Alexa
DOLAR 7,8013
EURO 9,1067
ALTIN 471,943
BIST 1121,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 33°C
Az Bulutlu

Atatürk’ün, Ramazanda İstanbul Camilerinde Türkçe Kur’an Okutması

Atatürk’ün, Ramazanda İstanbul Camilerinde Türkçe Kur’an Okutması
10.05.2020 - 20:13
A+
A-

1931 ve 1932 yılları Ramazan aylarında ATATÜRK, İstanbul’daki büyük camilerde halka Kur’an’dan bir bölümün önce özgün metninden; daha sonra da okunan kısmın Türkçe anlamının okunarak Kur’an’ın, ana dilde anlaşılarak din hakkında insanları bilgilendirme çalışmaları başlatmıştı. İşte bu çalışmalara katılanlardan Hafız Ali Rıza Sağman bu konuda hatıralarında diyor ki:

[“Atatürk’ün devrim ufukları gün geçtikçe açılıyor ve genişliyordu. Bir milletin en görünür özelliğini, en açık karakterini, şüphe yok ki onun dili gösterir. Atatürk’ün bu işi yapmakta olduğu devrimlerin bel­ki en başında gelecekti. Türkçe adını taşıyan dile Türklük damgasını vurmak!

Buna nereden başlamalı idi? Tarihte ve her zaman bir milletin di­linin şu parçalara bölündüğü görülmektedir:

* Din dili,

* Devlet dili,

* Edebiyat dili,

* Halk dili.

Bu parçaların içinde ruhlara kök salan, duyguları daha kökten kavrayan şüphesiz din dili idi. Atatürk, işte Dil Devrimine buradan başlamayı başarı yönünden uygun bulmuş olacak ki günün birinde bu cepheyi kurdu. Sarayda bulunduğumuz gecelerin birinde Atatürk’ün:

Pek yakında yepyeni bir dile kavuşacaksınız!”

Sözü kulaklarımda hâlâ çınlamaktadır.

1931 Ramazan’ının on beşinden itibaren saraya çağırılmağa baş­ladık. Bu işte çalışacak Hafızlar şunlardı:

(1) Beşiktaşlı Hafız Rıza,

(2) Süleymaniye müezzini Hafız Kemal,

(3) Hafız Sadettin (Kaynak),

(4) Ha­fız Burhan,

(5) Hafız Fahri

(6) Hafız Nuri,

(7) Hafız Yaşar,

(8) Hafız Zeki

(9) Sultan Selimli Hafız Rıza.

İşte bu Hafızlar Ramazan’ın sonuna kadar Atatürk’ün bol bol iltifatına mazhar oldular.

Atatürk, bize:

İnkılâplarımın son merhalesini siz yapacaksınız Hafız Beyler!” Diye iltifatlarda bulunurdu. Ve:

Sizi, Sultan camilerine hatip yapacağım, size sırmalı kaftanlar giydireceğim!” gibi vaatlerle de bizleri sevindiriyorlardı. Yine Atatürk bu İnkılâp çalışmalarından bahis buyururken:

Başka Hafızlar var ki tecvitçidirler, onları bu işe karıştırmak istemem, bana sizin gibi münevver Hafızlar lâzımdır!”

Derlerdi ve bu sözlerle de Hafız İdris’le Eyüp Hatibi Hafız Nuri gibileri kastederlerdi. Bu iş için ilk çağırıldığımız gece Atatürk’le karşılaşmadık. Maarif Vekili Reşit Galip Bey’le sarayın alt katında bir sa­londa görüştük. Reşit Galip Bey meseleyi bize şu yolda açtı:

* Camilerde Türkçe Kur’an okuyacaksınız. İşte size birer tane Kur’an (çevirisi) veriyoruz. Evet, bu tercüme belki iyi değildir. Çünkü Arapçadan Fransızcaya ve ondan da Türkçeye çevrilmiştir. Bununla beraber Ankara’da daha iyi bir Kur’an tercümesi yaptırılmaktadır.[1]

Tebliğ olunan Atatürk’ün bu emri üzerine hangi Hafızın, nerede ve saat kaçta Kur’an okuyacağını kararlaştırdık. Reşit Galip Bey bunları not etti. Hangi surelerden hangi ayetleri okuyacağımızı da biz, kendi aramız­da seçecektik. Aynı surenin bir kaç Hafız tarafından okunmasını te­min için her Hafız bir öşür seçti ayrıldık.

Ertesi gün çıkan gazeteler, o gün Türkçe Kur’an okuyacak Hafız­ların adlarını, okuyacakları camileri ve okuma saatlerini iri harflerle yazdılar. Ben ikindi namazından sonra Beyazıt camiinde kütüphane kapısının önünde okuyacaktım. O gün camie vardığımda her günkünün bir kaç misli kalabalığın beni beklemekte olduğunu gör­düm. Heyecanlı idim.”]

  1. Ali Rıza Sağman camilere duyurulan saatten çok önce toplanan halkın hangi duygularla geldiğine şöyle işaret ediyor:

[“(…) Türlü türlü nedenlerle bu kalabalık oluşmuştu.

– Bir takımı “Kur’an bakalım neler söylüyor?” merakıyla kubbenin altını doldurmuş­lardı.

– Bir takımı “Türkçe Kur’an bakalım nasıl okunacak?” diye gelmiş­ti.

– Bir takımı da “bakalım bir şeye benzeyecek mi?” kuşkusuyla orayı kap­lamışlardı.

O gün, orada hususî bir güzellikle de karşılaştım.

Bu kalabalık cemaatin en önünde ve benim oturacağım minderin tam karşısında ünlü artist Şadi oturmakta idi. Gazetede okuduğu havadis üzerine ora­da yer bulmak için, kim bilir kaç saat önce gelmişti. Orada yerleşmişti.

Şadi ile çok iyi ve samimi görüşürdük. Kur’an’ın Türkçe okunması hakkında benimle daha önceden yaptığı münakaşa­lardır. İhtimal ki Haşim Nahif’ten etkilenmiş, ihtimal ki Ziya Gökalp’in bu konudaki düşüncelerinin tesiri altında kalmış olacak ki:

– Her Türkün Allah’ına kendi bildiği ve konuştuğu bir dil ile yalvar­masını işin ruhuna uygun bularak Kur’an’ın da Türkçe okunmasını yürekten isteyenlerdendi. İşte o isteği bugün resmen yapılacaktı. Niçin bu fırsattan faydalanmasın? Bu maksatladır ki erkenden gelmiş, en önce yer bulmuş, oturmuştu.

O kalabalığın gözü, dikkati, hatta merakı karşısında Kur’an’ın Türkçesini okudum.

Atatürk’ün Din ve Kur’an hakkındaki görüşü benim anladığıma göre şudur. O, diyordu ki;

Türk Kur’an’ın arkasından koşuyor. Fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğu­nu Türk anlasın. Evet, ben de bilirim ki insan dinsiz olmaz.

Kadir gecesi yaklaşıyordu. Bu gece Türkçe okumaların en önemli­si Ayasofya’da yapılacaktı. Ve bütün dünyaca dinlenmek üzere Ayasofya’ya radyo cihazı da konulmuştu.

Kadir’den bir önceki gece Atatürk bize hem mümeyyizlik; hem de hocalık yaptı. Fatiha suresini hepimize birer birer okuttu. Hiç birimiz numara alamadık. Bu okunuş, nağme ile değil, hitabe şeklinde oluyordu. Nispeten en iyi okuyanımız Sadettin Kaynak’tı. Fakat onun da, beğenilmediği görülüyordu.

En sonra Atatürk ayağa kalktı. Göğsünü ilikledi. Hürmetkârane bir vaziyet aldı. Önündeki masa üzerinde Türkçe Kur’an açık duru­yordu. Fatiha süresinin Türkçesini o ezberlemişti. Sureyi bir kere da­ha gözden geçirdi. Güzel yüzüne verdiği ciddiyet alâmetleriyle, gözü­nü karşıda bir noktaya dikerek okumaya başladı. Ara sıra kitaba da ba­kıyordu. Okudu, o kadar güzel ve canlı okudu ki güzel ve canlı okuyan bile buna hayran oldu. İyyake’lerdeki hem niyaz nüktelerini hem ha­sır manalarını hakikaten canlandırdı.

İhdinâ’daki yalvarışları psikolojisine en uygun durumda okumayı başardı. Hâsılı Türkçe bir ibare; nükteleri, bediî rolleri ancak bu kadar meydana çıkarılmak suretiyle okunabilirdi.

Hitabe bittikten sonra Ayasofya’da da böyle okunmasını tavsiye buyurdular.

1600 yaşına yaklaşan Ayasofya son defa olarak altlı, üstlü baştan aşağıya, dolmuştu. Denildiği gibi, biri kubbeye çıkıp da bir leblebi tanesi atmış olsaydı hakikaten yere ve ayaklar altına düşmeyecek, başlarda ve omuzlarda kalacaktı.

Bu kalabalık arasında ıkına, tıkına teravih kılındıktan sonra Türk­çe Kur’an okunuşu başladı. Hafızlar içinde en parlak okuyan yine Hafız Sadettin oldu.”][2]

Hafız Sadettin Kaynak Da Bu Mühim Olayı Hatıralarında Şöyle Anla­tıyor:

[“… Türkçe Kur’an okunması tecrübelerine ilkin tekbir’in Türkçeye tercüme edilen şeklinin aynı melodi ile okunması suretiyle başlandı. (…) Sıra Türkçe Kur’an okuma tecrübelerine gelmişti. Atatürk’ün arzusu; Kur’an’ın Türkçesinin de aslı gibi makam ve lahin ile okunması mer­kezinde idi. Fakat bu, bir türlü olmuyordu, günkü tercüme nesirdi. Bununla beraber, iyi bir nesir de değildi.

(…) Türkçe hitabet dili olarak çok kuvvetli idi. Bununla beraber Türkçede makamla bir nesri okumak çok acayip bir şey oluyordu. Daha ilk başlanışında ben bu işin iyi bir sonuçlanmayacağını anlamıştım. Hatta Kadir gecesi Ayasofya camiinde, yani saray dışarısında yapılan ilk deneyden dahi arkadaşların nağme ve lahin ile okumalarına karşı ben Müzemmil suresini hitabet tarzında okumuştum. Bunu radyo ile bütün dünya da dinledi. Atatürk o gece sarayda dinleyerek fevkalâde haz duymuştu. Yaver Celâl Bey’in anlatışına göre ben bu suretle, okurken o defalarca:

– Bravo Saadettin!

Diye bağırmıştır.

Ertesi gece sarayda idik. Atatürk bu memnuniyetini bizzat bana da tekrarladılar. Hatta o gece Finlandiya’dan gelen bir telgrafta ora Müslümanları bundan dolayı Atatürk’e teşekkür ediyorlardı.

Ertesi sene Atatürk Ankara’dan İstanbul’a bir Ramazan için gel­mişti. Bu sene camilerde halka Türkçe Kur’an okuma tecrübelerini yaptırdı. Bu işte çalışacak olan arkadaşlara birer vesika verdirildi. Ben Fatih camiinde okumağa; memur edilmiştim. Ve hitabet tarzında oku­yordum. Bir gün Fatih camiinde Kur’an’ı Arapça okuyup bitirdikten sonra cemaate hitaben:

– Dinlediğiniz surenin şimdi Türkçesini de okuyacağım!

Dedim. Ve Fatır suresinin tercümesini okumağa başladım. Cema­at bu okuyuştan çok duygulandı ve memnun oldular.

– Aman Hafız Efendi, biraz daha oku!

Diyerek bu hitabet tarzında okuyuşun çok yerinde ve muvafık ol­duğunu söylediler. Ve

Allah razı olsun, ne güzel oldu, dinimizi anladık, Allah ne bu­yurmuş öğrendik!

Dediler. O gece sarayın muayede salonunda bütün hafızlar toplandık. Birçok davetliler de vardı. Ve bunlar Türkçe Kur’an okunma­sı tecrübesinde bulunmak üzere çağrılan kimselerden ibaretti.

Tecrübeyi yapacak olan hafızlar: Süleymaniye müezzini Kemal, Beşiktaş’lı Rıza, Sultan Selimli Rıza, Fahri, Burhan, Yaşar, Nuri ve Ben.

Tecrübelere başladık. O sırada ayağa kalkarak o gün Fatih Camimde­ki hadiseyi, halkın hitabet tarzında okuyuşu memnuniyetle nasıl kar­şıladıklarını Atatürk’e arz ettim. Cevaben:

  • Öyle ise o şekilde tecrübeler yapalım!

Buyurdular. Ve Kur’an tercümesinden Fatiha süresini açıp Kemal’e uzattılar. Kemal okudu.

  • Olmadı ver ben okuyayım.

Buyurdular. Ve okudular. Sonra bu süreyi sıra ile orada bulunan­lara okuttular. Fakat hiç birisinin okumasını beğenmediler. Çünkü Türkçe nasıl hitabet edilir? Bunun usulünü ve inceliklerini arkadaş­lar içinde bilen ve Atatürk’ün istediği şekilde okumağa muktedir olan kimse yoktu.

Sıra bana geldi. Ben en sonda ve Atatürk’ün sol tarafında oturu­yordum. Okudum.

  • İşte böyle okuyunuz, böyle istiyorum.

Buyurdular.[3]

 Ramazan’da Kur’an Okumalarından Basına Yansıyanlar

“Mübarek Kadir gecesine rastlayan dün gece hemen bütün İstanbul’un büyük camilerinde Türkçe Kur’an tilâvet olunmuş mevlüt okun­muş ve Müslümanlar geceyi ibadet ve huşû içinde geçirmişlerdir.

Ayasofya camii bu dini ihtifallerin siklet merkezini teşkil etmiştir.

Halk, bilhassa Kur’an’ın kendi öz dilindeki tilâvetini işitebilmek
için ikindi vaktinden itibaren büyük mabedin salonlarını doldurmaya
başlamıştı. Akşam saat alaturka on ikide kesafet azamî haddini bulmuş ve camiden içeriye girebilmek müşkül bir mesele haline gelmişti. Yatsı vakti camiin içi ve dışı görülecek bir manzara teşkil ediyordu. Her taraf lebalep dolmuştu. Zabıta izdihama mani olmak için tedbir almış ve cami kapılarına birçok polis memurları ikame edilmişti. Bizzat Polis Müdürü ve müdüriyet erkânı tedbirlere nezaret ediyorlardı.

Camiin dışı bile daima içeri girmek isteyen kesif halk tabakasıyla örülmüştü. Yatsı okunduğu vakit ancak ön saflarda bulunanlar namaz kılmaya imkân bulabildiler. Gerilerde saf teşkil etmeye ve namaz kılmaya hiç bir imkân yoktu. Küçük-büyük, erkek-kadın halk büyük bir vecd ve huşû içinde Kur’an’ın tilâvetini /okunmasını ve mevlüdü bekliyordu.[4]

Sedat Şenermen

Kaynakça

[1] 1925 yılında Diyanet İşleri bütçesine eklenen 20.000TL ile Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi; halkın, İslamiyet’i ana dilinde aracısız Kur’an’dan bizzat öğrenme çığırı başlatılmıştı. Bunun için M. Hamdi Yazır tarafından daha sonra 9 cilt olarak yayımlanacak olan “Hak Dini Kur’an Dili” çalışmaları sürüyordu.

[2] Osman ERGİN, Türk Maarif Tarihi, İstanbul, 1977, c.5, s.1948-1951.

[3] Osman ERGİN, Türk Maarif Tarihi, c.5, s.1951-1953.

[4] Vakit gazetesi, 04.Şubat.1932; Osman ERGİN, a.g.e., c.5, s.1958.

Sedat Şenermen

Sedat Şenermen

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdiği 1970’den günümüze “Kur’an Araştırmaları” yapıyor. Bu çalışmalarıyla “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak” yöntemini Kur’an’dan oluşturdu. Bu yöntemle; Kur’an’ı İlahi Mantığı Ve Kendi Bütünlüğü İçinde; Kavram bütünlüğü + Konu bütünlüğü + Sistem bütünlüğünde anlayıp anlatan konuşmalar yapıyor, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Hâlen “Konulu Sistematik Kur’an Sözlüğü” çerçevesinde kitap çalışmalarını sürdürüyor. Eserleri: 1) GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSLAM /KUR’AN KÜLTÜRÜ (1 ve 2. Baskı, 2013), TOGAN Yayınları. 2) Akıl ve Bilim Işığında DİNLER VE DÜNYA EGEMENLİĞİ (Haziran 2013), TOGAN Yayınları. 3) Bilim ve Kur’an Dilinde KALP /AKIL (Mart 2014), TOGAN Yayınları. 4) MİLLİ İRADE NEDİR? (21 Yazar ile birlikte), İstanbul, 2014, ELMADAĞI Yayınları. 5) ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK (Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi ve Eğitimi), İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları. 6) AKLIN KAYNAĞI İSLAM’DA BEYİN (SADR), Bilim ve Kur’an Dilinde, 2014, İstanbul, NERGİZ Yayınları. 7) İSLAM’DA ADALET (Adl, Kıst, Mizan, Hakk, Vasat), Temmuz 2015, NERGİZ Yayınları. 8) “Tarihsel Olaylarla AKIL TUTULMASI KİTLENME”, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 9) ATATÜRK, İSLÂM VE LAİKLİK, HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 10) ATATÜRK VE TÜRK KADINI, İstanbul, 2018, NERGİZ Yayınları. 11) ŞEYTAN İÇİMİZDEKİ… DIŞIMIZDAKİ bireysel… küresel, İstanbul, 2019, Ulak Yayınları. 12) “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak”, (Editör: Abdullah YILDIZ), Kur’an’ın Hayata Müdahalesi (Kitabı içinde: s. 31-38), İstanbul, 2004, Umran Yayınları. - MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ imzacıları kapsamında Ekim 2013 tarihinden beri MİB çalışmalarına ”Milli İrade Birliği” sitesine yazıları ve konuşmalarıyla katılmıştır. - 1968-1969 yıllarında İSLAM MEDENİYETİ adlı aylık dergiyi yayınlamak. - Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 15 günde bir yayınlanan DİYANET GAZETESİ’Nİ 1970’de kuruluşunu gerçekleştirerek, aynı zamanda aylık DİYANET DERGİSİ’NİN de bir süre yayınını sürdürmüştür. - Aylık UMRAN Dergisi’nde 1998, 1999 yıllarında “Kur’an Kavramlarını Kur’anca” ele alan makaleleri yayınlanmıştır.
Sedat Şenermen Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.