Alexa
Medya Siyaset

Bu Virüs Başka Virüs

Bu Virüs Başka Virüs

Bilim insanlarının COVİD 19’a çare bulacaklarına inanıyorum.
Bugün olmasa yarın, yarın olmazsa gelecekte, koronavirüsle mücadele başarıyla sonlanacaktır.
Ancak insanın var oluşundan günümüze kadar gelen, kanımı donduran, toplumu teslim alan “cahillik virüsü,” egemenliğini sürdürecek gibi görünüyor.
Sağa bakıyorum virüs, sola bakıyorum virüs, arkaya bakıyorum virüs, öne bakıyorum virüs…
İçeriye bak virüs, dışarıya bak virüs…
Siyasete bak virüs, siyasetçiye bak virüs…
Yalancılık virüsü biz de!
Vicdansızlık virüsü bizde!
Namussuzluk virüsü biz de!
Aldatma virüsü bizde!
Boşvermişlik virüsü biz de!
Hile virüsü, arsızlık virüsü, pişkinlik virüsü, yağcılık virüsü, yandaşlık virüsü…
Siyaset virüsü ile tanışalı çok oldu; fakat ne aşısı, ne ilacı hala bulunamadı.
El yıkamakla, mesafeli durmakla, fiziki teması kesmekle başedilmiyor.
İyi insan, doğru siyasetçi, bilinçli seçmen istiyor.
Siyaset virüsü, cahilimizin aklını çeliyor, gözünü kör, vicdanını yok ediyor.
Yalanı gerçek, eğriyi doğru gösteriyor.
Dil de din-iman-dua, Allah, Kur’an söylemi ile alavera-dalavera dolandırıcılık, özde mal-mülk, para-pul, şan-şöhret davası…
Bilim çaresiz, halk çaresiz, namus çaresiz, ahlak çaresiz…
Akıl kirli, siyasetçi kirli, oy atan eller kirli, oy sayan gözler kirli…
İnsanı kirlenmiş, duygular kirlenmiş, kurumlar kirlenmiş, partiler kirlenmiş…
Ticaret kirli, tüccar kirli…
Mal kirli, üretim kirli…
Söz kirli, eylem kirli…
Yol bozuk, yordam bozuk…
Sabun kar etmez, su yetmez, kolonya geçirmez…
Huy değişmeden, ahlak düzelmeden, vicdan tazelenmeden ne yapsak nafile…
Hepimizi tehdit eden virüsüne karşı koymada bile yanyana gelemedik!
“Ellerini ovuşturanlar”, “virüsün yayılmasını isteyenler”, “bayram edecekler” varmış!
Yine öfke, yine ötekileştirme, yine kamplaştırma…
Kibarlık yok, hoşgörü yok, anlamak yok, dinlemek yok, paylaşmak yok…
Saygı, sevgi, edep, erkan unutulmuş…
Kirli siyaset, kirli siyasetçi, kirli söylem!
Ben, ben, ben…
Ben yaparım, ben düşünürüm, ben çözerim…
Karantinaya da ben karar veririm, sokağa çıkma yasağını da ben koyarım.
Yardımı da ben toplarım, paketi de ben yollarım…
Sana ne oluyor?
Sen kimsin?
Otur oturduğun yerde!
***
Böyle mi “bir” olacağız?
Böyle mi “diri “kalacağız?
Merkezi yönetim de, yerel yönetimler de yardım toplasa, zor durumdaki halka dağıtsa ne olur?
Din mi elden gider, beynamazlar mı çoğalır, kafirler mi dünyaya egemen olur?
Ne bu şiddet, bu celal?
AK Partili, CHP’li, MHP’li, İyi Partili, HDP’li Belediye başkanları toplanıp konuşsalar, “bizden”, “onlardan” demeden, kimsesizlere sahip çıksalar iyi olmaz mı?
“Paralel devlet” benzetmesi yapmak doğru mu?
İktidar sivri dilden, ağır sözlerden vazgeçmeli.
Muhalefetle konuşmalı, mualif dernek ve meslek kuruluşlara elini uzatmalı.
Bilim Kurulu’nun kararlarını ertelemeden uygulamalı, çelişen yaptırımlardan kaçınmalıdır.
Aksi halde;
Sadece “can” değil; aklı, bilimi, hoşgörüyü, iyiliği, güzelliği, kardeşliği, dayanışmayı, erdemi kısaca insanlığımızı kaybederiz.
Geçmişte de, bu tür salgınlara aldırış etmemiştik.
KOLERA salgınında, AİDS salgınında, yaradana sığınmış; “bize bişey olmaz” demiştik!
Ölen öldü gitti, kalan sağlar yanlış yolda yürümeye devam etti.
Hesaplaşmayı unuttuk, yüzleşmeyi unuttuk, bilimi unuttuk…
Kaderci toplum olduk, vesselam.
1930’lı yıllarda dünyaya aşı gönderen ülkeydik, aşı üreten kurumumuzu kapattık, aşı alan ülke olduk

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ