Alexa
Medya Siyaset

Atatürk ve Demokrasi

Atatürk ve Demokrasi

Barışın koruyucusu, özgürlüğün savunucusu Atatürk, gerçek anlamda demokrat ve demokrasi aşığıdır.

Şöyle bir soru sorulabilir.
Atatürk, madem demokrattı, madem demokrasi aşığıydı, neden çok partili sisteme geçmedi?
Geçemezdi çünkü Osmanlı’nın “teokratik” düzeni, milleti ezmiş, horlamış ve cahil bırakmıştı.
Ulus’u “tebaa”, yurttaş “kul” eylemişti!
Okul yok, teknoloji yok, bayındırlık yok; iş yok, toprak yoktu.
Üretim sıfır, ekonomi azınlıkların elinde, maliye tamtakırdı.
Nüfusunun yarıdan fazlası köyde yaşıyor ve sersefil bir yaşam sürüyordu.
Hacı-hoca takımı köylüyü esir almıştı.
Ağalık-beylik düzeni halkın sırtında “boza” pişiriyordu.
Kadının adı da yoktu, kendi de yoktu!
Sağlık, muskacının, üfürükçünün “duasına” bırakılmıştı!
Din-iman, Allah-Kur’an söylemi, sahtekâr din adamının tekelindeydi.
Hadi, geç çok partili düzene? Koy sandığı, kim kazanır?
Saltanatçılar, halifeciler, gericiler, çıkarcılar, yalancılar…

***                                      ***
23 Nisan 1923’te TBMM’yi açan kişi kim? Atatürk.
1 Kasım 1922’de saltanata son veren kim? Atatürk.
29 Ekim 1923’te cumhuriyet’i ilan eden kim? Atatürk.
3 Mart 1924’te hilafeti sonlandıran kim? Atatürk.
Harf devrimini, okuma seferberliğini yapan kim? Atatürk.
Halk Evlerini, Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu kuran ki? Atatürk.
Kadın-Erkek eşitliğini sağlayan kim? Atatürk.
Seçme, seçilme hakkını tanıyan kim? Atatürk.
Aklı özgürleştiren, düşünceyi geliştiren kim? Atatürk.
Millet’i “tebaa”, yurttaşı “kul” olmaktan çıkaran kim? Atatürk.
Vatanımızın kurtarıcısı, aydınlanmanın öncüsü Atatürk, yukarıda sıraladığım devrimleri “süs” olsun diye yapmadı. Akıl dışı, bilim dışı kurum ve kuruluşların varlığına son vererek, demokrasiye ulaşmanın yolunu döşüyordu.
1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını, 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası deneylerini yaşadı.
Gördü ki; ortaçağ düzeni yıkılmadan, aydınlanma feneri köylere kadar girmeden, aklın, mantığın, bilimin önündeki engeller yıkılmadan “demokrasiye” geçilmiyor. Sandık eşittir “demokrasi” olmuyor.
Manevi kızı Sabiha Gökçen’e demokrasi ile ilgili düşüncelerini şöyle açıklamıştı:
“Ülkemiz, teokrasi ve monarşi geriliğinden kurtularak cumhuriyet rejimini benimsemekle demokrasiye doğru bir adım atmıştır. Çünkü Türk ulusunun karakterinde özgürlük vardır, demokrasi vardır, eşitlik inancı vardır. Ancak ben, gerçek demokrasiye daha kısa bir zaman dilimi içinde geçebileceğimizi ummuştum.
Beni az çok tanırsınız tahminlerimde pek aldanmam. Fakat bu tahminimde yanıldığımı söylemek mecburiyetindeyim.
Elbette Serbest Fırka denemesinden bahsetmekte olduğumu anlamış olacaksınız. Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşısında muhalefet görevi yapması gayesi ile kurulmasına önayak olduğum bu partinin başına ve kurucuları arasına en yakınlarımı, en güvendiğim kişileri yerleştirdim.
Biliyorsunuz, ideal demokrasi idarelerinde biri birilerine rakip durumda en azından iki kuvvetli parti bulunur. Halk, oyları ile bunlardan birini iktidara getirince öbürü onun çalışmalarını denetler. Partilerin programları, ülkenin genel çıkarları bakımından birbirinden pek farklı olmaz. Ve bu partiler gene halkın oyları ile zaman zaman yer değiştirirler. Böylece bir denge, böylece bir ülkeye daha iyi hizmet etme yarışı başlar.
İşte demokrasi budur. Ama bizde ne oldu?
Ne kadar rejim düşmanı, ne kadar hilafet ve saltanat özlemi çekenler, yeni kurduğumuz cumhuriyet rejimini devirmek isteyene kadar kişi varsa bu partinin yanına koştular. Zavallı Fethi Bey, şaşırdı kaldı. Bu partiyi kapatma kararını bana bildirirken ikimizde bir yakınımızı kaybetmiş kadar üzgündük.
Bu olay bana, yurtta demokrasi kurabilmek ortamının henüz olgunluğa kavuşmuş olmaktan ne kadar uzak olduğunu gösterdi. Evet, demokrasi benim yaradılışıma en uygun olan rejimdir. Çünkü bu rejim ne kadar geniş halk kitlesine dayanırsa o ülke için o derece sağlam ve yararlı olur.
Bir yapıyı tasavvur ediniz: Önce ne yapılır? Temel kazılır değil mi? Temeli yapılır! Sağlam olması, kurallara uygun olması için bu ana koşuldur. Yapısına çatısından başlanan bir bina tasavvur edilebilir mi? Böyle bir bina gerçekleştirilebilse bile sağlam olabilir mi? Bir binayı ayakta tutan nasıl temel ise, bu rejimi ayakta tutabilecek olan kuvvet, onun geniş halk kitlelerine, yani tabana dayanmasıdır. Anayasamızdaki halkçılık ilkesinin felsefesi budur.
Hayatımda en çok isteyip de maalesef bugüne kadar göremediğim şeylerin başında yurdumuzda demokrasinin kurulması konusu geliyor.
Türk ulusu çok zekidir. Kendisi için hayırlı olan şeyleri kavramakta gecikmez Sabiha…
Girişmiş olduğum denemelerin istediğim gibi sonuç vermemiş olmasının nedeni, halkın bu rejimi istememesi değildir kuşkusuz. Demokrasinin gelmesi ile bazı kesimlerin de huzuru kaçacaktı, bu gerçek. Onlar da bu girişimlerini şu ya da bu konulardan baltaladılar. Sonra devrimlerin karşısında olan az da olsa bir çıkar grubu, bilinçlenmemiş halkı kışkırttılar. Onlara laiklik ilkeleri dışında bazı vaatlerde bulundular. İşte buna hiçbir zaman tahammül edemezdim. Bu gibi hareketler, genç Cumhuriyetimizin daha pek körpe iken ağır bir şekilde yaralanabilirdi.
Benim samimiyetimi bir yerde istismar etmek istediler. Bu insan ahlakının zaafını gösteren acıklı bir tablodur. Ülke çıkarları yerine kişisel çıkarlar ya da gerici akımların başkaldırması halinde tecelli eden bu olay, içimde ölene kadar bir ukde olarak kalacaktır, çocuğum.
Ancak şuna kesinlikle inanıyorum ki, demokrasi gereği olan çok partili bir dönem, Türkiye’mize de gelecektir. O zaman ben hayatta olmasam bile, ruhum, bilesiniz ki şad olacaktır. Ancak bu dönem için de tek korkum, bu güzelim yönetim tarzını yozlaştıracak, onu anlamsızlaştıracak, hatta ve hatta halkın gözünden düşürecek kişiler ve partiler çıkmasıdır. Gerçi Batılı ülkelerde demokrasilerin, yerleşmeleri uzun yıllar, hatta asırlar almıştır, ama gelişen dünyada Türkiye’nin bu konularda kaybedecek vakti yoktur.”

***                                      ***
O konuşmada hazır bulunanlardan biri; “Demokrasiye geçmeden önce halka demokrasi terbiyesinin verilmesine taraftarsınız efendim?”
“Elbette ki öyle! … Bu terbiyeyi de ancak demokrasi ilkelerine gönülden inanmış kişilerin kuracakları partiler verebilir. Bugün ise elimizde bu karakterde tek bir parti var. Cumhuriyet Halk Partisi… Tek parti ile de ne yaparsanız yapın demokrasi olmaz.”
“Parti sayıları çoğaldıkça ve halk kitleleri görüş ayrılıkları yüzünden gruplaştıkça kurulan hükümetlerin ömürleri kısa oluyor ve doğru dürüst bir icraatta bulunabilmek fırsatını da bulamıyorlar, buna nasıl bir çare bulabiliriz?”
“Bir kere demokrasi geleceğini ancak akıl ve bilimden alır. Bunlardan yoksun bir yönetime demokrasi demeye olanak yoktur. Demokrasinin temelinde kişisel çıkarlar değil, geniş halk kitlelerinin ve ülkenin genel çıkarları egemendir. Böyle olmalıdır. Bir de özgürlükçü demokrasinin durumu var.
Özgürlüksüz demokrasi olamayacağı gibi, demokrasisiz de özgürlük düşünülemez. Bunlar birbirinden hiçbir şekilde ayrılmayan ikiz kardeştirler. Biri zedelendi mi diğeri hırpalanmış, biri hırpalandı mı diğeri zedelenmiş olur…
Önce tabanı bu konuda eğitmek, hazırlamak, olgunlaştırmak, belirli noktaya getirmek şarttır. Bunu siyasi partiler, politikacılar yapacaklar, onlara bilim adamları, fikir adamları yardımcı olacaklardır. Sınırsız bir özgürlük anarşinin baş mimarıdır.  Özgürlükler, kişilerin ve toplumların yararlanmasına değil, gelişmelerine öncülük ettikleri sürece muteberdir… Türkiye Cumhuriyeti’nin altı ok umdesini, aynı zamanda anayasanın ilkeleri olarak kabul etmekten başka çıkar yol yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Milliyetçi, Halkçı, Laik, İnkılâpçı, Cumhuriyetçi, Devletçi bir cumhuriyet olduğu belirlendi mi, bu fikirlerin dışında, demokrasiyi yozlaştıracak bir partiyi kimse kuramaz…
Ben asla doktrin istemem. Doktrinler insanları ve kitleleri bir noktada dondurup bırakırlar, şartlandırırlar. Birtakım, kırılması son derece güç kalıpların içine sokarlar.
Bu nedenle diyorum ki doktrin istemem; donar kalırız, biz yürüyüş halindeyiz. Devamlı yürüyecek, devamlı gelişecek, devamlı mutluluklar arayıp bulacağız. ”

Kaynak : Sinan Meydan / 1923 Kuruluş Ayarlarına Dönmek

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ