Alexa
DOLAR
8,1026
EURO
9,7728
ALTIN
461,53
BIST
1.377
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Gök Gürültülü
20°C
İzmir
20°C
Gök Gürültülü
Çarşamba Çok Bulutlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
23°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Gök Gürültülü
27°C

Bölgeler ile etnikler | Prof.Dr.Birgül Ayman Güler

AB

Bölgeler ile etnikler | Prof.Dr.Birgül Ayman Güler

Avrupa

Yakın geçmişi adeta ışık hızıyla unutma eğilimine karşı ısrarla direnmekte büyük yarar var.

Daha düne kadar küreselleşmekten ve Avrupa Birliği’ne tam üye olup adeta fırlayarak kalkınmaktan söz edenleri kastediyorum. Küreselciliğin bir zorunluluk değil yalnızca bir siyaset olduğunu söylediğimizde “dinozorluk yapma!” diyen kibri… Avrupa Birliği’nin umutsuz bir dava, bize çağrısının ise samimiyetten yoksun olduğunu söylediğimizde “medeniyet! uygarlık!” diyen tarihsiz bilinç sahiplerini… Elbette, küreselciliği‘sosyal küreselleşme’ye, Avrupa’yı da ‘Emeğin Avrupası’na dönüştürecekleri için desteklediklerini söyleyen çok-sol ideoloji sahiplerini de unutmamalı.

*

O süre içinde Batıcılık ateşinde yananlar, Avrupa’nın ‘ben kimim’ sorusuyla darmadağın olduğunu görmediler; belki görmezden geldiler.

2001’de Türkiye’de İstanbul Başkonsolosluğu yapan ekonomist/ilahiyatçı Ingmar Karlsson, Bilgi Üniversitesi’nin 2004’te bastığı Bölgeler Avrupası başlıklı kitabında yazıyordu:

Avrupa, mavi zemine 12 sarı yıldızlı bayrağını, 1986’da, kendine marşı yaptığı Beethoven’in 9. Senfonisi eşliğinde göndere çekmişti. Bayrak ve marş tamamdı, şimdi tarih yazımını düzeltmek gerekirdi. Bir tarih kitabı yazılmasına karar verildi. “Sonuç, Fransız tarihi profesörü Jean-BaptisteDurosell’in kendi deyişiyle 5000 yıl öncesinden başlayarak geleceğin haberlerine kadar uzanan bir dönemi kapsayan Europe – A History of its People adlı kitabı oldu. Kitabın vardığı sonuç: Avrupa’yı bir kültürler mozaiği olarak görmek yerine organik bir bütünlük olarak görmek için sağlam tarihi temeller vardı ve bu nedenle birleşmiş bir Avrupa’yı inşa etmek mümkündü. .… Bu Avrupa projesi Almanya, İngiltere ve Fransa’yı temel alıyordu. Bu nedenle Avrupa’nın tarihi Yunanlılarla değil, Keltlerle başlatılmıştı. Doğu Avrupa ise büyük ölçüde dışlanmıştı.”

Bırak Slav halklarını, Eski Yunan’ın emaneti sayılan Yunanlıları bile dışlayan bu zihniyetin, Alman tarih felsefecisi Herder’in (1744-1803) deyişiyle “Avrupa’daki 300 yıldan uzun süren varlıklarına rağmen hala bu kıtaya yabancı olan Türkleri” reddettiği ayan beyandır. Hem de öyle yalnızca Müslümanlığından ötürü değil. Biz Avrupalılar, kimiz? Sorusunu 5000 yıllık tarih bakışıyla araştırdıklarına göre, Türkler dendiğinde hafızalarında İskitleri, Hunları, Moğolları… yani “barbarlığımızı” canlandırmalarından ötürü…

*

Nasıl oldu da, başlıca sözcüleri “çok sağlam eğitim” almış olan küreselci ve Avrupacılar, AB için yürütülen bu yüksek tarih felsefesi tartışmalarından hiçbir sonuç çıkaramadılar?

*

Bu soruya verilen bir karşılığı biliyorum: Çünkü bu dediğin AB’deki görüşlerden yalnızca biriydi; bununla mücadele eden başka bir görüş vardı; biz onu sevdik!

O görüş, yukarıda adını andığım Ingmar Karlsson’un kitabında savunuluyor. AB’nin misyonu gelecekle ilgilidir; geçmişle değil. Şimdi mesele, ulus-devletleri ve ulusalcılığı kırmak; buna karşı bölgecilikleri ve etnikçiliği besleyelim. Yalnız Avrupa’da değil, dünyanın dört bir yanında ulus-devletlerin bölgelere bölünmesini ve kültürel özerklik tutkusunu fonlayalım.

Öyle de yaptılar:

Bizdeki NUTS’lar, istatistiki bölge ya da bölge kalkınma ajansları bu gayretlerin ürünü oldu. Bölgesel farklılaşmayı teşvik, etnik farklılaştırma destekleriyle örüldü. İşin etnik, kültürel özerkleştirme kısmını Euromosaic adı verilen proje üstlendi. Bu çabaların ‘en iyi uygulamalar’ listesinde örneğin, Letonya’da 20 kişinin konuştuğu Livon dilinin resmi dil olarak kabul edilmesi var.

Bu yaklaşım da elbette kendi ‘tarih felsefesi’nden yoksun değil; gnothiseouton–kendini bil felsefesini bırakın falan demiyor. Diğerinden tek farkı, herkese kendi kökenini yereli-bölgesi-etniği bakımından keşfetme daveti.

Söylemediği şey ise, bu parça pinçik binlerce insan topluluğunu, hangi geniş çatı altında toplama niyetine sahip olduğu.

İpler de işte tam burada koptu.

Bu zihniyet, iktidardan ulus-devleti kovarken ‘büyük iktidar’ı kimler için hazırlıyordu?

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.