçilere düşük faizli kredi vermesini sağladı. Tarım Kredi Kooperatifleri, Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün açılmasına öncülük etti.

Hayvancılığı teşvik etti,  Ankara ve diğer illerde veterinerlik okulları açılması işini hızlandırdı.

***                                      ***

Atatürk, tarımda da devrimci atılımları gerçekleştirmiştir.

Kendisine ait arazilere örnek çiftlikler kurmuş, köylümüze izlenmesi gereken yolu göstermiştir.

Çorak toprakları işletmiş ve tarıma elverişli hale getirmiştir.

1923’de tarım ürünleri ithalatı %27 iken, 1928’de %18’e düşürülmüştür. Cumhuriyet’in ilanından on yıl sonra; “hububat ekim alanlarında %9, bakliyat ekim alanlarında %17, şekerpancarı ekim alanında %205, patates ekim alanında %39 artış olmuşken, ürün gruplarındaki üretim artışı ise hububatta %63, bakliyatta %72, patateste %47 ve şekerpancarında %2700 olmuştur. Bu dönemde zor şartlara rağmen geçimlik üretimden pazara dönük üretimin ilk sinyalleri verilmeye başlanmıştır.” (Ali Ekber Yıldırım)

Eeee ne var bunda denebilir?

Bütün bu işler, 1920’li, 1930’lu yıllarda yapılmıştır. Kurtuluş Savaşından yeni çıkmışsın, nüfusunun %78’i köyde yaşıyor, üstelik okuması, yazması yok; yokluk ve yoksulluk diz boyu, toprak, ağaların, beylerin tekelinde. Ekin de, tarla da, ovada, kır da Feodalite egemenliğini sürdürüyor…

Atatürk, bu koşullarda; tarımda devrimi, sanayide devrimi, ticarette devrimi, yaşamda devrimi, düşüncede devrim gerçekleştiren devrimcidir.

Atatürk; Türk köylüsünü, Türk çiftçisini toprak ile buluşturan, modern tarım araçlarıyla tanıştıran, bilinçlendiren, üretime yönlendiren; ekmesini, bakmasını, biçmesini öğreten öğretmendir.

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ