Alexa
DOLAR
7,4642
EURO
9,0240
ALTIN
438,14
BIST
1.524
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Çok Bulutlu
6°C
İzmir
6°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Çok Bulutlu
7°C
Salı Parçalı Bulutlu
6°C
Çarşamba Az Bulutlu
8°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
12°C

Bürokrasinin Perişan Hali ve Büyükelçi Atamaları

Bürokrasinin Perişan Hali ve Büyükelçi Atamaları

Basına yansıyan son büyükelçi atamaları liyakat ve kariyer sisteminin yeniden tartışılmasına vesile oldu. Dışişleri Bakanlığı’nın özel konumuna değinmeden önce, bürokrasinin mevcut haline genel olarak bakmakta yarar var.

Bürokraside ağır tahribat yapıldı

AKP iktidarı “her türlü vesayeti ortadan kaldırmak” bahanesi ile Türkiye’nin kurumsal yapısını çökertti. Bu yıkımdan bürokrasi de nasibi aldı.

Türk bürokrasisi geleneksel olarak büyük ölçüde siyaset dışında kalmayı başarmış bir yapıydı. Bakanlıklarda ve bağlı kuruluşlarda yüksek makamlara erişmenin ana kriteri liyakat olduğundan, çalışan ve üreten memurlar bunun semeresini mutlaka alırdı.

Önemli pozisyonlara atama yaparken liyakatli eşitler arasında tercih kullanmak elbette siyasi iktidarın her zaman ihtiyarında olan bir husustu.

Bakanlıklarda liyakat sisteminin işlemesinin güvencesi müsteşarlık makamıydı. Müsteşar, özellikle kariyer sisteminin yerleşik olduğu Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Maliye gibi bakanlıklarda çok önemli bir yüksek bürokrattı. Mesleğin en tepe noktasını oluşturan bu makama erişmek için, kurum içindeki mesleki kademeleri başarıyla geçmiş olmak gerekirdi. Bakanlığı, siyasi iktidarların yapmaya teşebbüs edecekleri tahribata karşı koruyan, kurum içi oluşturulacak politika seçeneklerini, hoşlarına gitmese de, siyasi yönetimlere karşı cesaretle savunabilecek güce sahipti. Değişik fikirlerin karşılaşmasıyla, sağlıklı politikalar üretilmesi mümkün olmaktaydı.

AKP, güçlü müsteşarı, kurduğu “tek adam” rejimi ile bağdaşır bulmadı. Nitekim, “yeni rejim” yerleştirilirken ilk yaptığı işlerden birisi bakanlıklardaki müsteşarlık makamını ortadan kaldırmak oldu. Müsteşar yerine, “bakan yardımcısı” kılıfı altında, doğrudan AKP tarafından sistem dışından atanmış “parti komiserleri” bürokrasinin başına konuldu. Bunun sonucu, bakanlıklar ve bağlı kuruluşlar siyasi iktidarın keyfi uygulamaları karşısında tamamen korumasız kaldı. Tümüyle rafa kaldırılan liyakat ve kıdeme dayalı meslek içi yükselmenin yerini, siyasi yönetime yaranma kriteri aldı. Böylece, lâyık ve nitelikli olmayan (hatta memuriyet geçmişi de hiç bulunmayan) kıdemsiz ve deneyimsiz “evet efendim”ci koyu particilerin bürokrasinin en yukarılarına atanmalarının yolu açıldı. Bu “kritere” uyum sağlayamayanlar ise sistem dışına çıkarılarak unutulmaya terk edildi.

Dışişleri Bakanlığı çok zarar gördü

Bu yeni bürokratik yapıdan en fazla zararı, kıdeme ve liyakate dayanan meslek yapısını onyıllarca korumayı başarabilmiş olan Dışişleri Bakanlığı gördü.

Türk diplomasinin dünyada kabul gören başarısında, Dışişleri Bakanlığı’nın kendisini iç siyasi çekişmelerden ve müdahalelerden önemli ölçüde koruyabilmesinin önemli etkisi vardır. Bu sayede bakanlık, siyasi yöneticilerin nabzına göre şerbet vererek değil, özgür ve bağımsız değerlendirmeler yaparak, iktidarlara doğru politika seçenekleri sunabilmiştir.

Bakanlık bürokrasisi, genç yaşlarından başlayarak, savaş bölgelerinde, totaliter rejimlerle yönetilen ülkelerde, aşiret devletlerinde, demokrasi dünyasında görev yaparak mukayeseli deneyim ve gözlem yeteneği kazanmış kadrolardan oluşur.

Güçlü Dışişleri Bakanlığı müsteşarları kurum içinde geliştirilen politika seçeneklerini siyasi yönetimler önünde doğrudan ve cesaretle savunabilmiş, iktidarların bakanlığın liyakat, kıdem ve deneyime dayanan bürokratik yapısına müdahale girişimleri önünde de durabilmiştir.

Bakanlık üst yönetim kadrolarının taşıdığı “büyükelçi” unvanı, zannedildiği gibi kolay ulaşılabilen bir unvan değildir. Bakanlığın gelenekleri, usta-çırak ilişkisi çerçevesinde, içeride ve dışarıda çeşitli görevlerde özveriyle en az yirmi-yirmibeş yıl deneyim kazanan meslek mensuplarının, dışarıdan kayırma yoluyla değil, kurum için yapılan nesnel değerlendirme sonucu büyükelçi olarak görevlendirilmeleri şeklinde gelişmiştir.

Bunlar, Ankara’daki uzun avukatlık yaşamım süresince ve milletvekilliğim döneminde bizzat şahit olduğum hususlardır

Yukarıda özetle değinilen özelliklerin aslında geçmiş zaman kipi ile yazılması gerekirdi. Zira, artık bunların hiçbirisi geçerli değil. “Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı” makamı da yok edildi. Bakanlık teşkilatı, atamalar ve terfiler kurum dışından atanmış, konulara ve ihtiyaçlara yabancı kişilere emanet edilmiş durumda.

Meslek dışından atanan büyükelçilerle sağlıklı politikalar üretilemez

Son yıllarda dönemsel olarak yapılan büyükelçi atamalarıyla, meslek dışından atanmış çok sayıdaki büyükelçiye sürekli yenileri ekleniyor.  Meslek dışından olan büyükelçilerin uluslararası diplomatik ilişkiler, teamüller ve usuller hakkında deneyim ve fikirleri olmadığı gibi, bu şahısların eş-dost-akraba kayırmacılığı ve ideolojik yakınlık ile atandıkları görülüyor. Örnek vermek gerekirse, “Bakara Makara” diyerek İslam dniyle alay eden, rüşvet aldığı sabit bir şahıs, Büyükslçi olarak atandı.   Böyle atamalar diplomasi geleneklerini koruyan, kurumsal yapıları sağlam, köklü devletlerde olmaz.

İç ve dış teşkilatının şimdiki yapısı ile, bakanlık, siyasi yönetime doğru yolu gösterme yeteneğini kaybetmiş haldedir. Kurum dışından atanan büyükelçiler, Ankara’daki siyasi karar alıcıları ideolojik takıntılardan uzak, bağımsız ve cesur değerlendirmelerle doğru yönlendirmek yerine, kendilerini hak etmedikleri görevlere atayanların nabzına göre şerbet vermekten kurtulamazlar. Böyle bir yapıda sağlıklı politikalar üretilemez.

Biden yönetiminde Trump’ın ABD kurumlarına verdiği zarar giderilecek

Benzer bir tahribat Trump döneminde genel olarak ABD bürokrasisinde ve özel olarak da dışişleri bakanlığında yaşandı. Kariyerden yetişmiş kadrolar dışişleri bakanlığını terk eti. Yerlerine, merkezde ve yurt dışında Trump’ın meslekle ilgileri olmayan “yes man”leri getirildi. O kadar ki, meslekten yetişmiş bazı tanınmış emekli büyükelçiler bakanlıkta yaşanan yıkımı onarabilmek amacıyla geniş kapsamlı bir reformun ön hazırlıklarını şimdiden yaptılar. Biden yönetiminin kurumları yeniden güçlendireceği ve uluslararası ilişkilerini de, Trump’ın aksine, bu kurumları kullanarak yürüteceği şimdiden belli.

ABD’de tablo böyle iken, Türkiye, aksi yöndeki ısrarını sürdürüyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dışişleri bürokrasisinden yetişmemiş, kurumun işleyişine yabancı, o sebeple, doğrudan kendisi ile çalışmayı yeğleyecek meslek dışından bir büyükelçiyi Vaşington’a atadı. 1950’lerden beri ilk kez meslekten olmayan bir büyükelçi Vaşington’da görevlendiriliyor. Son örnek Suat. Hayri Ürgüplü idi. ABD’deki gelişmenin aksine, bu atama ile, iki ülke ilişkilerinin yürütülmesinde, Türkiye tarafında, dışişleri bakanlığının, dolayısıyla kurum içinde birikmiş deneyimin dışlanmış hali sürecek. Bu durumun Türkiye’nin aleyhine sonuçlar yaratması kaçınılmaz olacak.

Doğru tayinlerde iktidarın hakkını verelim

Ancak, iktidarın hakkını yine de verelim. Önemli iki başkent olan Berlin ve Paris büyükelçiliklerine meslek içinden çok isabetli tayinlerin yapıldığı genel olarak kabul görüyor. Berlin’e Almanya’yı ve Almancayı çok iyi bilen genç nesil bir büyükelçi; Paris’e ise, döneminin parlak memurlarından olduğu bildirilen keza genç nesilden bir büyükelçi atanıyor. Öte yandan, Paris’e atanan büyükelçimizin Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Paris’deki eğitim dönemlerinde sınıf arkadaşı olduğu bildiriliyor.

Yorumlar
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Tamamen NESNEL ve SOMUT, gerçek YURTSEVER ve MÜKEMMEL bir analiz ve sentez. Çok değerli yazarı sevgili Şahin MENGÜ’ye özel tebrikler ve en mutlu ve kutlu bir yeni yıl ve nice yıllar.
    Eski ve yeni BOP’cular ve bunlara bağlı açık ve gizli KOL’cular tarafından MONŞERLER denerek aşağılanmış üstün ve özgün diplomatların ve tamamen felc edilmiş olan hepsi de çok değerli ve Atatürk’cü dışişleri kadrolarının gereken insani,vatani,milli, hukuki ve ahlaki hesabı isteyecekleri ve ödetecekleri o ulu ve kutsal gün ve saat er veya geç ama mutlaka gelecektir.