Alexa
Medya Siyaset

Atatürk’ün Yeniden Doğuşu

Atatürk’ün Yeniden Doğuşu

İstanbul Belediyesi dâhil yirmi beş yıllık Erdoğan – AKP yönetimi; unutulmaya, sıradan bir düşünce ve davranış olarak görülmeye başlanmış olan Atatürk ve Atatürkçülüğün,yeniden doğuşuna sebep olmuştur, dersek sanırım pek fazla hata etmemiş oluruz.

Diyalektik düşünce bir kez daha hükmünü icra etmiştir de diyebiliriz.

Kısaca; her etki aynı anda tepkisinide doğurur demek olan diyalektikteze göre Cumhuriyetçilik, Devrimcilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik,Devletçilik karşıtı ögeler o kadar aşındırıldı ki, bu iş bitti, Atatürk Devrimleri tamamen yok olma sürecine girdi, yakında şeriat kurallarına geri dönülecek korkusu,Modern Cumhuriyetçiler ve Atatürkçüler için bir kâbusa dönüşmüştü.

Nasıl oldu da bu kâbus bizlere yaşatıldı?

Sırf siyasi ikbal arayışı ile önce Erbakan yer altında faaliyette olan tarikat şeyhleri ile kol-kola yürümeye başladı. Bu çevrelerle o kadar iç-içe oldu ki, partisi defalarca kapatıldı, ancak her defasında yeniden başka isim altındaaçıldı.

Demirel Erbakan’ın önünü kesmek amacı ile Atatürk’ün devrim yasalarının çiğnenmesine göz yummakta sakınca görmedi. Seçim mitinglerinde kürsülere çıkıp, kendisine uzatılan kuran-ı Kerim’i öpüp başına koyduktan sonra konuşmaya başlar oldu. Bu hareket ben ondan daha fazla Müslümanım demekten başka bir şey değildi. Tarikat şeyhleri, Demirel’in bu davranışına pek fazla itibar etmediler. İtibar etmiş gibi görünseler de bu tarikatlar veya aynı tarikat içindeki farklı cemaatler arasındaki ayrışmalardan kaynaklanıyordu.

Yalnız Demirel değil,CHP dâhil diğer siyasi partilerde görevlerini ihmal ettiler.

Ezanın arpça okunması DP tarafından bir karşı devrim gibi pazarlandı dindar olmayan dincilere. Yer altında çalışan tarikat mensuplarınca bu, çok uzun vadeli amaçları için kalede bir gedik açmaktı o günlerde.

Laik kesimler DP nin bu adımını önemsemeyip, içlerine sindirmekte bir sakınca görmediler.

Bu güne geldiğimizde; Laiklik ten verilen ödünlerin hiçbir işe yaramadığı yaşanarak görüldü.

Siyasal İslam’ın o gün için temsilcisi olan Erbakan’ın partisinin, küçük bir azınlık partisi olarak ömrünü tamamlayacağına inanıyorlardı.

Erbakan dâhil, Erdoğan dâhil, tüm Siyasal İslamcılar; Fethullah Gülen’in yeterince güçlendiğinde iktidara talip olacağı bilicinden yoksundular.Oysa Osmanlı tarihinde tıpkı Gülenciler gibi iktidara talip olmuş ve çok kanlı şekilde tasfiye edilmiş bir Kadızadeliler hareketi vardı. İran coğrafyasında yaşanmış yine kan dökülerek yok edilmiş Haşhaşiler tarikatı tarihteki, benzerlerinden sadece ikisidir.
Gerekli önlemlerin alınmasında geç kalındığı takdirde Siyasal İslamcı akımların yaratacağı yıkıntının tamirinin nelere mal olacağını gören aydınlarımız da yok değildi.

Örneğin rahmetli Attila İlhan; içeride Siyasal İslam, dışarıda emperyalist Batı’nın ( ABD, AB )dâhildeki bilinçli-bilinçsiz işbirlikçilerinin çevirdikleri oyunları iyi görüyordu. Bu görüşlerini doksanlı yıllardan itibaren TRT deki akşam söyleşilerinde çok kapsamlı biçimde; duymak isteyenlere duyuruyordu.

İşte o günlerde Atilla İlhan’ın sözünü ettiği dip dalgaları bugün görüyoruz ki yurdusarmış,Okyanus’un dev dalgalarına dönüşmüş, “ Anadolu’da yanan Atatürkçü çoban ateşleri “ bugün tüm yurda yayılmış,iç ve dış düşmanlar için cehennem ateşi olmuştur.

İşi bu noktalara taşıyan Siyasal İslamcılara teşekkür mü etmeliyiz bilmem ki.

Atatürk adını tarihimizden silmek için yurtta ne kadar Atatürk isimli stadyum varsa yıkılıp yerlerine Türkçe bile olmayan arena ismi verilmekte. İsminin başında Atatürk yazan hava alanları hiç te gereksinim olmamasına karşın yıkılıp milyarlarca lira borç para ileyeni hava alanları yapılmakta.

O Atatürk ki Çanakkale’yi geçip Osmanlı Payitahtını işgal etmeyi kafaya takmış savaş bakanı Winston Churchill’in yirmi yıl,İngiliz Başbakan Lloyd George ile onun Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un dünya siyasetinden tamamen silinmelerine neden olan Modern Türkiye Cumhuriyetini bizlere armağan etmiştir.

Valilik girişlerindeki T.C. simgelerinin sökülüp atılmasında sakınca görmeyen bu anlayış; varlığımızın olmazsa-olmazı “ Yurt ta Barış Dünyada barış “ ilkesini yok sayıp, çevremizde dost ülke bırakmamışlardır. Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin dış politikasını; ne acı ki, Mısır kökenli Müslüman Kardeşler isimli siyasal İslamcı tarikat politikalarına endekslemişlerdir.

Oysa İngiliz ajanları organizasyonu ile 1900 lerde,İngiltere’de kurulmuş bu örgütü kurduranlarınamaçlarının Süveyş politikaları ile birlikte Türkleri Avrupa ve Anadolu dan sürüp çıkarmak olduğunu görmek istememişlerdir.

Suriye politikalarında yapılan yanlışlar yetmiyormuş gibi;Mısır’da yapılan Sisi darbesi sonrasında, Müslüman Kardeşler Örgütü sevdasıile Mısır’ı ABD ve İsrail’in kucağına atarak Doğu Akdeniz’de yeni düşmanlar yaratmışlardır.

Savaştan çıkmış Cumhuriyet Türkiye’sinin yüz yılda dişinden tırnağından arttırarak yarattığı sanayi tesisleri yok pahasına satılmış, üretim ekonomisi göz ardı edilmiş, ithalata dayalı ekonomi uygulamaları ile tarım ve hayvancılık yok edilme noktasına getirilmiş, dün ihraç ettiğimiz mercimek, nohut, fasulye, ceviz badem v.b.dünyanın dört bir yanından ithal edilir olmuş…

Neden bu tür ürünlerimiz ıslah edilip üretimleri arttırılmaz da, ithalat yolu seçilerek köylümüz tarımdan ve tarımsal sanayi den uzaklaştırılır?

Saymakla bitmez. Ay Çiçeğinden sonra dünyada birinci sırada olan fındıkçılığımızda İtalyan şirketlerinin inhisarına giriyor diye yazıyor gazeteler.

Karşı Devrimciler için hedef; Siyasal İslam’dır ve bunun için her yol mubahtır.

Ne mutlu bize ki; Anadolu’nun en küçük kentlerinde stadyumlar “ Mustafa Kemal’in askerleriyiz “ haykırışları ile inlemektedir.

Hani derler ya sevgili dostlar; “ karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu andır“Görülüyor ki ülkemiz şu anda o noktada.

İktidar Partisinin hangi koşullarda iktidara geldiğini anımsayalım. Bir tarafın aymazlığı nedeni ile öngörüsüzlüğü, bu durumun sebebidir. ( DSP-SHP yarışması)

Ülkemiz son yirmi beş yılda ekonomik ve siyasi olarak çok şey kaybetti kuşkusuz. Ama bu sayede tehlikenin büyüklüğünü de fark etti. Ben size “ ölmeyi emrediyorum “ diyen Mustafa Kemal’in sesini duymuşçasına yurdun dört bir yanından “ Mustafa Kemal’in askerleriyiz “ haykırışları yükseliyor.  “ dip dalgaları “ dev Okyanus dalgalarına dönüşmüş önüne kattığı çağdaşlığa tersuygulamaları silip-süpürmekle meşgul.

Boşuna mı demişler “ bir musibet, bin nasihatten yeğdir. “ Durmayalım arkadaşlar.

Osman Arıkan

Osman Arıkan

1940 Bursa Orhaneli doğumluyum.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden ve İstanbul üniversitesi İsletme fakültesi işletme iktisadı enstitüsünden mezun oldum.Özel sektörde yöneticilik yaptıktan sonra kendim bir şirket kurarak ticaret hayatına devam ettim. 1976-12 Eylül 1980 arası CHP il yönetim kurulu üyesi ve eğitim komisyonu başkanlığı yaptım. 1992 seçimlerinde SHP Bursa üçüncü sıradan ön seçimle milletvekili adayı oldum.Fakat Bursa da SHP milletvekili çıkaramadığı için seçilemedim. Halen Sade bir CHP üyesiyim.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. GÖNÜL PINAR ATACI dedi ki:

    Tek sözle : MUHTEŞEM. Sayın ARIKAN’ın eline, diline, kalbine ve kalemine en uzun bir ömür boyu sağlık ve esenlik.

BİR YORUM YAZ