Alexa
Medya Siyaset

Can Kardeşim

Can Kardeşim

Sen dünyaya geldiğinde, ben altı yaşındaydım.

Sen kundakta, ben oyun çağındaydım.

Annem, ev işlerine dalınca, seni bana emanet ederdi.

Seni, babamın duvara mıhladığı beş beşiğe yatırır, türkü eşliğinde sallar ve uyutuyordum.

Seni ne kadar erken uyutursam, benim de o kadar oyun oynama zamanım olacaktı.

Sokaktaki oyun arkadaşlarımla buluşacaktım.

Hiç unutmadım; oyundayken annem çağırısı ile eve döndüm, ama nasıl kızgınım bir bilsen.

Sen beşiktesin, annem beşiğin ipini bana verdi, seni sallamamı istedi ve gitti.

Seni öyle bir hızla sallamışım ki; sen beşikten düştün.

Hem sen ağladın, hem ben.

Sen acıdan; ben,  korkudan ağlamıştık.

Neyse ki, sana bir şey olmadı.

İkimiz de bu kazayı ucuz atlatmıştık.

Çocuk kalbimin saflığı ve temizliği ile seni çok, gerçekten çok seviyordum.

Bakışın sevimli, kokun hoştu.

Bir yaz günüydü, ellerimle yaptığım kendisi tahtadan, tekerleği tahtadan oyuncak bir arabam olmuştu.

Annem seni kundaklamış ve işe dalmıştı.

Seni, kucakladım ve dışarıdaki oyuncak arabama yatırdım.

O kadar küçüktün ki, hiç zorlanmamıştım.

Arabama bağladığım ipin ucunu tuttum ve çekmeye başladım.

Evimizin önünden başlayan yolculuğumuz uzadı gitti.

Ben araba kullanan şoför gibi mutluydum, sen de hiç ağlamamıştın.

Yolculuğumuz evimizden en az iki kilometre uzaktaki bir köy evinde sona ermişti.

Ailece görüştüğümüz ve babamın iş arkadaşının evine varmıştık.

Evin iki büyük kızı şaşkın vaziyette seni kucakladıkları gibi odalarına almıştı.

Altını açtılar, seni yıkayıp temizlediler, su verdiler, sanıyorum sütte içirdiler.

Bir süre orada dinlendikten sonra eve dönüş yolculuğumuz başladı.

Kızlar, seni oyuncak arabama yerleştirmeden önce arabamın altına battaniye serdiler, bir de küçük yastık koydular ve seni arabama yatırdılar.

Geldiğimiz yoldan geri döndük.

Sağ, salim evimize varmıştık.

Annem, haklı olarak bana bağırıyor, yakalasa iyice benzetecek.

Karanlık basıncaya kadar eve dönmemiştim.

***                       ***

İlkokula yeni başlamıştın.

Şimdi anımsayamadığım, sağ ya da sol gözünde şaşılık vardı.

Demiryollarının doktoru seni Ankara’daki hastaneye sevk etmişti.

Babamla gittiniz.

Babam seni hastanede bırakıp geri dönmüştü.

Ailece üzülmüştük.

Sen, o yaşta, yalnız başına ameliyat olmuştun.

Mahalleliler seni kahraman gibi karşılamıştı.

***                       ***

Sen liseye başladığında, ben üniversiteli olmuştum.

Aynı yıl ablan öğretmen okulunu bitirmiş ve köye tayin olmuştu.

Annem, onunla birlikte köye yerleşmişti.

Babam, demiryolundaki işini sürdürüyor, bazı geceler işi gereği eve gelemiyordu.

Sen, o yaşına, onca deneyimsizliğine rağmen evimize baktın, babamın yemeğini yaptın, okuluna devam ettin.

Denetimsizdin, fakat çok sorumlu davrandın.

Başarılı bir öğrenci olmuştun.

Lise’de, şiir yarışmasına katılmak için benden şiir seçmemi istemiştin.

Ben de Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Memleket İsterim”  adlı şiirini sana vermiştim.

Okumuş ve birinci olmuştun, sevincini benimle paylaşmıştın.

***                       ***

Liseyi bitirmiştin, iş arıyordun.

Bir arkadaşımın önerisiyle PTT sınavına girmiştin.

Artık PTT memuruydun.

Her gördüğümde bana ve arkadaşıma teşekkür ediyordun.

***                       ***

Evlendin, iki erkek çocuğu annesi oldun.

Kendini çocuklarına adadın.

Onların hem annesi, hem öğretmeni, hem arkadaşı oldun.

Kelimenin tam anlamıyla, yemedin yedirdin, içmedin içirdin, giymedin giydirdin, gezmedin gezdirdin.

Saçını süpürge eden anne oldun.

Soğan ekmek yedin, kimseye bildirmedin.

Kazandığını çocuklarına gönderdin.

Yokluğa da tanık oldun, yoksulluğa da.

Ama başardın.

İki çocuğunu da, Türkiye’nin en iyi üniversitesinde okuttun ve mezun ettin.

Çocuklar işe başladı, sen rahatladın.

“Ben rahatladım fakat ülkem rahat değil” dedin.

Siyasete girdin.

Gece demedin, gündüz demedin, uzak demedin hep koşturdun.

Kadın kollarında, mahalle temsilciliğinde çalıştın.

Delege oldun.

Kapı kapı dolaştın. Mitinglere katıldın. Binlerce bildiri dağıttın.

Görme engelli bir genci her gün iki saat ders çalıştırdın.

O genç’i de üniversiteli yaptın.

Aklı ermezlerin, okuyup öğrenmezlerin siyasette söz ve yetki sahibi olmalarına isyan etmiştin.

“Abi bu nasıl iş? Koşturan biz, konuşan biz, cefayı çeken biz, zoru çeken biz, parsayı toplayan vefasızlar, omurgasızlar” diye dert yanmıştın.

Çok ince, çok kibardın.

Kırılırdın sezdirmezdin, küserdin sürdürmezdin.

Hayatın romanlara sığmaz be can kardeşim.

Önce eşini yakalamıştı o amansız hastalık.

LÖSEMİ.

Çok ağladın, çok üzüldün biliyorum.

Birlikte derman bulma yollarını araştırırken, sen karaciğerinden rahatsız olmuştun.

Karşı çıkmamıza karşı, eşinin yanına, hastaneye refakatçi olarak gittin.

Kimsenin giremediği oda da günlerce durdun.

Eşin yatakta, sen eşinin başında kitap okudun, onu teselli ettin.

Kendi hastalığını önemsemedin.

Eşini kaybettin, cenazesine katılamadın.

Biliyorum için yanıyor, kadere isyan ediyordun.

***                       ***

Ben de isyan etmiştim; iyilik meleği kardeşim bunu hak etmemişti.

O, özverili, fedakâr, cefakâr kardeşim, gözlerimin önünde eriyordu.

Doktor, doktor koşturduk.

Kimyasal tedavi dâhil, tüm ilaçları kullandık.

Ama nafile, kader bildiğini okudu.

Azrail, SENİ bizden aldı götürdü.

***                       ***

O, şimdi anılarda yaşayacak, fotoğraflarda bizimle beraber olacak.

Sevgili kardeşim Aysen Durgun Öz;

Sen canımdın, sen arkadaşımdın, sen sıcak elim, sarılan kolumdun

Gözün arkada kalmasın. Çocuklarını dert etme.

Onlar, senden bana kalan emanettir.

Önce dayılarıydım, şimdi hem dayı hem babalarıyım.

İki oğlum vardı, dört oldu.

Bu can, bu tende kaldığı sürece onlar benim de çocuklarımdır.

“Ağlamayın” demiştin.

Ağladım sevgili kardeşim.

Kardeş acısı, başka acılara benzemiyormuş.

Canımdan, can kopmuş gibiyim.

Editör Notu: Sitemizin aydın yazarı,değerli öğretmenimiz Celal Durgun ve ailesine başsağlığı dileriz. 

 

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ