Alexa
DOLAR
8,0659
EURO
9,6646
ALTIN
459,31
BIST
1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Mevzi Sağanak
22°C
İzmir
22°C
Mevzi Sağanak
Cumartesi Çok Bulutlu
28°C
Pazar Sağanak Yağışlı
27°C
Pazartesi Gök Gürültülü
24°C
Salı Gök Gürültülü
21°C

Aydınlanma mı, Cehalet mi?

Aydınlanma mı, Cehalet mi?

Cumhuriyetimiz kurulduğunda nüfusun  % 80’i köylerde yaşıyordu ve 40 bin köyün 35 bininde okul yoktu.

Cephede kazanılan savaşın eğitimle taçlandırılması şarttı. 1924’de köy kanununa koyulan 13.madde ile köye bahçeli bir okul binası yapmak köyün zorunlu işlerinden sayıldı.  Yine orman kanununa koyulan bir madde ile köy okullarının yapımı için gerekli olan kerestenin ormanlardan parasız verilmesi kararlaştırıldı.

Belirtilen düzenlemelerle köylerde okul yapımı için muhtarlar harekete geçirildi.  Böylece Devlet-millet işbirliği ile büyük bir eğitim hamlesi başlatıldı.

O günün koşullarında nüfusun %  10’u bile okuma yazma bilmemekteydi. Öğretmen ihtiyacını karşılamak için subay askerler hızlandırılmış kurslardan geçirilerek, eğitmen olarak köylere gönderildi.

Milli Mücadelenin top sesleri altında öğretmenler kongresi yapan kurtarıcı ve kurucu liderimizin önderliğinde cumhuriyetin ilanından sonra ‘milletin efendisi’ olan köylünün geliştirilmesi için gerekli adımlar hızlandırılmıştı.

Nitelikli öğretmen yetiştirmeyi sürdürebilir hale getirebilmek için köy öğretmen okullarının açılması ile başlayan öğretmen yetiştirme politikaları süreç içerisinde kalkınma temelli bir modeli olan köy enstitüleri modeli ile taçlandırıldı.

Bugün geldiğimiz noktada nüfusun % 7,5’i köylerde yaşıyor.  Ne oldu da % 80’i köylerde yaşayan halk kentlere göç etti?Kentlerde fabrikalar mı açıldı, iş imkânları mı çoğaldı ve köylü daha zengin olmak için mi kentlere göçtü?

Elbette ki hayır.  Çünkü Osmanlıdan devralınan miras sanayileşme sürecini atlamıştı.  Köyden kente göçün sebebi bu olamazdı. Dünyanın sanayi devleri çoktan yerlerini almıştı.

Genç Türkiye Cumhuriyeti bununda farkındaydı elbette. Sanayileşme konusunda dagerekli adımlar atıldı.Belirlenen kalkınma modeli bütünsel kalkınma modeliydi. Bütünsel kalkınma modelinin temelinde bilim ve teknoloji vardır. Bütünsel kalkınma modelinin temelinde felsefe, kültür, sanat vardır. Bir yandan ülke demir ağlarla örülüp, bez fabrikaları, şeker fabrikaları kurulurken bir yandan da üniversiteler, konservatuarlar kurulmaktaydı…

1989-1990 eğitim öğretim yılında iki ilde pilot olarak uygulanan taşımalı eğitim sistemi genişletilerek devam etti. Süreçköy okullarının kapanmasını ve kentlere göçü hızlandırdı.Önceleri çocuklarını daha kapasiteli okullarda okutmak ebeveynlere cazip görünmüştü. Çünkü algılar öyle yönetilmişti.Köyden kente göçler sosyal ve ekonomik boyutlarıyla yeni sorunları sisteme taşıdı.Tarım ve hayvancılık eridikçe eridi.

Bütün bunlar istenen politikalardı. Okulların kapanmasıyla köy ihtiyar heyetinin ayaklarından biri koparılmış, heyet topal bırakılmıştı.Köyün aydınlanma kaynağı olan öğretmen köyden çekilmiş, nüfusun az olduğu köylerin iç içe geçmiş yapısından kaynaklı okuldan etkilenme olgusu sonlandırılmıştı.

Köylerin meydanlarında bulunan köy okulları öğretmeniyle, öğrencisiyle bir ortak yaşam sevinciydi, mutluluğuydu. Okul-Aile ilişkileri iç içeydi, sıcacıktı.

Kentlere göçen köylünün durumuna gelince, onlar cehalete ve sefalete terk edildiler. Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletin efendisi olduğunu söylediği ve kalkınmanın kaynağı olarak gördüğü köylünün durumu bugün ne yazık bu hale getirildi.

Özetle ülkemizde hayatın kendisi olan eğitim hayattan koparılmıştır.Duvarlar arasına sıkıştırılmıştır. Hizmet olmaktan çıkarılmış, parayla alınıp satılır olmuştur.  Hızla açılan imam-hatip okulları ile dinci bir yapıya evrilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 22 Eylül 1924 tarihinde Samsun İstiklal Ticaret Mektebi’nde öğretmenlere yaptığı konuşmasında söylediği:“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir. “sözleri bizim rehberimiz olmalıdır.

Tarihinin en karanlık günlerinde başarılara imza atmış, esarete teslim olmamış ve dünyanın mazlum ülkelerine model olabilmiş bir ulusun şimdi bir tercih yapması gerekmektedir.

Aydınlanma mı, cehalet mi?

ETİKETLER:
Yorumlar
  1. İnci Topçu Ada dedi ki:

    Dünya da en zor savaş.cehalete verilen savaş. Ne yazık ki yüz yıl önce verilen bu savaşı bir adım öteye taşıyamadık. Öyle ki toplum her konuda geri götürülmeye çalışılıyor. Eğtimin yanı sıra hukuk insani değerler de çökertiliyor. Çok doğru bir tespit umarım bu çağda cehalet değil aydınlanma galip gelir.

  2. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Olağanüstü yüksek ulusal, toplumsal ve yaşamsal önemi ve değeri, Türk ve Türkçe, Atatürk ve Cumhıriyet, barış ve layiklik, bilim ve fen, aydınlık ve uygarlık düşmanlığının iyice azmış olduğu bu dönemde daha da artmış ve artacak olan MÜKEMMEL bir tarihsel ve güncel irdeleme ve sonuç. Çok değerli yazarı sevgili Hatice TOPCU’nun gerçek ATATÜRK’cü yurtsever kalbine, zarif ve usta eline ve altın gibi kalemine sağlık.

  3. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

    Atatürk, bir çok özellği yanında başöğretmendir. Bizzat geometri terimlerini Türkçeleştiren bir bilim insanıdır. Bizzat tahta başında öğretmenlik yapmıştır. Öğretmenlere karşı yakın ilgi duymuş bir devlet adamıdır.

    Bu anlamda harf devrimi O’ nun en büyük yeniliğidir. Ancak harf devrimi üzerinden Atatürk’ ü yanlış algılar oluşturarak çok yıpratmaya çalıştılar. Neymiş efendim harf devrimi sonrası okuma yazma oranı sıfırlanmış. Utanmazlar devrim öncesi okuma yazma oranımız yüzde kaçtı ki, sıfırlandı.

    Yazınızı ilgi ile okudum yine. Gerçekleri tek tek ele almışsınız.

    Kutluyorum.