Alexa
Medya Siyaset

Biz Ne Zaman Adam Oluruz

Biz Ne Zaman Adam Oluruz

Anımsadığım kadarı ile Fatih Altaylı Hürriyet’te köşe yazarken günlük yazılarının sonunda bu soruyu sorar ve cevabını vererek yazısını sonlandırırdı.

Ben bu yazıda; bizi yönetenler ne zaman, Dünya’yı yönetenlerin kurdukları tuzaklara düşmemeyi öğrenecekler diye sormak istiyorum.

Bu sorunun cevabı aslında herkesin bildiği bir sır dersem yazının sonuna geldiğinizde bana hak vereceksiniz.

Caddelere çıktığınızda on beş yıl öncesine göre çok fazla sayıda lüks otomobiller sizlerinde dikkatinizi çekiyordur sanırım.

Yerli olarak tanımladığımız Renault ve Fiat otomobillerin neredeyse azınlığa düştüğünü düşünüyorsunuz. Türkiye’nin milli geliri bu kadar lüks otomobil kullanabilecek kadar yükselmiş demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Üstelik bu otomobiller eskiden olduğu gibi varlıklı, dolayısıyla imtiyazlı insanların değil, sıradan, orta halli diye nitelenen insanların altında görülüyor.

Oysa ne bu insanlar bu arabaları kullanabilecek gelir düzeyine sahipler, ne de vatandaşı oldukları Türkiye Cumhuriyeti bu kadar lüksü taşıyabilecek bir gelir düzeyine ulaşmış değildir.

Şüphesiz aynı lüks araçlar on beş yıl önce de vardı ve bunları trafikte seyrek olarak görebiliyorduk. Geçmişte bu araçları gördüğümüzde dönüp-dönüp bakardık, çünkü çok nadir görülürlerdi.

Buradan şöyle bir çıkarım yapmak olanaklıdır sanıyorum. Bu kadar yüksek sayıda otomobil ithal edebilecek kadar zenginleşmişiz mi diyelim, yoksa gelsin bol keseden banka kredileri mi diyelim.

Bir diğer gösterge; on beş yirmi yıl öncesine göre yine inanılmaz sayıda ve inanılmaz lüks Alış-veriş merkezleri ve içlerinde Türk Halkına sunulan diş macunundan diş fırçasına, ayakkabıdan gömleğe kadar ithal malı ürünler. Bunlar karşılığında ödenen korkunç ithalat bedelleri.

Bu anlattıklarımızı siz sayın okuyucularımız da benim kadar görüyorsunuz.

Büyük bir üzüntü ile söylemek isterim ki aynı gelişmeler doğu Avrupa ve balkan ülkelerinde de görülmüş ve yaşanmış.Bu sonuçlar aynı merkezlerden yönetiliyor denilemez mi?

Bundan 20-25 yıl önce otomobille Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Romanya’ya bir iş gezisi yapmıştım. Trafikte dolaşan otomobillerin çoğu eski model, Lada marka otomobillerdi.

Aynı ülkelere on yıl sonra bir seyahat daha yapmıştım. İnanınız otomobil markaları ve Alış Veriş Merkezleri aynı Türkiye’deki gibi olduğunu gördüm. Oysa biliyordum ki bu ülkeler Türkiye den çok daha düşük Milli Gelir’e sahip idiler. Tabii bu paranın kaynağının da dış borçlar olduğunu düşünen yoktu.

İsmet Paşa’nın Lozan müzakereleri sırasında en çok zorlandığı konulardan birisi kapitülasyonlar ve Osmanlı borçlarının nasıl ödeneceği olmuştu.

Muhatapları TC nin bağımsızlığını ve kendileri ile eşit bir ülke statüsü kazanmasını içlerine sindiremiyorlardı. Nasıl olur da Türkler bir İngiliz, bir Fransız, bir İtalyan’la kendilerini eşit düzeyde görebilirlerdi. İsmet Paşa Atatürk’e yazdığı bir mektup ’ta  “ sevgili paşam bu kısa sürede saçlarım, beni tanıyamayacağın kadar ağardı ” diyecek kadar dertleniyordu.

Lord Curzon kendisine “ tutturmuşsun bir bağımsızlık lafı, her teklifimize eşitlik ve bağımsızlık la cevap veriyorsun. Senin kabul etmediğin her şartımı kâğıda döküp cebime atıyorum. Yarın ülkeni yıkılmışlıktan kurtarmak için para istemeye geldiğinde senin reddettiklerini bir, bir önüne koyacağım “ diye tehdit ediyordu.

İsmet Paşa söylenenleri hiç unutmadı, başlattıkları kalkınma seferberliği sırasında denk bütçe prensibinden hiç ödün vermedi, dış borçla kalkınma tuzaklarına hiç düşmedi. İkinci Dünya Savaşı gibi bir felaketi bu ülkeye yaşatmadı, çünkü ödenecek borç taksitleri yoktu.

Bu uzun girişten sonra kısaca söylemek istediğim; biz hala emperyalist ülkelerin kurmuş oldukları tuzaklardan bir türlü kurtulamıyoruz.

Bu ülkeler dün silah güçleri ile sömürgecilik yapıyorlardı. Türk İstiklal Savaşı sonrasında uyanan sömürge ülkeleri birer-birer bağımsızlıklarını ilan ettiler. Hatta İngiltere; Hindistan’ın bağımsızlığına yardım etti denilebilir.

Ancak bu gerçek bir yardım değil, amiyane tabirle sömürüyü sürdürebilmek için arkadan dolaşmaktı diyebiliriz. Bir diğer deyişle sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok sayıda tekli veya çoklu Ticaret anlaşmaları ile sömürüyü sürdürdüler ve sürdürmeye devam ediyorlar.

Bunun tarihimizdeki ilk örneği, Osmanlı İmparatorluğu’nun İngilizlerle yapmış olduğu Balta Limanı Ticaret anlaşması olup, Osmanlı’nın sonunu getirmiştir.

Rahmetli Halil İnalcık’ın verdiği bilgiye göre bu anlaşmadan sonraki kısa sürede sadece İstanbul’da iki yüzden fazla tekstil fabrikası kapanmış ve emeklemeye başlayan Osmanlı Sanayi-i çökmüştür. Çünkü ülkeye gümrüksüz giren Hindistan ve İngiliz kaynaklı ürünler piyasayı işgal etmişti.

Günümüze gelirsek; Ecevit’in çok kısa dönemli iktidarını bir tarafa koyarsak, 1950 lerden sonraki iktidarların liberal ekonomi diye adlandırılan uygulamaları hem ülkemizi, hem de bizim gibi az gelişmiş doğu Avrupa ve balkan ülkelerini borç batağına saplamıştır. Ne yazık ki ülkemizi yönetenler aymazlıktan bir türlü kurtulamamışlardır.

Çakırcalı Mehmet Efe’nin; “ Osmanlı’nın oyunu bitmez “ dediği gibi, Gelişmiş Ülkeler denilen Emperyalistlerin tuzakları da bitmez. Ancak bizim yöneticilerimize düşen görev bu tuzaklara düşmemektir.

Yakın tarihimizin Atatürk ve İnönü gibi kahraman yöneticileri bu tuzaklara düşmek ’ten uzak durmayı başarabilmişlerdir.

İsmet İnönü; Başbakanlık yaptığı dönemlerde Lozan’da çektiklerini unutmamış ve denk Bütçe uygulamasından ayrılmamıştır.

Ne yazık ki yukarıda söylediğimiz gibi yanlış yönetimler ve yöneticiler sayesinde borçla kalkınma yolları tercih edilmiş, alınan hesapsız borçlar yanlış yerlerde kullanılmış, sonuçta tanzim satış kuyruklarına kadar gelinmiştir.

Söz konusu ülkeler kurdukları ikili ve çoklu anlaşmalarla becermişlerdir tüm bunları

Örneğin; Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi, IMF, NATO; Dünya Bankası,Avrupa Birliği v.b. Saysayabildiğiniz kadar. Tüm bu kuruluşlar başta ABD, İngiltere, AB nin kontrolündedir, çünkü onlar kurmuşlardır. Bize de İsrail Filistin’i bombaladığında “ DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR “  diye kükremek kalmıştır.

Bu kuruluşları reddedelim demiyoruz, onlarla birlikte, fakat tuzaklara düşmeden yaşamayı öğrenmek ve başarmak gerektiğini söylüyoruz. Bunun sırrı; gümrüksüz mal ithal ederek tarımı ve sanayimizi yok etmemekte yatmaktadır.

İnanmayacaksınız ama bir ümidim; yerel seçimlerden sonra tarımda ve hayvancılıkta kooperatifçiliği öne çıkaran CHP li Belediye Başkanlarının başarılarına kalmıştır.

Bu sayede tarım ürünleri ithalatına harcanan dövizlerimiz sanayiye aktarılacak ve yeniden; Cumhuriyetimizin kuruluşunda uygulanan ekonomi modeline dönülecektir. Bu sayede yüzde 12 lere varan kalkınma hızlarına ulaşmak amaçlanacaktır. ( Bu konu ayrı bir yazıda incelenecektir. )

Osman Arıkan

Osman Arıkan

1940 Bursa Orhaneli doğumluyum.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden ve İstanbul üniversitesi İsletme fakültesi işletme iktisadı enstitüsünden mezun oldum.Özel sektörde yöneticilik yaptıktan sonra kendim bir şirket kurarak ticaret hayatına devam ettim. 1976-12 Eylül 1980 arası CHP il yönetim kurulu üyesi ve eğitim komisyonu başkanlığı yaptım. 1992 seçimlerinde SHP Bursa üçüncü sıradan ön seçimle milletvekili adayı oldum.Fakat Bursa da SHP milletvekili çıkaramadığı için seçilemedim. Halen Sade bir CHP üyesiyim.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ