Alexa
DOLAR
8,1888
EURO
9,8769
ALTIN
471,83
BIST
1.330
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Çok Bulutlu
21°C
İzmir
21°C
Çok Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
22°C
Cuma Az Bulutlu
24°C
Cumartesi Gök Gürültülü
25°C
Pazar Gök Gürültülü
24°C

Bilge Tonyukuk’a Saygı

Bilge Tonyukuk’a Saygı

Yüzyıllardır kendisine ümmet propagandası yapılmış bir halkın çocuklarıyız biz. Bu öylesine etkili olmuş bir propagandadır ki, yüzyıllarca kendi ulusumuzun adını günah olabilir korkusuyla söylemekten bile kaçındık. Hatta kimi zaman ulusumuzun adı bir aşağılama sözü olarak bile kullanıldı. Söz gelimi, “etrak-ı bî idrak” dediler bize. Yani; “aptal Türkler”…  Bu konuda söylenmiş çok söz, yazılmış çok şiir var. Fakat tek bir örnek bile yeterince acıtıcı. Sözü uzatmayalım ve yukarıdaki örnekle yetinelim.

Dilimiz de aşağılandı. Türkçe yetersiz, kaba ve gereksiz sayıldı. Arap dili, Kur’an’ın dili olduğu için kutsal görüldü. Türkçeye binlerce Arapça sözcük sokuldu. Arap yazısı kullanıldı.

Sözün özü, Türkler olarak bin yıllık derin bir yabancılaşmanın içine yuvarlandık. Bize başka bir kimlik aşılandı. Bu nedenle Arap İslam tarihine ait neredeyse her türlü ayrıntıyı biliriz. Sahabe adları yahut Kur’an’da geçiyor diyerek Arap adlarını çocuklarımıza veririz. Arap İslam tarihinin her evresini neredeyse ezbere yineleriz.

Ne acı ki, Müslüman olmayı Araplaşmak sandı çoklarımız. Nitekim özellikle din bilginlerinin gayretleriyle acıklı bir Araplaşmanın pençesinde kıvrandık durduk. “Bizi kabirde ve ahirette Türklük değil İslam kurtaracak” diye vaazlar veren sözde din bilginleri, İslam’ı aslında Araplık anlamında kullandı. Kabirde ve cennette Arapça konuşacağımız söylendi. Çoklarımız bu saçma sözlere inandı. Hatta iman etmenin bir ayrılmaz bir unsuru saydı.

“Araplar efendi, Türkler hizmetkârdır,” diyenler bile oldu. Araplar “kavm-i necib” idi, Türkler ise “hizmetkâr”… Bin yıllık acıklı öykümüzü tarih bilen herkes az çok anımsar.

İlk öğretmen kimdir diye sorsak; Musab Bin Umeyr derler ama Bilge Tonyukuk’u hatırlayan olmaz. Musab, Hazreti Muhammed’in Medine’ye İslam’ı öğretmek için gönderdiği kişidir. Ümmet rüzgârına kapılan Türkler onu bilir de Bengü Taşlar’ın yazarı, devlet yönetmeyi öğreten, kağanlara kılavuzluk eden, bütün Türk halklarını birleştiren, Türk Kağanlığı’nın büyük kahramanı Tonyukuk’u bilmez. Ama Hattab oğlu Ömer’i, Affan oğlu Osman’ı, Ebu Hureyre’yi, Muaviye’yi, Yezid’i ve daha kimleri bilir kimleri…

Birkaç hafta önce AKP Gençlik Kolları tarafından ve Türk gençliğine hitaben hazırlanan “SEN KİMSİN?” adlı bir videoda, gençliğe kim olduğunun yanıtı verilirken tarihsel başlangıç olarak Arap çöllerinin alınması ve her şeyden önce, “Sen Musab Bin Umeyr’sin…” denilmesi ümmetçi düşüncenin nasıl da Türklük karşıtı bir zeminde yükseldiğini ibretlik bir biçimde göstermektedir. Söz konusu videoda İslam öncesi Türk tarihine ilişkin tek bir referans bile bulunmaması ürpertici bir yabancılaşmanın yürek parçalayan bir örneğidir. Musab Bin Umeyr elbette ki her mümin için olduğu gibi bizim için de saygıdeğerdir. Ancak kimsin sorusuna verilecek ilk yanıt bir Türk için o olmasa gerek.

Gelin Tonyukuk’tan bahsedelim şimdi. Anısına saygıyla ve biraz da utanarak… Utanarak diyorum çünkü onu öğrenmedik, öğretmedik çocuklarımıza. Kutlu tini bizi bağışlar mı bilmem!

Bugün dünyada Türk diye bir ulus ve Türk dili konuşan halklar varsa bundaki en büyük pay Tonyukuk’undur. Tonyukuk dilimizin ve ulusumuzun eşsiz kişiliklerinden biridir.

Onunla ilgili en geniş bilgilere ayrıca Türk dili ve tarihi için taşıdığı öneme 720 yılında yazılıp dikilen Tonyukuk Yazıtları’ndan ulaşıyoruz. Elbette tek kaynak yazıtlar değil. Bu konuda Çin kaynakları da önemli bilgiler sunuyor.

Türk tarihi konusunda en önemli bilgilere Çin kaynaklarından ulaşıyoruz. Çinliler ve Türkler arasında çok savaşlar olsa da bu iki halkın yazgıları birbirleriyle iç içe geçmiş durumda.

Bu yıl (2020) Tonyukuk Yazıtları’nın yazılıp dikilişinin 1300. yılı… UNESCO 2020 yılı kutlama ve tören listesine bu büyük tarihsel olayı da aldı. Ama ne acı ki Türkiye Cumhuriyeti devleti 2020 yılının bitmesine az bir zaman kalmasına karşın Tonyukuk ile ilgili henüz hiçbir tören düzenlemedi.

Tonyukuk, bu yazıtları doğrudan doğruya kendisi yazdı. O sırada 70 yaşını aşmıştı. Tarihçiler onun 79 – 80 yıl yaşadığını tahmin ediyor.

Tonyukuk Yazıtları nerede?

Tonyukuk Yazıtları bir anıtlık içinde yer alır. Bu anıtlığa Bilge Tonyukuk Anıtlığı deniliyor. Anıtlık yalnızca yazıtlardan oluşmuyor. Dikdörtgen planlı olan Anıtlığın içinde yazıtlar dışında taş sanduka / sanduka kalıntısı da var. Bilge Tonyukuk Anıtlığı’nın orta kısmında bir eb/barkın varlığı bilinmektedir. Bu eb/bark, Bilge Tonyukuk’un ve hanımının heykellerinin konulduğu yapı olmalıdır. Muhtemelen kare planlı bir yapıydı. Ancak günümüze pek izi kalmamış görünüyor. Anıtlığın dış tarafında batıdan doğuya doğru balbal sıraları dikkati çekmektedir. Bu anıtlığın balbalları daha iyi korunmuş görünmektedir. Anıtlığın dışında yaklaşık 1250 metre uzunluğunda balbal sırası devam etmekte. Bu kadar uzunlukta yaklaşık 500 civarında balbal bulunuyor.

Bilge Tonyukuk Anıtlığı, Moğolistan başkenti Ulan Batur yakınlarında Bayn Tsokto Tepesi denilen yerin yanında yer alıyor. Tonyukuk Yazıtları, Orkun Yazıtları kavramına dâhil değil. Zira aralarında 400 km mesafe var. Orkun Yazıtları denilince, Bilge Kağan ve Kül Tigin Yazıtları anlaşılıyor. Bilge Tonyukuk Yazıtları ve Anıtlığı Tola / Tula ırmağına yakındır.

Tonyukuk Yazıtları, iki taştan oluşuyor. Biri 2, 43 m, öbürü de 2,17 m yüksekliğinde olan iki taşın dört yüzünde de Türkçe yazılar yer alıyor. Bu yazıtlarda Çince bir bölümün yer almaması da ayrıca bir önem taşıyor. Bilge Kağan ve Kül Tigin Yazıtlarında ise Çince bölüm de var.

Peki, Tonyukuk ne demek?

Unvanlarıyla birlikte Türkçe gerçek adı Bilge Tonyukuk Boyla Baga Tarkan’dır. Ancak Tonyukuk sözünün ne anlama geldiği tartışılıyor. Birkaç görüş var. Öncelikle belirtelim ki, bu söz bir ad mı yoksa bir unvan mı, hala netleştirilebilmiş değil. Kimileri Tonyukuk sözünün “Birinci Sözcü” anlamına geldiğini ve İkinci Türk Kağanlığı’nda kağanın ve devletin sözcüsü yahut baş veziri anlamında kullanıldığını belirtiyor. Ama bu konuda bir diğer görüş de; “tonu” yani giysisi “yokuk/yukuk” yani yağlı demektir, şeklindeki görüştür. Buna göre; giysisi yağlı olmak o dönemde varsıllık ve eli açıklık anlamı taşıyordu. Ne var ki bu açıklamayı son derece yanlış ve gülünç bulanlar da var. Bizce de bunun pek isabetli bir açıklama olmadığı ortada.

Tonyukuk’un “halk arasından çıkan ilk vezir” demek olduğunu ileri sürenler de var. Tonyukuk’un kağan sülalesine mensup olmaması yani Aşina / Asena soyundan olmaması gerçeği düşünüldüğünde bu açıklama isabetli olabilir gibi duruyor. Bilindiği üzere o, Ashide / Aşıt sülalesindendir. Ancak Tonyukuk, Bilge Kağan’ın kayın atasıdır. Ona kızını vermiştir. Başka bir deyişle iki sülale arasında bir nevi akrabalık kurulmuştur. Öte yandan Boyla Baga Tarkan ifadeleri de askeri ve siyasal çeşitli unvanları işaret ediyor.

Tonyukuk için Apa Tarkan da denilmektedir. Bu, bugünkü anlamda başkomutan demektir. Evet, o aynı zamanda Türk Kağanlığı’nda başkomutanlık görevi de yapmıştır. Büyük Türk önderi Bilge Tonyukuk, İlteriş Kutluk Kağan tarafından Apa Tarkan yapılmıştır.

Tonyukuk’un Çince gerçek adının Yuanzhen olduğu belirtiliyor. Bilge Tonyukuk, 646 yılında Çin’de doğuyor ve yaşamının bir bölümü Çin’de geçiyor. O nedenle Türkçe adı yanı sıra Çince adı da var. Ancak Çin halkından değil. O bir Türk. O dönemde Çin’de tutsak yaşayan çok sayıda Türkün olduğu biliniyor. Çünkü Birinci Türk Kağanlığı yıkılınca Türkler Çin’e tutsak düşüyor. Bu tutsaklık aslında bir nevi köleliktir. Türklerin Çin’e karşı bağımsızlık savaşı da bir tür, köleliğe karşı mücadeleden başka bir şey değildir. Türklerin mücadelesi, bu yönüyle bir sınıfsal mücadele olarak değerlendirilebilir. Birinci Türk Kağanlığı’nın kuruluşunda da aynı durum söz konusudur. Bumin Kağan, 552 yılında Juan Juanlar’a karşı başkaldırdığında aslında onların demir işlerini yapan ve 10 bin kişilik bir Türk topluluğunun önderi olan bir köle asker hüviyetini taşıyordu. Nitekim Bumin sözünün On Bin Başı yani Tümen başı anlamına geldiği sanılıyor. Bu nedenle Birinci Türk Kağanlığı’nın kuruluşu da köleliğe karşı mücadele olarak nitelenebilir.  Nitekim Çin kaynakları, Juan Juanlar’ın kağanı Anakuei’nin, kendisinden evlenmek için kızını isteyen Bumin Kağan’ı aşağılarken ona, “sen benim demirci kölemsin…” diye seslendiğini aktarıyor. Bumin Kağan’ın durumu vasallık / vassallık tarzı bir konum olabilir. Bu arada belirtelim ki, Juan Juanlar ya da başka bir deyişle Cücenler de aslında Türkî bir halktır. Bu halk, Avar Kağanlığını kuran halktır.

Aynı kölelik durumunun İkinci Türk Kağanlığı’nın kuruluş sürecinde de yaşandığı anlaşılıyor. Ancak bu kez Çin’e kölelik söz konusu… Bu kölelik durumu, Tonyukuk Yazıtları’nda; “… Türk Budun Tabgaçka körür erti.” sözüyle ifade ediliyor. Bunun bugünkü anlamı şu: “Türk Ulusu Çin’e iş görür idi, yani hizmet ederdi.” Biri için iş görmek, ona hizmet etmek demektir. Bunun kölelik anlamına geldiği açıktır. Ancak buradaki köleliğin vasallık / vassallık olmadığı anlaşılıyor. Öte yandan Türklerin Çin’e köleliğini Bilge Kağan, yazıtlarda şöyle anlatıyor:

“Türk Ulusu il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin halkına beylik erkek evladını kul kıldı, hanımlık kız evladını cariye kıldı. Türk Beyleri Türk adını bıraktı.”

O dönemde Çin’deki Türklerin Çince adlarının olması da Çin’in onları eritme politikasının kaçınılmaz bir sonucu gibi görünüyor. Tonyukuk’un Çince adının olması bu nedenle olsa gerek.

Tonyukuk Yazıtları, Türkçenin, yazarı bilinen en eski metinleri olarak kabul ediliyor. Tonyukuk Yazıtları da dâhil Kök Türk Yazıtlarına Bengü Taş deniliyor. Bunu bugünkü dille Ölümsüz / Kalıcı Anıt biçiminde anlayabiliriz. 62 dizeden oluşan Tonyukuk Yazıtları’nın yazarı olan Bilge Tonyukuk, etkileyici devlet adamlığı yanında Türkçenin bilinen en eski yazarıdır. Dolayısıyla Türk yazınının da ilk yazıncısıdır. Bilinen en eski ikinci yazarımız da Yollug Tigin’dir. Onu da bir başka yazımızda ele alacağız.

Tonyukuk Yazıtları’nda neler anlatılıyor?

Yazıtlar, Tonyukuk’un kendisini, “Ben Bilge Tonyukuk’um…” diye takdim etmesiyle başlıyor. Tonyukuk, Çin’de doğduğunu, Türklerin Çin’e tutsak düşüp bağımsızlıklarını yitirdiklerini belirtip daha sonra Çin’e karşı nasıl özgürlük mücadelesi verdiklerini, bu mücadelede kendisinin nasıl bir rol oynadığını, nasıl derlenip toplandıklarını, kendisinin kağanlara nasıl yol gösterip akıl verdiğini, birlikte Türk Budununu nasıl yeniden illi yani devletli hale getirdiklerini, kendisi ve İlteriş Kağan olmasaydı Türk Budununun yok olup gitme olasılığıyla karşı karşıya kalabilir olduğunu etkileyici bir dille anlatıyor.

Yazıtlardaki en ilginç konulardan biri de Kök Türklerin öbür Türk topluluklarıyla yaptıkları mücadelelerdir. Aslında bunu Aşina / Asena sülalesinin öbür sülalelerle mücadelesi olarak da anlayabiliriz. Olasılıktır ki, Tölesler / Tölösler adlı Türk topluluklarının içinde büyük bir aileyi ifade eden Aşina / Asena sülalesi, Türk Kağanlığı’nın da kağan soyunu oluşturuyor. Buna göre Aşina soyunun önderliğindeki Türklerce, Oğuzlar, Türgişler, Dokuz Oğuzlar, Tatarlar, Kırgızlar, Uygurlar, Tölesler / Tölösler gibi öbür Türk toplulukları Türk Kağanlığı çatısı altında birleştiriliyor. Bu birleşme elbette ki çoğunlukla savaş yoluyla oluyor. Tonyukuk, öbür Türk topluluklarına nasıl baş eğdirdiklerini anlatırken kabileler arası savaşların Çin’e karşı yapılan savaşlar gibi çok kanlı geçtiğini aktarıyor.

Bir İslam ilahiyatçısı olarak söz konusu satırları okurken aklıma Arap kabilelerinin birbirleriyle yaptıkları savaşlar geliyor. Süreç içerisinde özellikle İslam’la birlikte Kureyş kabilesinin diğer Arap kabilelerini nasıl itaat altına alıp bir Arap ulusu inşa ettiğini biliyoruz. İslam peygamberinin, Emevi ve Abbasi hanedanının Kureyş’ten olması, Hazreti Muhammed’in; “imamlık Kureyş’indir,” şeklinde hadisinin bulunması, Kur’an’da Kureyş Suresi’nde Kureyş kabilesi dolaylı da olsa övülüp kayırlırken diğer sure ve ayetlerde zaman zaman Bedevi Arapların / Kureyş dışı diğer Arap kabilelerinin yerilmesi gibi Tonyukuk Yazıtları’nda da Kök Türkler övülüp yöneticilik hakkına sahip oldukları dolaylı da olsa ifade edilirken öbür Türk toplulukları zaman zaman yeriliyor. Böylece o dönemin koşulları içerisinde düşündüğümüzde kabileler halinde yaşan bir halkın nasıl milletleşmeye çalıştığını analojik bir bakışla gözlemlemiş oluyoruz.

Söz gelimi; Birinci Türk Kağanlığı döneminde Mukan Kağan tarafından Türk birliğine katılan Kırgızların İkinci Türk Kağanlığı döneminde de yine savaş yoluyla birliğe dâhil edildiklerini görüyoruz. Kırgızların bilinen en eski Türk boylarından biri olduğu gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde konu daha da ilginç hale geliyor. Evet, gerçekten Kırgızlar çok kadim bir tarihe sahipler. Büyük savaşların, yıkımların, göçlerin yaşandığı bir coğrafyada her şeye rağmen varlıklarını sürdürebilmeleri, zaman zaman devletleşmeleri ve 20. Yüzyılın sonlarında bağımsız Kırgız Cumhuriyeti’ni kurabilmeleri hem kendileri hem de bütün Türkî halklar açısından övünülesi bir tarihsel süreci işaret ediyor.

Öte yandan Kırgız dilinin de, yazarı bilinen en eski metinleri yine Tonyukuk Yazıtları’dır. Yenisey Yazıtları’nın da çoğunlukla Kırgızlarca yazıldığı sanılıyor. Aslında kısa yoldan şunu belirtmeliyiz; bugün dünyada konuşulan ve yazılan bütün Türk dillerinin, yazarı bilinen en eski metni Tonyukuk Yazıtları’dır. Elbette ki, daha eski dönemlere ait fakat yazarı bilinmeyen kimi Türkçe metinlerin varlığı da söz konusudur. Ancak bunlar bir iki satırlık kısa yazılardır. Söz gelimi Isık Kurgan’ında Altın Elbiseli Adam’ın mezarından çıkan levhadaki Türkçe yazı gibi… Tarihçiler, bu yazının Milattan Önce 5. Yüzyıldan kalma olduğunu belirtiyor.

Uygur Türkleri de Türk Kağanlığı tarihinde çok önemli roller oynuyorlar. Öyle ki sonunda kağanlık onların başkaldırısı ile son buluyor yahut kağanlık Uygurlara geçiyor diyebiliriz.

Dokuz Oğuzların, Tatarların, Türgişlerin ve Oğuzların Türk Kağanlığı’na katılmaları da yine savaş yoluyla oluyor.

Gerçek şu ki Türk Kağanlığı, Türk adının bir ulus adı olması ve bugün bütün Türkî dillere Türk dilleri denilmesi açısından en merkezî konuma sahiptir. Türk Kağanlığı olmasa Türk diye bir ulus, Türk dünyası diye bir dünya, Türk dilleri diye bildiğimiz diller belki de olmayacaktı. O nedenle Türk Kağanlığı, bütün Türk toplulukları ve bütün Türk dilli halklar için kök ve kaynaktır. Türk Kağanlığının kuruluşu, 552 esas alınarak belli yıllarda bütün Türk dilli halklar ve devletlerce kutlanmalıdır. 2022 yılı, Türk Kağanlığı’nın 1470. kuruluş yılıdır. Türk Konseyi’ne üye ülkeler başta olmak üzere bütün TÜRKSOY Örgütü üyelerince kutlama töreni yapılması için çalışmalara başlanmalıdır.

Herhangi bir yanlış anlaşılmaya yol vermemek için belirtelim ki, Türk dilli halklar Türk Kağanlığı’ndan önce de devletler kurdular. Ama hiçbirinin adı “Türk” değildi ve onların kullandığı adlar bu ulusa ad olmadı yahut olamadı.

Tekrar Tonyukuk’a dönecek olursak…

Tonyukuk, üç kağana baş vezirlik / başbakanlık yapmıştır. Bunlar; İlteriş Kutluk Kağan,  Kapkan Kağan ve Bilge Kağan’dır.

Tonyukuk’un Türk tarihindeki en önemli rollerinden biri de Bilge Kağan’la düştüğü görüş ayrılığı sırasındaki tutumudur.

Bilge Kağan yerleşik yaşama geçip etrafı surlarla çevrili kentler kurmak ve Budizm dinini benimseyip ülkede Budist tapınakları inşa etmek istiyordu. Tonyukuk bu düşünceye karşı çıktı. Kurultay toplanır ve Tonyukuk’un dediği olur.

Bu çok önemli bir tarihsel olaydır. Zira Türklerin, etrafı surlarla çevrili bir kent kurmaları yaşamsal bir tehlike oluşturabilirdi. Türklerin tüm nüfusu Çinlilerin yüzde biri bile değildi. Böyle bir durumda Çinliler Türkleri çok kolay bir biçimde ortadan kaldırabilirdi. Böylesi bir yaşam Türkleri atalete sürükleyebilir, savaşçı ve direngen yapılarını köreltebilirdi. Türkler, Ötüken’de çadırlardan oluşan bir kentte yaşıyordu. Sabit evleri yoktu. İstedikleri zaman söküp başka bir yere kuracakları çadır kentleri vardı. Bu, Türklere hareket serbestliği sağlıyordu. Yerleşik yaşam bu serbestliği yok edecek, savunma savaşı yapmak zorunda bırakacak ve sayıca çok kalabalık ordular karşısında yenilip ezilmelerine neden olabilecekti. İşte Tonyukuk bu gibi nedenlerle öneriye karşı çıktı ve kurultay da Tonyukuk’u haklı buldu. Öte yandan Budizm önerisi de kabul görmedi. Çünkü Budist düşünce ve yaşam biçimi Türklerin yaşam tarzına hiçbir biçimde uymuyordu. Budizm’i kabul edip yerleşik yaşama geçen, tapınaklar inşa eden Türk toplumunun zamanla asimile olup Çinlileşmesi mümkündü. Gerçi daha sonra Uygurların Budistleştiğini biliyoruz. Ama Uygurlar tümden asimile olmadı. Lakin önemli bir kesiminin asimile olduğu tarihen sabittir.

Budizm’in sakinliği esas alan dinsel yaşamı, etyemezlik gibi özellikleri Türkler için ölümcül sonuçlar doğurabilecek özelliklerdi. Tonyukuk bu konuda da kurultayı ikna etti.

Böylece Bilge Kağan’ın önerisi reddedilmiş oldu. Elbette bu, bir kağan için güç bir durumdu ve bu güç durumun en önemli sorumlularından biri yahut birincisi Tonyukuk idi. Bu nedenle Tonyukuk’un, kağanın gözünden düştüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek. Tonyukuk daha önce de, Kapkan Kağan döneminde gözden düşüp devlet yönetiminden uzaklaştırılmıştı. Ancak Bilge Kağan ona saygınlığını geri verdi. (İade-i itibar) Onu yeniden baş vezir yaptı. Bu görevini ölünceye değin sürdürdüğü sanılıyor. Zira Tonyukuk, 79 yaşındayken Çin’den gelen elçinin kabulünde Bilge Kağan’la birlikte yer alıyor.

Bilge kavramına ilişkin…

Tonyukuk kendi anıtlığında yer alan yazıtlarda kendisinden bilge diye söz etse de öbür yazıtlarda Tonyukuk için bilge ön adı kullanılmıyor. Bilge sözü Türk kağanları için çok önemli bir ön addır. Çok geniş ve kuşatıcı bilgilere sahip bir bilgin, örnek ve önder kişilik gibi anlamları olan bilge sözünün o dönemde yönetsel anlamda bir değeri karşıladığı anlaşılıyor. Tonyukuk’un kendisini zaman zaman kağan gibi görmesi yahut kağanlara akıl veren bir “aygucı” olmasından ötürü onlardan üstün olduğunu düşünmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Doğaldır ki, bu durum kağanları rahatsız etmiş de olabilir. Ondan bilge diye bahsetmemiş olmaları bunun bir işareti olarak düşünülebilir. Ancak gerçek şu ki, Bilge Tonyukuk etki gücü bakımından zaman zaman kağanlardan bile daha önde bir kişiliktir. Bunu, yaptıklarından, kararlarından, kağanlara zaman zaman karşı çıkmasından ve kendi düşüncelerini onlara kabul ettirmesinden anlayabiliyoruz.

Sözün özü; Bilge Tonyukuk Boyla Baga Apa Tarkan, Türk tarihinin ve Türk dilinin sönmez bir güneşidir. O güneşin ışıklarında aydınlanıp yolunu Arap çöllerine düşürmeyenlere ne mutlu…

Sonuç

Bilge Tonyukuk, Türk tarihinin en önemli devleti olan Türk Kağanlığı’ndaki en parlak devlet adamıdır.

Bilge Tonyukuk, İkinci Türk Kağanlığı’nın / Kutluk Devleti’nin kurucu önderleri arasındadır.

Bilge Tonyukuk, üç kağana baş vezirlik ve aygucılık yapan, derin bilgili, deneyimli, öngörülü, zeki ve yüksek yönetsel yeteneğe sahip eşsiz bir kişiliktir.

Bilge Tonyukuk, Türk kimliğinin oluşumu, gelişmesi ve yerleşmesi sürecinin başat öncülerindendir.

Bilge Tonyukuk, Çin’de doğup büyümesine karşın Çinlileşmeyen, kendi kimliğine sahip çıkıp o kimliği devletleştiren büyük bir Türkçüdür.

Bilge Tonyukuk, verdiği mücadele ile o dönemin sosyolojik koşulları çerçevesinde egemen sınıf Çinlilere karşı, ezilen sınıf Türklerin kölelikten kurtulması ve özgürleşmesi yolunda yaşamsal görevler üstlenmiş güçlü bir devrimcidir.

Bilge Tonyukuk, Türklerin Budistleşmesini ve böylece eriyip yok olmalarını engelleyen büyük bir bilgedir. O, Türk inancının ve toplumsal yaşamının savunucusu inançlı bir Türk oğludur. O, bu niteliğiyle, günümüzde ümmet peşinde koşarak Araplaşmak için can atan mankurtlara yüzyıllar öncesinden uyandırıcı şamarlar atan güçlü bir eldir.

Bilge Tonyukuk, Türk dilini ve ulusal abeceyi ölümsüz taşlara yani “Bengü Taşlar”a kazıyan bir Türkçecidir. Türk dilinin bilinen ilk yazarıdır. Dilimizi zamanın belleğine işleyen büyük bir sanatçıdır.

Ölümünün 1294. ve kendi adıyla anılan yazıtları yazıp dikişinin 1300. yılı nedeniyle kutlu anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Tanrı tinini hep kutlu ve mutlu kılsın!

CEMİL KILIÇ 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.