Alexa
DOLAR
8,0580
EURO
9,6752
ALTIN
460,38
BIST
1.408
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Hafif Sağanak
25°C
İzmir
25°C
Hafif Sağanak
Pazartesi Gök Gürültülü
22°C
Salı Çok Bulutlu
20°C
Çarşamba Çok Bulutlu
22°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C

Azman Dede

Çanakkale’yi geçilmez kılan; yürekleri “melek” gibi temiz, inançlı, kararlı her yaştan yurtsever kahramanların onurlu duruşu ve özverisidir.

Azman Dede
19.11.2017 - 0:00
A+
A-

Araştırmacı yazar Aydın Ayhan, Çanakkale Gazisi 104 yaşındaki “ Azman Dede ” ile söyleşi yapmak için Balıkesir’in Mallıca köyüne gider.

“ Azman Dede ”, gençlik yıllarında iki metreyi aşan boyu ve dev cüssesi ile adeta “insan “azmanı” gibi göründüğünden, köylüler ona “Azman” lakabını takmıştır.

Soyadı yasası çıkınca da “Azman” soyadını almış.

“Azman Dede”nin söylediklerini Aydın Ayhan’ın kaleminden aktarıyorum.

“Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır duyuyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışık olduğundan anladı. Sorduklarımı yanıtladı. Söz Çanakkale’ye geldiğinde o koca adam sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı.

Kendisi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle, bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı:

Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı.

Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti.

Bölüğü düzene soktum.

Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu.

Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular.

Yüzbaşı, ‘yavrum siz kimsiniz’ diye sordu.

İçlerinden biri, ‘Galatasaray Mekteb-i Sultanisi talebeleriyiz, vatan için ölmeye geldik’ diye yanıtladı. Gönlüm akıverdi o çocuklara.

Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. Mermi böyle atılır, tüfek şöyle tutulur, süngü böyle takılır dedim. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık.

Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu.

Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor, bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu.

Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı.

Bir ara Yüzbaşı ‘Azman yandık!’ siperin köşesini işaret etti.

O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı.

Çocukları harbin gerçeği ile ilk kez karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi.

Yüzbaşı ‘yandık’ demekle haklıydı.

Muharebede bir ürküntü, panik meydana getirebilirdi.

Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı:

Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı / Al sancağı teslim etti / Allah’a ısmarladı / Boş oturma çalış dedi / Hizmet eyle vatana / Sütüm sana helal olmaz / Saldırmazsan düşmana.

Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz… Gözleri çakmak çakmak…

Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış gözleri yuvalarından fırlamış, dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi.

Birden Yüzbaşı, ‘Hücum’ diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler.

İşte o an. Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor…

İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum.

Azman Dede ağlıyordu.

Ben ağlıyordum.

Kahvede kim varsa ağlıyordu.

Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi ve ‘Azman Dede hep ağlar’ dedi. ‘Niye ağladığını bugün ilk kez anlattı.’

***                   **

Sevgili okurlarım; bazı akılsızların, beyinsizlerin, satılmışların, inkârcıların, iftiracıların iddia ettiği gibi Çanakkale’yi cinler, periler geçilmez kılmadı.

Çanakkale’yi geçilmez kılan; yürekleri “melek” gibi temiz, inançlı, kararlı her yaştan yurtsever kahramanların onurlu duruşu ve özverisidir.

Çanakkale zaferinde akıl vardır, kahramanlık vardır, fedakârlık vardır.

Ölüme meydan okumak vardır. Şehit olmayı kabullenmek vardır.

Tabii bir de Mustafa Kemal Atatürk gibi deha komutanın sevk ve idaresi vardır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.