Alexa
Medya Siyaset

Ben Niye Kandırılmadım

Ben Niye Kandırılmadım

Atatürk’ün önderliğinde atalarımızın kanlarıyla iç ve dış düşmanlardan kurtarılmış, tarihi gerçekler göz önünde tutularak bilimin ışığında temelleri atılmış güzel ülkemin kandırıldık diyen insanları!

Ben, köyden çıkıp dindar komşu teyzelerimin hikâyeleri ve güler yüzüyle büyüyen, mahalle camisinde Kur’an kursuna gidip Kur’an öğrenen, kendimi geliştirmeyi bu vatana bir borç bilen, sahip olduğum küçük çevreyle mutlu olmayı, mutlu etmeyi ve geleceğe emin adımlarla yürüyerek emanet aldığımız vatanı güvenle çocuklara bırakmayı amaç edinen sade bir vatandaş. Bu ihtiyaçlar için dünyayı anlamaya çalışıp eğitimde kapasitemin sınırlarını zorlayarak kendimi geliştirmeye, her insan gibi kendi hayatımı yönetmeye çalıştım. Öyle, milletin kaderini çizecek büyükler gibi bir yerlere baş olmak, hele de devleti yönetme gibi güç ve zor görevleri hiç düşünmedim. Zaten her insanın bir kapasitesi, ona göre eğitimi ve yatkın olduğu taraflar vardır değil mi? Fakat bu küçük dünyam için sahip olduğum eğitim, tecrübe, öngörüyle bile, gayet kendimden emin ve çok büyük bir söz söyleyebilirim:

“Ben bilerek ve isteyerek kandırılmadım, kanmadım.”

Peki neden:

Çünkü bana göre DİNDARLIK; doğru olmak, başkasına zarar vermemek, kendime, aileme, milletime ve vatanıma faydalı olmak, yalan söylememek, dünyaya zarar vermemek, kin gütmemek gibi değerlere sahip çıkmaktı.

Çünkü dinin şekilciliğinin değil özünün önemli olduğunu düşündüm,

Çünkü dinin şekli zamana ve kişilere göre değişmişti,

Çünkü tarihsel süreçlerde din, siyasi ve ekonomik güç kazanmak için kullanılmıştı,

Çünkü belli bir dine ve ırka düşmanlık duyguları beslemedim (halbuki etrafımda böyle düşünenler vardı),

Çünkü en büyük günahın kul hakkı yemek olduğuna inandım,

Çünkü inancımın sadece bana ait olduğunu ve ikinci bir insana ihtiyacım olmadığını düşündüm,

Çünkü beni yaratan bana akıl vermişti (çok şükür) onu kullandım,

Çünkü ezberci bir yöntemle öğretilen Atatürk’ü bile kayıtsız şartsız sevmedim, araştırdım, öğrendikçe daha çok sevdim, bana dayatılanların doğru olup olmadığına kendim karar verdim,

Çünkü ister siyasi olsun ister din adı altında olsun her türlü baskı altında özgür düşünülemediğini anladım,

Çünkü cemaat gibi gruplar içinde özgür olunmayacağını, cemaat ne derse üyelerinin buna karşı çıkamayacağını, cemaat kuralının dinsel kural olarak algılandığını, aksinin düşünülüp konuşulamayacağını, cemaat içinde hak ve adaletin değil yandaşlığın ölçüt olduğunu anladım,

Çünkü olayları değerlendirirken, görev yaparken duygusal olmadım (kızmak, sevmek, öfke duymak, kin tutmak…) hak ve hukuku gözettim,

Çünkü her şeyin üstünde bilimi esas aldım,

Çünkü bir insan yalan söylemiyorsa, kul hakkı yemiyorsa, işini iyi yapıyorsa, başkasına zarar vermiyorsa, insanlara ve hayvanlara iyilik yapıyorsa, başkalarını dinine ve ırkına göre yargılamıyorsa, ister Hıristiyan olsun, ister Yahudi, isterse ineğe tapsın ona çok değer verilmesi gerektiğini düşündüm,

Çünkü kul hakkı yiyip yalan söyleyen, sadece kendi inancında olanların yalanlarını ve kötülüklerini görmezden gelenlerin de gerçek dindar olmadığına inandım,

Çünkü hiç bir insanın ailesini, ırkını, dinini seçme şansı olmadığını gördüm,

Çünkü yüce Allah’ın böyle ayrımcılık yapacağına da asla inanmadım,

Çünkü bizdendir, bizden değildir gibi kelimeleri kullanmanın bölücülük yarattığını düşündüm.

İŞTE BEN BU YÜZDEN KANDIRILMADIM, KANMADIM.

Eğer sizler de, işlerinizde duygularınızı bir tarafa bırakarak insan hak ve özgürlüklerine, bilime göre değerlendirirseniz, dine veya ırka göre karar vermezseniz, bizdendir, bizden değildir demeden her dinden ırktan halka eşit mesafede olursanız, herkesin Allah’ını kendine bırakırsanız, laik olursanız, Atatürk’ün düşünce ve değerlerini anlamaya çalışırsanız, eğitimi de bu değerlere göre yeniden düzenlerseniz…

O KADAR KOLAY Kİ, sizi temin ederim ASLA kandırılmazsınız.

Çocuklarımız da hiç kanmazlar, geleceğimize güvenle bakarız.

ÇÜNKÜ biz kalıcı değiliz ve bu vatanı, bu çağı ödünç aldık.Emanete sahip çıkalım, çocuklarımıza, geleceğimize kıymayalım!

Dr. Gülhan SEYHUN

Uyarı :Yazının yayın hakkı Medya Siyasete aittir.Medya Siyaset kaynak gösterilmeden yazının tamamı yada bir kısmı internet siteleri-yazılı-görsel basında yayınlanamaz.

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. “Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık Hizmetleri, II. Dünya Savaşı Dönemi” kitabını yazdı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. HÜSEYİN COŞAR dedi ki:

    çok güzel özetlediğiniz için teşekkür ederim.saygılar.

  2. Gnül Pınar Atacı dedi ki:

    Çok değerli ve sevgili Dr. Seyhun’u görünürde özel ve kişisel ama aslında ve özünde evrensel ve herkes için güncel ve gerekli yazısı nedeniyle en yürekten kutluyorum. Neden KANDIRILMAMIŞ ve KANMAMIŞ olduğunun ÇÜNKÜ’lerine çok önemli hatta belirleyici bir ÇÜNKÜ’yü daha yani GATA LİSESİ’nde okumuş ve GATA AKADEMİSİ’nde lisans ve lisansüstü öğrenim görmüş ve PHD yapmış bir insan olduğu gerçeğini da eklemesini salık vermeme özel iznini ve müsadesini rica ediyorum. Selamlar, sevgiler ve saygılar sunuyorum. Bu vesileyle de ilişikteki naçizane bir dizeyi kendisine ve tüm öteki GATA’lı asker ve sivil insanlara ve GATA’ya sevgilerle ithaf ediyorum :

    GATA

    Peygamber Ocağı meleklerine ve erkeklerine derman sunardı GATA.
    Onların ve tüm ailelerinin yaralarını sarar,acılarını dindirirdi GATA .
    Gaflet, dalalet ve hatta hiyanet yakıp yıktı kutsal ve ulusal GATA’yı.
    GATA, bu melanete hiç dayanamaz
    GATA, bu ihanete asla bırakılamaz.
    GATA’yı kurtarmak ulusal ve toplumsal bir gerek.
    GATA’yı geri almak ilahi, insan ve vatani bir erek.
    25 Haziran’daki en kitlesel ve yüce ulusal oylar ertesinde
    Ve 9 Temmuz’daki kutsal,ulu ve toplumsal utku gününde
    GATA’nın o en ak,pak ve parlak alnına biz tekrar yazacağız ATA’yı.

    Gönül Pınar Atacı, 24.4.2018

BİR YORUM YAZ