Alexa
DOLAR 7,0466
EURO 8,4193
ALTIN 461,961
BIST 1091,8
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 36°C
Sıcak

Bir Ülke Düşünün…

Bir Ülke Düşünün…
10.03.2020 - 22:00
A+
A-

Doğanın ona cömert davrandığı, yeşil, mavi, dağ, deniz, orman, göl, nehir, hepsinin en güzelini verdiği…

Dünyanın en önemli devrimlerinden birini yapmış, tarihi destansı başarılarla dolu…

Tüm dünya tarafından tanınan yazarları, şairleri, ressamları, heykeltraşları, sinemacıları, şarkıcıları, sporcuları var…

Ama…

Zihinlerde insanların cepheleştirildiği, ayrıştırıldığı, bölündüğü…

Muhaliflerin en çirkin, en aşağılık, en kötü şekilde suçlandığı…

İnsanların din, dil, ırk ve mezhep adına ayrıştırıldığı…

Ülkenin tepesindeki adamın “Senin mezhebin bu, senin ırkın bu değil mi?” diye sorguladığı…

Küfrün, hakaretin, tehdidin, linç kampanyalarının, ahlaksızlığın gücü elinde bulunduranlar için özgürlük kapsamında olduğu ama sosyal medyadan eleştiride bulunan tüm muhalif ya da farklı düşünen kim varsa hepsinin hakaret suçlamasıyla mahpuslara atıldığı bir ülke…

Acıların bile ayrıştırıldığı… Başka acılara, genç ölümlere, parçalanmış hayatlara oh çekildiği… Bir ülke düşünün mezarında yatanların bile darbe kalkışması yapanlarla neredeyse ahbap, ortak, işbirlikçi ilan edildiği…

“Çocuklarımız neden ölüyor?” sorusunu hükümete yönelten şehit ailelerinin varlığı, tam da bu bölünmeyi engelleme potansiyeli taşıması nedeniyle toplumun hafızından silinmek istendiği, onların da gözaltına alındıkları unutturulmak istendiği…

Asker oğlunu yitirmiş bir babaya “karakteri bozuk” diyebilenler sırça köşklerinde oturup, yaşamını yitiren asker ve polisleri kastederek “bu bedeli ödemek zorundayız” derken, her geçen günde ateş düştüğü yeri yakmaya devam ettiği…

Topraklarında 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu…  Eli kolu birileri tarafından bağlanmış bir ülke…

Aydını, yazarı, gazetecisi, akademisyeni, öğretmeni, öğrencisi, belediye başkanı hatta milletvekili bile tutuklu bulunan…

Tabii bir de o ülkede varını, yoğunu iktidara sunup yetmezmiş gibi ibrikçiliğe soyunan sözde muhalefet…

Birilerinin ayağına taş değse, iktidar yüzü görmemiş olanların suçlandığı…

Kadınların tecavüze uğradığı, kadına çocuğa şiddetin alabildiğine tırmandığı, ölümlerin, çocuk tecavüzlerinin zirve yaptığı bir ülke…

Hatta üniversitelerinin bile bölünmeye çalışıldığı bir ülke… Yeni kurulan üniversiteleri eğitimin yüz karası olan…

Satmakla övünen bir ülke olur mu? Bir zamanlar babalar gibi, paşalar gibi, sonra da satınca kapanmayacak söylemleriyle en önemli varlıklarımızın, değerlerimizin peşkeş çekildiği bir ülke…

Nefret söyleminin alabildiğine bir virüs gibi yayıldığı bir ülke…

İşçinin böcek kadar değeri olmadığı, işçilerin toplu katliamlara kurban gittiği, katil taşeronların, patronların adeta ödüllendirildiği, aklanıp paklandığı…

Hırsızlığın, yolsuzluğun, talanın, vurgunun, her türlü çürümenin, yozlaşmanın, Allahsızlığın, kitapsızlığın üstünün örtüldüğü bir ülke…

İş cinayetlerinin fıtrata bağlandığı, ömrüne doymamış fidanların peygamber ocağından sonraki en önemli mevkide olduğu savunulan, kanlı kefenleri üzerlerine sarılı bayrağın renginden gecekondu mahallelerine, dağ köylerine, sıvasız evlere indirilen tabutların peşi sıra geldiği bir ülke…

Kokmasın diye buzdolabında saklanan küçük kız çocuğunu, anne kucağında kurşunlanan bebeği, bakanların seçim gezisi için seferber edilen ambulans helikopter kaldırılmadığı için kaybettiği bebeğinin; cansız bedenini çuvala koyup sırtında taşıyan ve kendi elleriyle toprağa veren bir babayı ve insanlığın, vicdanın bittiği bir ülke…

Düşünün sularına, dağlarına bile göz dikilen, denizleri, nehirleri, kıyaları yağmalanan, bütün akarsularının üzerine HES’ler kurulan, dört bir yanı zehir kusan tesislerle, AVM’lerle kuşatılan, tohumu, toprağı, ağacı, yeşili yok edilen, tarihi değerlerinin içine edilen, gölleri, ırmakları artık kurumaya başlayan bir ülke…

Yoksulluk, işsizlik, hukuksuzluk, adaletsizlik ve korkunun ve zulmün kol gezdiği bir ülke…

Sadece zenginlerin emekli olabileceği yeni karanlık günler…

Ve bunca yaşananlara rağmen her kötülükte muhalefeti suçlayan, kendilerine reva görülen bunca rezilliği ödül sayan, “Allah başımızdan eksik etmesin” diyen, birilerinin peygamber ilan edilmesine alkış tutan,  paçalarına kadar cehalet akanları… Ve en tehlikelisi, cehaletin örgütlü olduğu bir ülkeyi düşünün…

Şimdi yarınları düşünün… Özgürlüğü, papatyalara bezenmiş özlemleri düşünün… Ve asla Beyaz atlı prensi, Kaf dağının ardından çıkıp gelecek olan bir kahramanı beklemeyin. Unutmayın ki; eli kolu bağlı bir kahraman bekleyenler kahrolur. Bertolt Brecht’in dediği gibi “Yazıklar olsun kurtarıcı bekleyenlere…”

Kendinize inanın! Yalnız ve yorgun bir ülke düşünün ve kararınızı verin…

ETİKETLER:
Arzu Kök

Arzu Kök

1972 İskenderun/HATAY doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini İskenderun'da, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü'nde tamamladı. Halen özel bir kurumda görev yapmaktadır. Yazı yaşamına Ulus Gazetesi'nde köşe yazarlığı ile başladı. Halen pek çok gazete, internet sitesi ve edebiyat dergilerinde yazılarıyla yer bulmaktadır
Arzu Kök Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.