Alexa
Medya Siyaset

Bu Bildiriye Düşünmeden İmza Atarım

Bu Bildiriye Düşünmeden İmza Atarım

Önceki hükümetlerin vurdumduymazlığı,
AKP Hükümeti’nin, kafa, vole, frikik ve
röveşata golleriyle bitme noktasına gelen
Tarımda, hayvancılıkta maalesef yurt dışına
bağımlılığımız her geçen gün artarak devam
ediyor.

Tohumdan ilaca, gübreden teknolojiye
dışa bağlanmış durumdayız.

Kuru fasulye, ayçiçeği, kabak, nohut,
bezelye, saman, havuç başta olmak üzere,
çok sayıda ürünü ithal ediyoruz.

Hastalıklı etleri bile…
              ***
Çiftçi ekemediği gibi
her gün dert biçiyor.

Ekenler de biçtiğini
maliyetine bile satamıyor.

Bütün bu olumsuzluklar yaşanırken,
Tarım Bakanlığı bilet kesiyor,

Tarımla ilgili olan STK’lar o biletle
tiyatro izliyor,

Akademisyenler sessiz film çeviriyor.

Yani hiç kimse,
“Ne olacak bu işin sonu?” diye
düşünmüyor…
              ***
Alın işte Hükümetin gol atma
çabalarından biri şeker fabrikalarının satışı…

Milyonlarca kişi işsiz kalacak.
İşsiz kalmayı bırakın çakma şeker tüketeceğiz.
Mısır şurubunu kakalayacaklar,
hastalıklarımıza hastalık katacaklar.

Umarım ve dilerim golcü AKP Hükümeti
bu hırsından vazgeçer.

              ***
Bu sadece şeker pancarı
meselesi de değildir.

Toprak bize ne istedik de vermedi.

Ayıptır, yazıktır, günahtır.

Hani yukarıda hiç kimse,
“Ne olacak bu işin sonu?Diye
düşünmüyor” demiştik ya.

Sağ olsun biri düşünmüş.
Ziraat Teknikeri Sayın Önder Gümüş
Türk Tarımının yaşadığısorunları çözüm
önerileriyle birlikte bildiri haline getirmiş.

Adına da “Şeker Bildirgesi” demiş.

Aşağıda noktasına virgülüne
dokunmadan yayınladık.

İnanıyorum ki sizler de benim gibi
ilgiyle okuyacaksınız.

Bakın lütfen şurası bile,
o bildirinin ne kadar doğru ve yol gösterici
olduğunu gösteriyor.

Bizi biz eden, her biri milli ekonomimizin,
onurumuzun, gururumuzun birer abidesi olan
tarımın bütün kaleleri, insanlığı hastalıklara,
açlığa, köleliğe mahkum eden uluslar arası şirketler
tarafından zapt edilmiştir. Ülkemiz batıyor.
Buna seyirci kalmak kurtuluş değildir.
Kurtuluşun yolu…”
devamı aşağıda.

Önder Gümüş belki bir damla,
belki bir adım.

Bakın o damlaya ben de damla oldum,
o adıma ben de bir adım ekledim.
Eminim ki sizlerin de katılmasıyla damlaları
çoğaltıp okyanus,  adımları arttırıp verimli
tarlalar oluşturacağız.

Gel de,
Hasan Hüseyin Korkmazgil’den esinlenme.

Ekilip ekin olalım,
Ezilip un olalım,
Bir gidip bin gelelim
Yeter ki tarımı kurtaralım…

Ben Fethi Akar olarak bu bildiriye
imzamı atıyor,
herkesin özellikle yönetenlerin ve
yöneteceklerin bunu dikkate alacaklarını
umuyorum…
____________________________________

TÜRKİYE KAMUOYUNA “ŞEKER BİLDİRGESİ”

Devleti idare edenlerin, iktidarlarını sürdürme
arzularını ve şahsi menfaatlerini ülkemizin
tarımsal gelişimini engelleyen küresel güçlerin
siyasi emelleriyle birleştirdikleri görülmektedir.

Ülkemizin güvenliğini, adaletini, eğitimini ve
sağlığını bilerek ve isteyerek yok edenlerden,
aynı akıbete uğrattıkları tarımı iyileştirmelerini
beklemek nafiledir. Zira son ekonomik kalelerimiz olan
şeker fabrikalarının haraç mezat satışa çıkartılması ile
süt ve ürünleri ithalatının önünü açma gayretleri,
Türkiye’nin ziraatını ve hayvancılığını gömecekleri
mezara vurulan son kazmadır. Anlaşılan, ülke tarımının
tümden bitirilmesinin fermanı verilmiştir.

Cumhuriyetimizin kurucusu ve ülkemizin
en büyük ziraatçısı Atatürk,
“Memleketin gerçek
koruyucusu ve efendisi, gerçek üretici olan çiftçidir” diyor.
Eğer gerçek üretici olan çiftçiyi güçsüz ve çaresiz
bırakırsanız devlet çözülür. Devlet çözülürse,
millet bölünür ve tarihten silinir.

Türk milleti bunu hak etmiyor ve tarihinin
hiçbir döneminde de böyle bir şey yaşamadı.

1980’lerin ikinci yarısına kadar dünyada
her zaman tarımda kendine yetebilen ilk yedi ülke
arasında iken,
insan gıdası ve hayvan yemi bakımından
dışa bağımlı hale getirilen bugünkü Türkiye’nin ziraatçısı ve
vatandaşı olmanın utancını yaşıyoruz.

Bu manifestoyu bize yazdıran irade,
bu utancı üzerimizde daha fazla taşımak
istemediğimizin feryadıdır.

Türkiye Japonya değildir; teknolojisi yok.
Katar değildir; petrolü yok.

Türkiye bir tarım ülkesidir, bir gün dünyanın
süper devleti olsa dahi bunun yolunun tarımdan
geçtiğini bilmek durumundayız.

Yer yer dört yüz metreye varan genişliği,
bin kilometrelik uzunluğu ile yüz milyonlarca dekarlık
dünyanın en mümbit toprağı olan Suriye sınırımız,
sözde organik tarım yapılacak diye mayından temizlendi.
Ancak terör örgütleri tarafından kevgire çevrildi.
Devleti yönetenler terör örgütleriyle yaptıkları savaşı
iç siyasetteki çıkarları için karnavala dönüştürüp
Türkiye’yi Suriye’de Ortadoğu Bataklığına soktu.
Medyanın yüzde yüzüne yakınından oluşturdukları
propaganda gücü ile milletin dikkati dış politikadaki
bu sisli sokağa yoğunlaştırılırken, fırsat bu fırsat
dercesine tarımın son kaleleri şeker fabrikalarının satışı
yapılmakta, süt ithalatını kısıtlayan uygulamaların
kaldırılmasına çalışılmaktadır. Bununla ülkemiz,
Cargill gibi küresel tarım tröstlerine peşkeş çekilmektedir.
Bunlar da olursa bilmeliyiz ki Türkiye’nin verimli
tarım toprakları ya elden çıkacak ya da başkalarının
çöplüğüne dönüşecektir.

Bizi biz eden, her biri milli ekonomimizin,
onurumuzun, gururumuzun birer abidesi olan
tarımın bütün kaleleri, insanlığı hastalıklara,
açlığa, köleliğe mahkum eden uluslar arası
şirketler tarafından zapt edilmiştir.

Ülkemiz batıyor. Buna seyirci kalmak kurtuluş değildir.
Kurtuluşun yolu, son azığımız da olsa sütümüze ve
pancarımıza sahip çıkmaktır. İnsan, doğa ve memleket
sevgisi olan yurttaşlarımız için bu bir görevdir.
Bir tarım ülkesi olan Türkiye tarımda çöküyorsa,
önce açlığa sonra da her yönden çökmeye ve başkalarına
yem olmaya mecburdur. O yüzden tarım,
sadece ne tarımcılara ne de siyasi iktidara
bırakılamayacakkadar milli ve hayati bir
meseledir.

“Kutlu Yürüyüş” dedikleri milleti aldatma projesinin
bu on altı yıllık süreci, yine milletin gerçek koruyucusu ve
efendisi olan her alandaki gerçek üreticiler tarafından
sonlandırılmalıdır. Ülkenin her yaştaki ve her alandaki
bütün namuslu üreticileri birleşmeli,
ülkeyi bu hale getiren güç ve iktidar odaklarını ülkenin
kaderini bu şekilde etkilemelerinden alıkoymalıdırlar.

Bunun öncesinde tarım cennet dönemini
yaşıyordu demiyoruz. Tarım Bakanlığının kuruluşuyla
birlikte milletin önüne devletçi, halkçı ve devrimci ilkeler
ışığında tarımda varılması gereken hedefler konmuştu.
12 Eylül Amerikan çocuklarının darbesine kadar da
bir nebze o hedeflere yaklaşılmaktaydı.
Ancak o hedeflerden sapıldı. Turgut Özal anayasayı
bir sefer delmekle bir şeycik olmaz demişti;
o delikten iktidara gelenler bugün anayasayı tanımıyor.
Turgut Özal kulağa hoş gelen Çikita Muz söylemiyle
tarımda ithalatın önünü açmıştı; bugün A’dan Z’ye
tarım ürünleri ithal edilmektedir.

Sonuç olarak, ülkemizde her alanda mal,
hizmet ve bilgi üreten herkesin, can çekişen tarımı
hayata döndürmek amacıyla aşağıda kaleme alınan
on dokuz maddelik bildirgeyi sahipleneceklerini
umuyoruz:

1- Ülkemizde tarım, tarımda gelişmiş ülkelerle rekabet
edebilecek ölçüde desteklenmelidir.

2- Türkiye’de tarımın sorunu öncelikle yapısaldır.
Tarım, bütünlük içinde, nitelikli bir işleyişe kavuşturulacak
şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

3- Çiftçilik köylülükten ayırt edilmeli, bir meslek olarak
tanımlanmalıdır. Yeniden yapılandırılacak tarımın nitelikli
işleyişini sürdürebilmesi, çiftçinin de mesleki çıkarlarının
savunulması ve korunması için idari ve hukuki açıdan
güçlendirilmiş bir örgütlülüğe gidilmelidir.

4- Yurt ve dünya pazarlarında talep edilmeyecek malların
gereksiz yere üretilmesinin önlenmesi ve zaman, emek,
sermaye, bilgi vb. kaynakların heba olmaması için planlı
üretime geçilmelidir. Buna bağlı olarak dünyadaki bitkisel ve
hayvansal üretimin her an takibi konusunda sağlıklı bir
enformasyon geliştirilmelidir.

5- Bütün büyük, küçük, asgari ve aile işletmesi
genişliklerinin reel tarifleri yapılarak, Türkiye koşullarında
nitelikli işletmelere dönüştürülmelidir. Tarımın içinde bulunduğu
nekahet dönemini atlatması için de
küçük çiftçiye ve küçük tarım işletmeciliğine mikro
krediler verilmelidir.

6- Tarım ürünleri, tarladan sofraya gelene kadar
her aşamada en etkili yasal denetime tabi tutulmalıdır.
Yetki kargaşasına yol açmaması için denetim tek elden
o da Tarım Bakanlığı tarafından yapılmalıdır.

7- Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde iç suların da dahil
edileceği şekilde, iç tüketime ve dış ticarete yönelik bir su
ürünleri rejimi oluşturulmalıdır.

8- Uygun zaman aralıklarıyla Tarım Şuraları yapılmalı,
bu şuralarda sadece tarım kesiminin değil, bütün toplumsal
kesimlerin görüş ve önerileri dikkate alınıp ona göre yenilikçi
tarım politikaları belirlenmelidir.

9- Dışa bağımlı olmaktan kurtulmak, ileride de hiçbir şekilde
dışa bağımlı hale gelmemek için ülkemiz menşeli ve ülkemizin
toprak ve iklim koşullarına uygun yetişen tohumların, bitki
çeşitlerinin ve hayvan ırklarının ıslahına bir an önce geçilmelidir.

10- Karlı bir pazar için tarım ürünlerinin, özellikle de stratejik
olan tarım ürünlerinin ticaretinin güvenli rekabet koşullarında ve
istikrarlı bir şekilde yapılabilmesi için mutlaka ürün borsaları
kurulmalıdır.

11- Yine karlı bir pazar için her sektör bazında
kooperatifleşmeye gidilmelidir. Ancak kooperatifler ahbap
çavuş ilişkileri çerçevesinde değil gerçek üretici olan ortaklarının
çıkarlarını önceleyen, işletme ekonomisinde ve ekonomi
yönetiminde uzman olan kadrolarla yönetilmelidir.

12- Tarımın her safhasında teori ile pratiği
birleştirmenin de ötesinde kaynaştıracak bir tarımsal
eğitim sistemine geçilmelidir.

13- Hayvancılığın genel tarım içindeki oranı en az
yüzde altmış ila yetmiş arasında tutulmalıdır.

14- Toprak ve su kaynaklarının kullanımı, ülkenin ulusal
çıkarlarını gözetecek ilkeler doğrultusunda planlanmalıdır.

15- Tarımda kayıt dışı olan en küçük bir değer dahi tarımsal
gelişmenin önünde büyük bir engeldir. Dolayısıyla tarımdaki
kayıt dışılık sıfırlanmalıdır

16- Ülkemizin toprak, su (iç sularımız ve denizlerimiz) ve
iklim çeşitliliği, dünyanın en zengin polikültür tarımını
yapmaya elverişlidir. Dolayısıyla sonuna kadar değerlendirilecek
bu avantajın paralelinde tarım ve tarıma dayalı bütün sanayi
ürünlerinde markalaşmaya gidilmelidir.

17- Ülkemizde ve yerkürede tarımı olumlu veya olumsuz
etkileyen iklim değişikliklerini izleyecek ve bu konuda küresel
düzeyde yapılan çalışmalarda işbirliğine gidebilecek donanıma
sahip kurumsal bir düzenlemeye gidilmelidir.

18- İmparatorluk döneminden miras kalan ağır borçları ödeyen,
ülkemizi bütünlük içinde kalkındıran ve dünyanın saygın bir ülkesi
yapan ekonomik güç, tarımdı. O günün koşullarında tarımın
gelişmesini sağlayan ise Devlet Üretme Çiftlikleri, Araştırma
Enstitüleri, Hayvan ve Tohum Islah Merkezleri ile bunlara dayalı
sanayiler olan Tekel Fabrikaları, Dokuma Fabrikaları,
Şeker Fabrikaları, Süt Fabrikaları, Çay ile Et ve Balık kurumlarıydı.
Çiftçiye destek verip ürününü alan Tarım Mahsulleri Ofisleri ve
Kooperatif Birlikleriydi. Çiftçiye finans temin eden Tarım Kredi Kooperatifleriydi. Tarıma girdi sağlayan Zirai Donatım Kurumlarıydı. Çiftçinin tarlasına yol, su ve elektrik götüren Köy Hizmetleriydi,
Toprak Su Kurumlarıydı. Ve adını sayamadığımız daha
nice kuruluş… Bunlar, ülkemizin stratejik tarım ürünlerine dayalı
dev sanayi kuruluşlarıydı. Bunlar, ekonomimizin kaleleriydi ve
yağmur misali bereketi ülkenin bütün sathına yaymışlardı.
Şimdi ise düşman işgaline uğramaktan daha beter olmuşçasına
bir masal anlatır gibi aziz hatıralarını yad etmekle kalıyoruz sadece. Atatürk, “Ekonominin temeli ziraattır” diyor. Bizce de, gelmiş geçmiş bütün uygarlıkların temelinde tarım yatar. Öyleyse devletimizin ve milletimizin varlık nedeni olan bu kurumları ve bunları kuran iradeyi kimseye teslim etmemeliyiz. Zira bunun, devletimizin ve milletimizin birliğinin ve bütünlüğünün teslimiyeti olduğunu bilmeli, onları yeniden ayağa kaldırmalı, daha da nitelikli hale getirmeliyiz. Bununla da kalmamalı; tarıma dayalı sanayi büyütülmeli, geliştirilmeli, özellikle işlenmiş gıdaya ağırlık verilmeli ve artı değeri yüksek bir üretim biçimine geçilerek bu alandaki ürün ihracatı arttırılmalıdır.

19- Ve bütün bunlar, ülkemizin sürdürülebilir tarımı için her biri
kendi cenahında uygulanabilir yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Türkiye kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Önder GÜMÜŞ
Ziraat Teknikeri 

© Medya Siyaset

Fethi Akar

Fethi Akar

"Bir hiç... Birlikten dirlik, sevgiden aşk doğar anlayışını benimseyen, Milli Birlik, Milli Beraberlik ve Milli Ruh peşinden koşan Türkiye Cumhuriyeti delisi..."
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ