Alexa
Medya Siyaset

Çanakkale’nin Anlamı

Çanakkale’nin Anlamı

Birinci Dünya Savaşı içinde yer alan Çanakkale Cephesi, İtilaf güçlerinin İstanbul’u ele geçirerek Osmanlıyı savaş dışı bırakmak, Rusya’ya yardım göndermek, Balkan devletlerini kendi tarafına çekmek ve savaşı kısa sürede sonlandırmak için açtığı bir cephedir.

3 Kasım 1914-18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı’nda yaşanan deniz savaşlarıyla, Gelibolu yarımadasında 25 Nisan 1915’ten son İtilaf askerinin adayı terk ettiği 9 Ocak 1916 tarihine kadar yapılan kara savaşlarıdır. Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır. Öz yurdunu korumak için şahlanan yaralı bir ulusun dirilişinin, o dönemde sayı ve maddi açılardan üstünlüğü tartışılmaz olan düşmanlarını yendiği, onları felce uğratarak Çanakkale’den geçit vermediği bir savaştır.[1]

Çanakkale Savaşı’nda kendilerini medeni dünya olarak gören sömürgeci devletlerin ihtiraslı ve saldırgan kararları, nice canların kıyımına yol açmıştır. Nice yiğitler, hikâyeleri yazılamadan canlarını vermiş, nice yiğitlerin hikâyeleri de bu savaşa can vermiş, o medeni denilen dünyaya mertçe centilmence savaşmayı, insanlığı, merhameti öğreterek bu onurlu tarihi bize miras bırakmıştır.

Çanakkale şehitlerimizin sayılarıyla ilgili farklı rakamlar karşımıza çıkmaktadır. Bu da askeri kaynaklardaki 213 bin 882 olarak verilen kayıp ifadesinin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmıştır. Kayıp sayısının içinde şehitlerimiz dışında esir düşen, kaybolan, firar eden, hastalıktan ölen, hava değişimi alan ve yaralı olarak hastaneye gidenler de vardır.[2]Şehit sayısının 57.084, yaralı sayısının 96.847 olduğu ve yaralılardan18.746’sının hastanelerde öldüğü, bununla birlikte toplam şehit sayısının 75.830 olduğu belirtilmiştir.[3]Elbette şehitlerimizi sayılarla ifade etmek çok anlamsızdır. Çünkü SADECE BİR CAN, BİR ANNENİN BÜTÜN DÜNYASIDIR. Bu noktada devletin varlık nedeni olan milletini savaşa sürüklemeden problemleri barışa dayalı olarak çözmelerinin değeri paha biçilmezdir.

Çanakkale’nin tarih içindeki anlatımına bakıldığında; hikâyeleriyle, resimleriyle, mektupları ve şiirleriyle, Türk’ü dünyaya tanıtan bir savaş olmuştur. Çanakkale öncesinde, kendisine hasta adam da denilen Türk imajı, Çanakkale Zaferi ile değiştirilmiştir. Türkler için cesur, fedakâr, korku nedir bilmez gibi sıfatlar kullanılmaya başlanmıştır.

Bu savaş, Yarbay Hüseyin Avni’den 57. Alay’ın isimsiz kahramanlarına, Nusrat’ın komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey’den, 275 kilo top mermisini sırtlayan Edremit Havranlı Seyit Onbaşı’ya, Ezineli Yahya Çavuş’tan, Şileli Selim Çavuş’a, ailesini Balkan Savaşı’nda kaybedip askerin yanına sığınan 14 yaşındaki bombacı Ali Reşat’a kadar binlerce kahramanın hikâyesinin yazıldığı bir destan olmuştur.[4]

Çanakkale Zaferi’nin Türk milletine en büyük armağanı, şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

Atatürk, Birinci Dünya Savaşı başladığında yarbay rütbesiyle Sofya’da askeri ateşedir. Görevi devam ederken ısrarla yurda dönüp yurt savunmasında görev almak istemiş ve üst üste İstanbul’a ilettiği talepler üzerine, adeta zorlayarak görev almıştır. Çanakkale’de yeni kurulmakta olan 19. Tümen Komutanı olarak görevlendirilmiştir. Bu tümen, İhtiyat tümenidir. O, bu tümeni çok kısa bir zamanda savaşa hazır hale getirmiş, çok iyi bir şekilde sevk ve idare ederek, bağlı bulunduğu komutanlığın başında bulunan Alman General Liman VonSanders’in kararlarına, isabetli bir şekilde karşı çıkmıştır.

Atatürk’ün bu savaştaki başarısı, savunma konusunda tertiplenmesi, çıkartma yapılacak bölgeler konusundaki öngörüsü, tesadüf muharebelerindeki anlık, doğru ve tereddütsüz kararları ve emirleridir. Onun zaferleri itilaf güçlerinin yenilip Gelibolu’yu terk etmesinde köşe taşı etkisi yapmıştır. Ve en önemlisi bu savaşta Mehmetçik Mustafa Kemal’i, Mustafa Kemal de Mehmetçiği tanımıştır. Anafartalar kahramanı olarak hem yurtta hem de dünyada tanınmış, Türk İstiklalinin kazanılması ve Cumhuriyetin kurulmasına zemin hazırlanmıştır.[5]

Milli Mücadele ve Cumhuriyet yolunda lider olan Atatürk, burada bu kadar güven veren bir şekilde tanınmasaydı, herhalde Milli Mücadele’de kendisine daha az yardım ve destek bulabilirdi. Atatürk, 1919’da Anadolu’ya geçtiğinde, Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Ankara’da hep “kahraman gibi” karşılanmıştır. Amasya’da halk tarafından “kırmızı halıyla” karşılanan Atatürk’e Amasya Müftüsü, “Çanakkale’den sonra memleketi ikinci defa kurtarmaya geldiniz…” diye iltifat etmiştir.[6] Türk milleti Çanakkale ile kötü talihini yenmek için liderine kavuşmuştur.

Çanakkale Kurtuluş Savaşı’nın önsözü olmuştur. Çanakkale’de savaşıp hayatta kalabilen birçok komutan, başta Atatürk olmak üzere, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Fahreddin Altay, Selahaddin Adil, Refet Bele, İzzettin Çalışlar, Şükrü Naili Gökberk[7] gibi subaylar buradan kazandıkları tecrübe ve güvenle Kurtuluş Savaşı’na başlamışlardır. Çanakkale’den sağ olarak ayrılan askerler de Milli Mücadele’de şehit arkadaşlarına karşı duydukları mahcubiyet ve minnet duygularıyla hareket etmişlerdir.

Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Atatürk, şehitlerimiz, gazilerimiz ve onların acılı aileleri bizim varlık sebebimizdir. Birlik ve beraberliğimizin, tarihimizin ortak değerleridir. Kendimize güvenmeyip zaferleri başkalarına veya hurafelere mal etmeye çalışırsak, günümüz ve geleceğimiz için de güvenimizi kaybederiz. Mücadele ruhumuz yok olur, biz bir şey yapamayız, bizden bir şey olmaz, bizi kim kurtaracak fikri gelişmeye başlar. Bağımsızlık ruhu zayıflar. Sömürülmeye hazır hale geliriz.

Türk Milleti Çanakkale’yi daha çok okudukça, daha çok öğrendikçe, atalarıyla gurur duyup, kendine güveni artacak, bu vatanın kolay kazanılmadığını görecek ve sahip çıkma konusunda kendinde güç bulacaktır. ÇANAKKALE’DE BAŞARDIK YİNE BAŞARIRIZ diyecektir.

Türk askeri Çanakkale’de olduğu gibi her zaman ve her koşulda vatanı için gözünü budaktan sakınmamıştır, sakınmayacaktır. Ancak önemli olan onları cepheye sürmeden problemlerin çözülmesidir. Bu cumhuriyeti ve vatanı bize emanet eden başta Atatürk olmak üzere tüm komutanlarımızı, tüm şehit ve gazilerimizi ve onların acılı ailelerini rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.

Gülhan Seyhun

[1] Turhan Olcaytu, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin Tarihteki ve Ulusal yaşantımızdaki Yeri, 18 Mart 2018, https://www.alaturkaonline.com/18-mart-canakkale-zaferi-tarihteki-ulusal-yasantimizdaki-yeri/ (Erişim Tarihi 2 Mart 2018).

[2]İbrahim Yıldırım, Çanakkale Muharebelerinde Zayiat ve Zehirli – Boğucu Gaz Kullanılması, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 26, Sayı: 1, Sayfa: 261-275, 2016, s. 266.

[3]Turgut Özakman, Çanakkale, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı (95. Yıl Özel Sayısı s.9-12). https://cdn.comu.edu.tr/cms/ckalearastirma/files/201-canakkale.pdf

[4] Ulvi Keser, Milli Mücadele’nin Önsözü Çanakkale, (Erişim Tarihi:  10 Mart 2018).

http://www.anamurunsesi.com/YANSAYFA/koseyazilari/milli-mucadelenin-onsozu-canakkale-ulvi-keser.htm,

[5] Mehmet Yetişgen, Çanakkale Savaşları: Nedenleri, Sorumlusu ve Önemine Dair Yaklaşımlar, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Yıl: 13, Bahar 2015, Sayı: 18, ss. 1-35, 100. Yıl, s. 16.

[6] Sinan Meydan, Cemil Koçak Yarbay Mustafa Dediğin Mustafa Kemal mi?, 17 Aralık 2017, https://odatv.com/cemil-kocak-yarbay-mustafa-dedigin-mustafa-kemal-mi-1712101200.html, (Erişim Tarihi:  10 Mart 2018).

[7] Vahdettin Engin, Muzaffer Albayrak, Tarihin Akışını Değiştiren Savaş, Çanakkale 1915, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı yay., Birinci Baskı, İstanbul 2016, s. 205.

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. “Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık Hizmetleri, II. Dünya Savaşı Dönemi” kitabını yazdı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ