Alexa
Medya Siyaset

Çamlıca Camiinde Namaz Kabul Olur Mu?

Çamlıca Camiinde Namaz Kabul Olur Mu?

İstanbul’un en yüksek noktası olan Çamlıca Tepesi’ne bir cami yapılıyor. Planlamaya göre caminin açılışı bu yıl Ramazan ayında gerçekleştirilecekti. Hatta açılış, egemen dinsel anlayışta Kadir Gecesi olarak kabul edilen Ramazan’ın 27. Gününün gecesine denk getirilecekti. Lakin anlaşıldığı kadarıyla yapım gecikti ve açılış, istenen tarihe yetiştirilemeyeceği için ertelendi.

Şöyle bir soru sorsam ve desem ki, adına cami denilen yahut cami ismi verilen her yapı / bina gerçekten cami midir?

Peki, cami nedir, diye sorsak verilecek yanıt belli mi?

Elbette: Müslümanların ibadethanesi…

Müslümanların ibadethanesi gerçekten cami adını mı taşır?

Cami adı verilen her bina gerçekten bir İslam mabedi olma vasfını taşır mı yahut taşıyor mu?

Ve nihayetinde en sarsıcı soruyu soralım:

Çamlıca Tepesi’ne yapılan bina bir İslam mabedi midir? Yoksa başka bir şey midir?

Mesela şirk dininin bir tapınağı olabilir mi?

Bu sorulara doğru yanıtı nasıl ve neye dayanarak verebiliriz?

Doğru yanıt için kaynağımız Kur’an olmalıdır.

Peki, Kur’an’a nasıl dayanacağız?

Elbette önyargısız bir biçimde…

Kur’an, ibadethane / mabet konusunda neler diyor, hangi ilkeleri ortaya koyuyor?

Öncelikle bir yerin İslam mabedi olarak kabul edilebilmesi için Kur’an’a göre orada takva olmak zorundadır. Zira Kur’an’da  Uyarı Bölümü 108. Sözde / Berae Suresi 108. Ayette şöyle deniliyor:

“…İlk günden temeli takva üzerine kurulu olan mescid…”

Nedir takva?

Yüksek sorumluluk duygusu içinde Allah’a bağlılık, onun buyruklarına uyma ve yasaklarından kaçınma bilinci…

Peki, Çamlıca Camiinde takva görebiliyor musunuz?

Tam tersine ben o camide takva değil, kibir görüyorum, şatafat görüyorum, güç gösterisi ve meydan okuma görüyorum.

Kibrin göstergesi şu ki, İstanbul’un en yüksek tepesine yapılıyor.

Şatafat göstergesi şu ki, son derece masraflı ve lüks bir bina yapılıyor.

Güç gösterisinin göstergesi şu ki, o bölgede böyle bir camiye ihtiyaç olmamasına rağmen o cami yapılıyor.  Zira yapılan caminin yakınında nüfus kesafeti son derece az. Oysa cami 63 bin kişilik…

Meydan okumanın göstergesi şu ki, siyasi iktidar bu bina ile muhaliflerine kutsal değerler üzerinden psikolojik baskı yapıyor.

Oysa İslam’da bunlarının hiçbirine onay yok.

İslam mabedi ancak takva üzerine kurulur.

İslam mabedinde de ancak yukarıda geçen ayette de belirtildiği gibi “temizlenme arzusu duyan müminler”  ibadet eder. Zira “Allah temizlenenleri sever.”

Soralım: O caminin yapımında kamu ihaleleri alabilmek için verilmiş rüşvet paraları kullanılıyor mu?

Soralım: O caminin yapımında büyük hırsızların sözde bağışları var mı?

Soralım: O caminin yapımında Allah rızası mı yoksa sarayın takdirini kazanma duygusu mu hâkim?

Eğer bir cami takva üzerine kurulmadıysa ne üzerine kurulmuştur?

Elbette ki riya üzerine kurulmuştur.

Riya üzerine kurulan bir bina İslam mabedi olabilir mi?

Elbette olamaz!

Peki, o bina hangi inancın mabedi olur?

Şirk dindarlığının…

Kur’an, İslam mabetlerine  “Mescid” ve “Mesacidullah” diyor. Yani; Allah’ın mescitleri…

Allah’ın mescitleri, müminlerin ibadet yeridir. Devlet ricalinin nutuk atacağı yer değildir.

Allah’ın mescitleri, yalın ve mütevazi mekanlardır. İhtişamlı saraylar değildir.

Allah’ın mescitlerine tevazu ve ihlas hakimdir. Riya ve şatafat değil!

Allah’ın mescitleri, helal parayla, alın teriyle inşa edilir. Bağış görünümlü rüşvetlerle değil!

Allah’ın mescitleri, en yoksul müminin evinden daha ihtişamlı olamaz.

Allah’ın mescitleri, evsize ev, yurtsuza yurt olabilen mekanlardır.

Allah’ın mescitleri başı dara düşenin sığınacağı sığınaklardır.

Allah’ın mescitleri süfli politik vaazların verildiği siyasi hizip arenası değildir.

Allah’ın mescitleri, kendisini niteleyen bir sıfat sözü olan cami sözündeki gibi toplayıcı, kucaklayıcıdır. Bölücü, ötekileştirici, dışlayıcı değil!

Allah’ın mescitleri, zulme ve zalime karşı çıkmanın öğretildiği okullardır. İktidara biat etmenin ve otoriteye teslim olmanın zerkedildiği kötü amaçla kullanılan laboratuvarlar değil!

Allah’ın mescitlerinde halkın sorunları konuşulur. Siyasi iktidarın propagandası değil!

Allah’ın mescitleri, sultanların yahut halife sanlı kralların / padişahların güç gösterisi için inşa etikleri tapınaklar değildir.

Allah’ın mescitleri, Hz. Muhammed’in; “tüm yeryüzü bana mescit kılındı!” hadisi gereği bütün cihandır. Temiz olan her yer mescittir. Mescit illa ki bir bina olmak zorunda değildir. Allah’a secde edilen her yer mescittir. Zira mescit demek, secde edilen yer demektir. Bu sözün Türkçesi “secdelik” sözcüğüdür. Allah’ın mescidi ifadesi için Allah’ın secdeliği demek belki de anlaşılırlık açısından daha doğrudur.

Allah’ın mescitlerinde namaz kılınır. Namaz ki bir diriliş hareketidir. Uyuşukluk ve süfli bir boyun eğiş değil! Allah’ın mescitlerinde içi boşaltılmış ve yozlaştırılmış namazlar değil Muhammedî İslam’ın devrimci bir eylemi olan Kur’anî namazlar kılınır.

Allah’ın mescitleri,  Uyarı Bölümünde / Berae Suresinde adı geçen “dırar mescitleri” değildir.

O dırar mescidi ki, münafıkların İslam’ı ve Müslümanları bölmek, peygambere pusu kurmak ve fitne fücur yaymak için inşa ettikleri İslam mabedi görünümlü bir şirk tapınağıydı.

Nitekim Hz. Peygamber, Allah’ın işaret ve uyarısıyla dırar mescidini yerle yeksan etmişti.

Ve Allah’ın mescitleri, mimari bakımdan da başka dinlerin tapınaklarının taklidi olamaz. Oysa Emevilerden bu yana cami denilen mekânlar pek çok bakımdan ateşperestlerin ateşgedelerini ve Hıristiyanların kiliselerini andırmaktadır.

Peygamberimizin mescitlerinde olmamasına rağmen camilere minare adı verilen kuleler eklendi. Oysa bu kuleler ateşperestlerin ateşgedelerinde sürekli ateş yakılan yerleri çağrıştırmaktadır. Nitekim minare sözü de ateş yanan yer anlamına gelmektedir. Biliyoruz ki, camilerin minarelerindeki “şerefe” denilen bölümlerde ateşler yakılmak / kandiller yakılmak suretiyle ışıklandırma yapılırdı. Günümüzde ise bu elektrikle ışıklandırma biçimine döndü. İşte ateşgedelerde de böyle sönmeyen ışıklar / ateşler yakılırdı. Emeviler bunu İran’ın fethi sırasında öğrendiler ve mescitlere ilave ettiler.

Yine bazı görüşlere göre de minareler aslında Hıristiyanların kiliselerindeki çan kulelerinden esinlenilerek yapılmıştır. Bunları pek çok İslam sanat tarihi uzamanı dile getirmektedir. Nitekim ilk minare Mısır’da, Muaviye’nin Mısır valisi Mesleme tarafından 673 yılında yapılmıştır. Minare inşası konusunda o bölgedeki kiliselerin çan kulelerinden esinlenildiği açıktır.

Camilere eklenen kubbeler de kilise kökenlidir. İslam’dan yüzyıllar önce inşa edilen Ayasofya Kilisesi’ndeki kubbe de Emevilerce taklit edilerek camilere eklenmiştir.

Tekraren ifade edelim ki, peygamber dönemindeki mesacidullah’ta ne kubbe ne de minare vardı.

O halde iman ve ihlasla gerçeği söylemekten geri durmayalım ve tekrar soralım:

Sultanların, kralların, padişahların gövde gösterisi ve güç ifadesi olarak yaptırdıkları binaları İslam mabedi olarak nitelemek Kur’an’daki “mescit” kavramına uygunluk arz ediyor mu?

Bu soruya iman, ihlas ve takva kavramları çerçevesinde müspet yanıt verebiliyor muyuz?

Yazımızı Kur’an’ın kılavuzluğuyla bitirelim; Uyarı Bölümündeki / Berae Suresindeki 107- 108 – 109 ve 110. sözler / ayetler bize ne söylüyor, kulak verelim:

“Zarar vermek, inkâr etmek, inananların arasını ayırmak, Allah ve elçisine karşı daha önce savaşmış olan kişiye gözcülük yapmak üzere bir secdelik kurup; “Biz sadece iyilik yapmak istedik,” diye yemin edenler vardır. Onların yalancı olduklarına kuşkusuz ki Allah tanıktır.”

“Böyle bir secdelikte sakın yakarışa / namaza durma! Daha ilk gününde Allah’tan sakınma / takva üzerine kurulan bir secdelik, içinde yakarışa / namaza durman için daha uygundur. O secdelikte temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır. Kuşkusuz Allah, temizlenenleri sever.”

“Yapısını Allah’tan korku ve rıza üzerine kuran mı hayırlıdır, yoksa yapısını bir uçurumun kenarına kurup onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Kuşkusuz, Allah, zalimler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.”

“Yaptıkları bina, kalpleri parçalanıncaya dek yüreklerinde bir kuşku olarak kalacaktır. Elbette ki Allah gereğince bilendir ve erdemli bilginin kaynağıdır.”

Şimdi ey okuyucu, kalbine sor bakalım; Çamlıca Camii’nde namaza duracak mısın?

 

CEMİL KILIÇ

İLAHİYATÇI YAZAR

Cemil Kılıç

Cemil Kılıç

1975 yılında İstanbul'da doğdu. Sinop nüfusuna kayıtlı. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbul'da tamamladı. İstanbul'da Küçükköy İmam Hatip Lisesi'nin ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümü'nü bitirdi. 1998 yılında aynı üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji Anabilimdalında Yüksek Lisans eğitimine başladı. 1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında; "Ümmet Sisteminden Ulus Devlete Geçişte Harf İnkılabının Kültürel Değişim Üzerine Etkileri" teziyle Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Atatürkçü Düşünce Derneği Fatih Şubesinin kurucuları arasında yer aldı. 13 Ağustos 2017 tarihinde "Atatürkçü, Cumhuriyetçi İlahiyatçılar" adıyla kurulan oluşuma öncülük etti. "Anlamak İçin Türkçe Kur'an" adlı meal çalışması da dahil yayınlanmış 9 kitabı bulunmaktadır. İslam bu kitabı yayınlanmıştır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Mualla dedi ki:

    Rahmetli Yaşar Nuri hocanın ülkemizde açtığı yoldan gittiğini (ilk yolu Atatürkümüz açmıştı, nasıl tıkandığını bilirsiniz) düşündüğümüz ve Kuran tercümesi dahil kitaplarını aldığımız, ilerici bir ilahiyatçı olan Cemil Kılıç’ı sevgiyle selamlarız! Malum caminin adının, 3-5 km.ötedeki Şakirîn Camisine atfen; Kafirîn Camisi olarak konulması uygundur.Hem kafiye,hem de anlam açısından…(kafir:gerçekleri örten)

BİR YORUM YAZ