Alexa
Medya Siyaset

Babalar ve Çocukları

Babalar ve Çocukları

Baba, çocuğunun başarısı ile öğünebilir; Çocuk babasının “günahı” nedeniyle yargılanamaz.

Çünkü baba geçmişi, çocuk bugünü yaşayandır.

Geçmişin yanlışlarını, bugünün değer yargıları ile değerlendirmek doğru olmaz.

Hataları görmek, konuşmak, eleştirmek, ders çıkarmak ayrı; geçmişin yanlışlarını siyasi çıkar için kullanmak ayrıdır.

Eleştirmek ne kadar doğru ise, çıkar için kötülemek o kadar yanlıştır.

Baba’nın işlediği hatanın hesabını, çocuğuna sormak insafsızlıktır, vicdansızlıktır.

Çocuk, babasını silip atamaz.

Çocuğunun yanlışıyla kahrolan babalar olduğu gibi, çocuğunun başarısı ile gurur duyan babalar da  vardır.

Babasının başarısı ile öğünen çocuklar olduğu gibi, babasının yanlışını onaylamayan çocuklar da vardır.

Başarı ve başarısızlık yapanı bağlar.

Babaların başarıları nedeniyle çocukları kutsamak ne denli yanlışsa, çocukların başarıları nedeniyle, babalarını kutsamak da o derece yanlıştır.

Son günlerin siyasi tartışması; babalar ve oğulları üzerinden yapılmaktadır.

Bu tavır son derece tehlikeli ve yersizdir.

Baba’nın “günahını” çocuğuna, çocuğun “günahını” babaya yüklemek bayağılık, utanmazlık ve siyasi seviyesizliktir.

***                       ***

Cumhuriyet’i kuran kadro, devletine ihanet eden babaları cezalandırdı, devletini sahiplenen çocuklarını sahiplendi.

Kindar olmadı, düşmanlık yapmadı.

Liyakatı önemsedi, işi ehline verdi.

Bu asil davranışı sözle değil, eylemle gerçekleştirdi.

İşte size güzel bir örnek.

Ali Kemal, Siyasete Mütareke döneminde başladı.

Milli Mücadele karşıtı “Osmanlı Sulh ve Selamet”, “Wilson Prensipleri Cemiyeti”, “İngiliz Muhipleri (sevenleri) Cemiyeti” gibi işbirlikçi, hain kuruluşların yönetim kurullarında görev aldı.

Birinci Damat Ferit hükümetinde Maarif Nazırlığı( Eğitim Bakan), ikinci Damat Ferit hükümetinde Dâhiliye (içişleri) Nazarlığı yaptı.

Milli Kurtuluş Savaşımızın fedailerine iğrenç iftiralarda bulundu.

Mustafa Kemal’i; Müslüman halkı boş yere kırdırdığını, halkı haraca kestiğini, saygısız ve kanunsuz işler ileri sürdü.

Mustafa Kemal’i, Samsun’daki görevinden azletti, Ona yardım edenlerin cezalandıracağını ilan etti.

Teşkilat-ı Milliyecileri sergerden (kötü işlerde başı), başları ezilmesi gereken yılanlar olarak tanımladı; halka zulmeden, paralarını çalan sahtekâr; kızlarını kaçıran eşkıyaya benzetti.

İşgalcilerle “dost”, millicilerle “düşman” oldu!

Damat Ferit’i övdü, vatanı için çarpışan yurtseverleri “hain” gördü!

Mustafa Kemal’i, Celali isyancılarına benzetti!

Kaleminden zehir akıttı:

”Zorbalar evdeki hesapları çarşıya uymayınca, tehditlerini ifa edeceklerini söylüyorlar.

… Bu kabadayılar gitsinler Lehistan’da, Dağıstan’da, turanda, hangi devlete kafa tutacaklarsa tutsunlar, fakat bizi rahat bıraksınlar. Gölge etme başka ihsan istemez.

Onlardan gelecek hayır da yok olsun…

Bu hakikatleri nazarı ibrete alarak Anadolu Türkleri hükmü şeriata, fermanı hümayunla birleşerek bu şaklabanlara hadlerini yakında bildirirlerse anyayı ve konyayı öğretmiş olurlar” diye yazdı.

***                                      ***

Milli Kurtuluş Savaşı başarıyla tamamlanınca, çark etti, İstanbul’da tutuklandı.

Yargılanmak üzere Ankara’ya götürülürken, İzmit’te trende olduğunu fark edildi.

İstasyonda toplanan halk onu linç etti.

Geride 26 yaşında Sabiha adında bir eş ve 8 yaşındaki oğlu Zeki kaldı.

Sabiha Hanım, oğluyla Almanya göç etti.

Zeki, İsviçre’de hukuk eğitimi aldı, hukuk doktorasını verdi, 7 dil öğrendi.

15 yıl sonra, “Benim yerim Türkiye” diyerek 1938’de Türkiye’ye döndü.

İş için başvurduğu üniversiteler, “vatan haininin oğlu” suçlaması ile Ona iş vermediler.

Üniversitelerin kapısı yüzüne kapanınca, askere gitti.

Askerlik görevini yaparken, gazetede “Hariciye’ye sınavla memur alınacağını” okudu ve başvurdu.

Ancak Hariciye sınavına girmesi, bakanlıkta sorun yaratmıştı.

Durum Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye aktarıldı, İnönü,  gencin sınava girmesinin önünü açtı.

Sınavı birincilikle kazandı, Hariciye’nin kıymetli bir diplomatı oldu.

Bükreş, Prag, Paris, Bern, Londra, Madrid Büyükelçiliği, NATO Türkiye daimi temsilciliği ve Hariciye’nin Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.

İsmet İnönü’nün kendisiyle ilgilenmesini unutmadı:

Anılarını yazdığı kitabında şunları yazdı:

“… 1963’ün kasım ayında Ankara’da idim… Bern Büyükelçiliği’nden Londra Büyükelçiliği’ne nakledilmiştim. Usul gereğince, o tarihte Başbakan olan İnönü’nün huzuruna da çıktım.

Görüşme sonunda, arz edeceğim özel bir husus olduğunu belirterek:

-Paşam, size bir şükran borcum vardır. Bugüne kadar ödeyemedim. Müsaadenizle şimdi ödemek istiyorum, dedim.

23 yıl önce Hariciye’ye başvurduğum vakit hakkımda beliren tereddütleri ve bunların nasıl ortadan kalktığını anlatmaya başladım.

İnönü sözümü kesti ve: Biliyorum evladım, biliyorum. Teşekkür ederim, dedi.

Hayretler içinde kalmıştım. ‘Olayı’ anımsamasını beklemiyordum. Üstelik bir de teşekkür ediyordu. Şaşırdım. Bir şeyler kekeleyip izin aldım ve odasından çıktım.”

***                                      ***

Cumhuriyet’i kuranlar, böylesine engin ve hoşgörülüydüler.

“Vatan haininin oğluna”iş verdiler, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışında temsilcisi diplomat yaptılar. Zeki Kuneralp, Türkiye Cumhuriyeti’ni yurt dışında şanla, şerefle temsil etti.

Madrid Büyükelçiliği döneminde, bacanağı ve eşi arabayla büyükelçilik binasından çıkarken ASALA terör örgütünün kurşun yağmuruna tutuldu, eşini ve bacanağını orada kaybetti.

Cumhuriyet’in kurucuları, babanın günahını çocuğuna sirayet ettirmediler.

Suçun şahsiliği ilkesine uydular.

Gunümüz politikacıların sözlerine, yazar-çizer takımının yazdıklarına bakıyorum:

Babası şöyleydi, anası böyleydi, dayısı şunu yapmıştı, teyzesi şöyle konuşmuştu… gibisinden ipe, sapa gelmez, akıl dışı, insanlık dışı söylem ve eylemleri dillendirerek siyaset yaptıklarını sanıyorlar!

Düşmanla işbirliği yaptığı açık olan babanın çocuğunu, hariciyede görevlendiren Cumhuriyet’in kurucularını onurla yadediyorum.

Devletine, milletine hizmet etmiş Zeki Kuneralp’i saygı ile anıyorum.

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ