Alexa
DOLAR 7,0475
EURO 8,4344
ALTIN 462,435
BIST 1091,8
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 36°C
Sıcak

Bir Ulu Çınar Yücel Güngör İle Köy Enstitüleri Üzerine Söyleşi

Bir Ulu Çınar Yücel Güngör İle Köy Enstitüleri Üzerine Söyleşi
17.04.2020 - 20:56
A+
A-

Çökmüş ve çürümüş Osmanlı, açlık sefalet ve cehaletten başka bir miras bırakmamıştı genç Cumhuriyet’e… Genç Cumhuriyet bağımsız bir ülke olmuştu ama her alanda işi gerçekten zordu. 7 düvele karşı Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı ama daha katedilecek çok uzun mesafeler, kazanılması gereken başka zaferler vardı.

Borç vardı ödenirdi… Toprak işlenirdi… Yol köprü yapılı imar sağlanırdı. Ülkeyi bekleyen pek çok sorun çözülürdü. Yeter ki o acımasız savaşlar bir daha gelmesin… Ülke insanlarını gerek cephede, gerekse cephe gerisinde yeni acılar yaşanmasın. Yeter ki Kurtarıcı’nın “Yurtta barış, dünyada barış ilkesi mutlak hakim olsun. Ülkeye huzur dolsun.

Devrimler böyle başladı, azim ve kararlılıkla sürdü, her bir yenilik, her bir devrim kendi alanında uygulama alanı buldu, 600 yıllık o geleneğe rağmen beklenmeyen bir hızla yerle şti topluma. Ülke “On yılda 15 milyon genç yarattık her yaşta” çığlıklarıyla dolup taşıyordu.

Evet Tevhid-i Tedrisat -“Öğretim Birliği” yasası ile eğitimde aydınlanmanın ön açılmıştı ama bağnazlığı yenmek, memleketin en ücra köşelerine kadar aydınlığı – bilgiyi-çağdaşlığı ulaşmak için cehaletle savaşta alınması gereken daha çok mesafe vardı.

“Orda bir köy varsa uzakta, O köy bizim köyümüzse, gidip, ulaşıp, o köyün bizim olduğunun kanıtlaması gerekliydi. Ülkede 40.000 köy vardı ve nüfusun %80’i köylerde yaşıyordu. Tam da bu nedenle kalkınma için aydınlanma oralardan başlamalıydı.

Bu da ancak, ilk elden köyü bilen, orada yaşamış kişilerin işbaşında eğitilmesi-yetiştirilmesi bilgilendirilmesi ile başarılabilirdi.

Köy Enstitülü bir nefer, Yüce Güngör öğretmenimizden dinlediğimiz bir anekdotu aktarmanın tam sırası:

“Atatürk, yöreyi tam bilemeyeceğim, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane… yörenin kaymakamı ile beraber kasabalar köylere gider. Köylülerle görüşür. Ayrılacakları sırada köylülerden birisi, yanındakine sorar:

  • Bu kaçıncı padişah?

Atatürk bunu duyar ve kaymakama;

  • Kaymakam Bey!…Kaymakam bey!.. Cumhuriyet ve devrimler köylere de ulaşsın.

*

İşte KÖY ENSTİTÜLERİ’nin temel amacıydı buydu. Bunun için, kurtuluşun sadece ülke sınırlarını çizmek demek olmadığına inanmış, aydınlanmanın yurdun en ücra köşelerine kadar ulaştırılması demek olduğunu bilen/gören azimli, kararlı, yorulmaz yüreklere ihtiyaç vardı. Bulundu…

Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç!…  Bu iki yurtsever eğitimci başta olmak üzere kadrolar bulundu… 1940 yılına girerken, 1936’dan beri, halkçı, devrimci eğitim hareketleri denemeler ve uygulamalarla temeli atılmış olan Eğitmen Okulları’nın dönüştürülme zamanı gelmişti.

Burada uygulanan eğitim ve öğretim metodunun özetini “İşbaşında yaparak eğitim” diye özetledi Yücel Güngör öğretmenimiz. Ve devam etti: “Köy Ensitüleri’nde taş üstüne konulmuş her taş bizzat öğrencilerin ve oradaki görevli öğretmenlerindir…” “…Her Enstitü bir arı kovanıydı kendisi üreten ve kendi ürettiğini tüketen…” “…Asalak olmayan…” “Çünkü onlar gittikleri köylerinde sadece öğretmen değil, her konuda danışılan ve örnek kişiler olacaklardır” Beceri ve bilgi birlikte öğrenilecek ve birlikte götürülecektir köylerine.”

Hasan Âli Yücel’in, “Bu bizimdir. Kimseden almadık. Bizden alsınlar!”; sözü eğitim literatürüne girmekle kalmamış gerçekten pek çok ülke, bizim kıymetini bilemediğimiz bu sistemi alıp uygulamışlardır.

İsmail Hakkı Tonguç’un, “Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça kırkbin köyün kenarına aydın insanların mezarı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız” deyip kendini adadığı Köy Enstitüleri böyle kuruldu. Bununla yetinilmedi, Köy Enstitülerine yönetici, öğretmen ve eleman yetiştirmek üzere Yüksek Köy Enstitüleri kuruldu.

*

Köy Enstitülerinden çözüm odaklı beklentilerin ne denli yüksek olduğunu vurgulamak adına Yücel Güngör öğretmenimiz, “Kuruluşunun 60. Yılında Köy Enstitüleri –ADD Samsun Bulancak Şubesi-2000 yılı baskısından şu paragrafı aktardı:”İsmet İnönü sık sık, Yücel’e ve Tonguç’a –Ülkede işleri yoluna koyabilmemiz için 40 bin köyde öğretmene destek ve yardımcı olacak 200.000 iyi yetişmiş tarımcı ve sağlıkçıya gereksinmemiz var. Bunu Köy Enstitüleri uygulaması içinde çözemez miyiz?’- diye soruyordu.

Yine Yücel Güngör öğretmenimize kulak verelim:

Ne yazık ki; Enstitüler kapatılıp; bilgili becerili donanımlı çağdaş öğretmen, sağlıkçı, tarımcı yetiştirmenin yolları kapatılınca, köy çocukları İmam Hatiplere yönlendirildi ve bu günlere gelindi.

En acısı da, köyler öğretmensiz bırakıldı, imamsız bırakılmadı. Hatta köyler imamlara bırakıldı.

Oysa Başta Atatürk ve Köy Enstitüsünün aydınlanmadan yana kurucularının amacı,  öğretmeni köylünün öncüsü ve milletin efendisi yapmaktı.

Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine,

Milletin her kazancı, milletin kesesine

Toplandık baş çiftçinin, Attatürk’ün sesine,

Toprakla savaş için ziraat cephesine.

            Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz,

            Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.

Yüreğim titrer hala, bu marşı hatırladıkça… Mırıldanırım kendi kendime bazen.

Bir örnekle sürdürdü Yücel Güngör öğretmen sözlerini:

Kaymakam köyün birine ziyarete gider. Köy odasında toplanmıştır köy halkı. Kaymakam içeriye girer. Köylü saygılı davransa da ayağa kalkmaz. Birkaç dakika sonra öğretmen odaya girer. Köylülerin eksiksiz ayağa kalktığını gören kaymakam,alınganlık göstererek sorar: “Ben sizin öğretmeninizin de amiriyim, bana göstermediğiniz saygıyı fazlasıyla ona gösterdiniz” Kaymakam daha sözünü tamamlayamadan atılır ordan köylünün biri:

– Kaymakam bey o bizim ışığımız, rehberimiz, bizim de öğretmenimiz….

Bu amaçla sağlık ve Tarım bölümleri de açıldı… Ne yazık ki ömürleri uzun olamadı.

İnsan bazen sormadan edemiyor; amaç öğretmeni böylesine değersizleştirerek bu devletin eline ne geçti?

*

KÖY ENSTİTÜLÜ DEĞERLİ ÖĞRETMENİMİZ

YÜCEL GÜNGÖR’E SORALIM  VE CEVAPLARI ONDAN ALALIM:

Sayın Öğretmenim;

  • Ne yazık ki; ülkenin kaderine hep hakim oldu istismarı temel ilke edinmiş çıkarcı,

yobaz ve mütegallibe… Ne yazık ki, yine galip geldiler ve aydınlanmanın ışığını henüz işlevini hakkıyla yerine getiremeden erken söndürdüler. Sizce; bu aydınlanmacı eğitim hiç değilse bir süre daha devam edebilseydi, sizce neler değişirdi?

  • Cevap şu sorunun içinde: “Niye kurulmuştu Köy Enstitüleri?…”

“Atatürk’ün Halkçılık ilkesine uygun olarak, geniş halk kitlelerinin eğitim düzeyini yükseltmek, böylece Atatürk devrimlerinin yerleşmesi için gerekli koşulları yaratmak, halkın politik, ekonomik ve kültürel yaşama aktif katılımlarını sağlamak ve ayni zamanda kendi hakları konusunda bilinçlendirmek.” 10 yılı bile bulmayan bir süre zarfında ülke çapında yarattığı etki göz önüne alındığında, neler olacağı açık…  Ülkenin bu ışığını söndürenleri bu Cumhuriyet’in tarihi hiç affetmeyecek… Şayet bu ışık bir 10 yıl, 20 yıl daha devam edebilseydi ülkenin ne irtica, ne eğitim, ne sağlık, ne bölünme, ne de iç ve dış güvenlik sorunu olurdu!… “Demokrasimiz” de cümle dünyaya alay konusu olmazdı. Ülke köye, eğitimiyle, tarımıyla, sağlığıyla sahip çıkacak geniş kuşaklarını kaybetti. Bugünlerin her alanda yaşanan acılarının emelinde bu tarihi hata vardır.

  • Sayın Öğretmenim; biraz fazlaca dokunduk galiba bam telinize… Bizlere biraz

Köy Enstitüsü dönemlerinize ilişkin anılarınızdan söz eder misiniz?

Bizler Köy Enstitüsü Girişli(1950-1951 öğretim yılı), Öğretmen Okulu çıkışlıyız. Ne yazık ki Köy Enstitüleri ilk darbeyi 1948’de aldı. Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrıldı, Tonguç görevden alındı kurucu müdürlerin tamamı değişti… Ama 1954 yılına kadar, Köy Enstitülerinin yerleşik etkisi zayıflayarak da olsa deva etti. 27 Ocak 1954 tarihinde de yasal olarak kapatıldı ve  Köy Enstitüsü tabelamız indirilip Öğretmen Okulu tabelası asıldı. Ama bizler, Enstitülü olma benliğimizi yüreğimizde hep taşıdık.

Bu araya unutmadan bir şey sıkıştırmam gerek. Gerçek Köy Enstitüsü ruhu 1946 yılına

kadar yaşatıldı ne yazık ki.. Enstitüden mezun olanlara, köye örnek olması adına, mezun olduğu bölüme göre, pulluk, araba, körük, marangozluk araç ve gereçler uygulama bahçe ve arazileri veriliyordu. Bu onları gittikleri köylere bağlıyor, köylülerle hem içie olmayı hem de örnek olmayı sağlıyordu. İlk bunlar battı köy ağalarının gözüne… Ve yine diyelim ne yazık ki; zimmetle verilen bu araç gereç, vs, arazi 1948’de geriye alındı. Hem de zarar ziyan, kayıp, tamirat ve tadilat tazminatlarıyla…

  • Nasıl Enstitülü oldunuz? Öğrenciler nasıl seçiliyordu?
  • İlk yıllarda bizzat okuldan yöneticiler, köyleri dolaşarak, muhtarlarla görüşerek

bizzat arayıp buluyorlardı yetenekli köylü çocuklarını. Bizler sınavla girdik. Babam, o günün koşullarında aydın sayılacak bir kişiydi. Benden 10 yaş büyük ağabeyim M. Kemal Güngör’ü, ve ayni köyden Sadık Ercengiz, Zekeriye Kayhan, Ali Dönmez’i- hepsini de rahmetle analım) daha önce  göndermişti.  Toplamda 13 köylü çocuğunun öğretmen olmasına aracılık etmişti. Bunu o köy çocukları “Köy Aydını” olsunlar diye yapmıştı. Ve hepside “Köy Aydını” oldular.

Benim önümde örneklerim olduğu için hiçbir sıkıntı da çekmedim, uyumsuzluk da

yaşamadım. Çivril 30 Ağustos ilkokulundan 1951 yılında Gönen Köy Enstitüsüne sınavla girdim. Orada 4 yıl okudum Daha sonra 5. ve 6. sınıflarımı Sivas, Yıldızeli, Pamukpınar Köy Enstitüsünde tamamladım. (Ama tabelamız Öğretmen Okulu olmuştu. Ne yazık ki, ruhumuzda var olsa da diplomamız da öyle yazmıyordu. Bu arada bir şeyi özellikle belirtmek isterim. Ağabeyim, Kızılçulluda okudu. O yıllarda eğitmenlerin mezun ettiği 3 yıllık öğrencilerde alınıyordu köy enstitülerine onlar 2+5 yıl okuyarak mezın oluyorlardı. Ağabeyim de öyle gitti örneğin.

Bizler 1951’de girdik okula. O yıllarda çatalı, metal kaşığı bilmeyen

arkadaşlarımız vardı. İlk öğretilenler görgü kurallarıydı. Öğretmenlerimiz ve etüd ağabeylerimiz önümüzde en önemli örneklerdi. Bizler bina, kümes, çatı yapmadık ama bunların dışındaki her şeyleri yaparak ve uygulayarak öğrendik. Enstitü geleneği de bu değil miydi zaten?

– Mezuniyet öncesi, “öğretmen olma” adına özel bir hazırlık yapılıyor muydu?

– Evet… Staj okullarına gönderiliyorduk. 5- ile 10 kişiden okuşan gruplar

halinde. 2 ay süreyle orada yatıp kalkıyorduk. İaşelerimiz okuldan veriliyordu. Ama bedeli bize verilen sta ücretlerinden kesiliyordu. Çok düşünmüşümdür bunun nedenini… Niçin iaşe bedelleri kesilir. Okulda kaldığında bu bedel ödenmiyorsa, şimdi niye kesilsin. Bunun yarın gittiğimiz köylerde ladığımız her şeyin bir bedeli olduğu bilincinin yerleştirilmesi için olduğunu düşünmüşümdür hep. Örneğin gittiği ilk yıl köyden öğrencilerim aracılığı ile temin ettiğim yumurta bedeli olarak-not etmişim- tam 105 lira ödemişim.

Öğretmenlerimiz ve gittiğimiz okulların yöneticileri bizleri staj okullarında kontro l ve

gözetim altında tutmakla görevliydiler. Bizlere not veriyorlardı. Ayrıca, muhtarların yaptığı köy odaları toplantılarına katılıyorduk. Bu arada köylülerden davetler de alıyorduk. Bu sayede fakirliğin paylaşımını öğreniyorduk. Yıldızeli Menteş Köyünden Mahmut Amca’nın tavuklu bulgur pilavının tadı hala damağımdadır.

  • Peki, sayın öğretmenim; size denilse ki köy Enstitülerinin amacını 3 kelime ile

özetlemeniz istense ne dersiniz?

  • Köyden başlayıp aydınlığa ulaşma…
  • 4 kelime oldu ya neyse… Peki, sizce amaca ulaşıldı mı?
  • Ne yazık ki çok eksik kaldı. Başlamıştı. İyi niyet başlamıştı… Kötü niyet yıktı.

Şöyle özetlemek gerekirse; Köy enstitüleri yapılanması yepyeni bir çığır açma

girişimiydi. Kitaplar yazar… 1946 yılına kadar, sadece köylere gönderilmek üzere toplam 5542, 1948 yılına kadar 8675 öğretmen, 1952 yılına kadar da 17341 öğretmen ve 1599 sağlık memuru yetiştirildi. Keşke 40 000 köyün tamamına bu öğretmenlerle, bu sağlıkçılarla ulaşılabilmiş olsaydı!… Bugünün kirli siyasetinin bağnazlığı hala sürüyor olur muydu? Sümüklü şeyhlerin dervişlerin peşinden bu halk hala sürüklenir olur muydu? Samanını, etini, hayvanını ithal eden tarımı, buğdayını, mısırını, mercimeğini dışardan alan ülkesi olur muyduk?… Ülkenin fakirliğinden cehaletinden çıkar umanlar kestiler aydınlığın yolunu… Ve “Cahil halkın ferasetine güvenen” yobaz artıklarına kaldı işte eğitim. Köyler öğretmensiz bırakıldı ama, imamsız bırakılmadı. Atatürk ilke ve devrimleri böyle mi korunacaktı?… Çağdaş uygarlık düzeyine böyle mi ulaşılacaktı?

  • Galiba derdinizi derin deştim öğretmenim affedin…Dert ülkenin. Teşekkürler.
  • Asıl ben bunları söyleme fırsatı veren DELİKLİÇINAR dergisine teşekkür ederim.

Yücel Güngör kimdir: Emekli öğretmen.1936 Denizli_Çivril-Çöplü(Şenköy) doğumlu; Gönen Köy Enstitüsü girişli, Sivas-Yıldızeli-Pamukören Köy Ens.(Öğretmen Okulu) çıkışlı.

Mehmet Halil Arık Kimdir:Mehmet Halil Arık: Emekli öğretmen. 1944 Denizli –Güney doğumlu, ODTÜ mezunu-68 kuşağından.

ETİKETLER:
Mehmet Halil Arık

Mehmet Halil Arık

Emekli Eğitimci
Mehmet Halil Arık Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.