Alexa
Medya Siyaset

Cehaletin Sevmediği Gerçek Akıl Ve Bilimdir

18 Mart Çanakkale de bile İstiklal marşındaki milli heyecanın izlerini, bu ülkede Türk halkı daha yıllarca yaşamalı yaşayacak inancım budur. Karanlıklara düşmemek için birilerinin artık AKIL ve BİLİM gerçeğini görmeleri gerek. 

Cehaletin Sevmediği Gerçek Akıl Ve Bilimdir

Bilim ve sanat aklın korumasında biçimlenir işlenir daha da bir anlam kazanır, ama itibar görmediği ülkeleri terk eder.Cehaletin hızla büyüdüğü bir memlekette, önce akıl, sonra insanlık yok olur ve sonunda felaketler başlar.

Atatürk’ün unutamadığımız sözleri geldi aklıma, ” Benim mirasım akıl ve bilimdir” daima bu sözlerin ardından gitmek ve inanmak işte çağdaş değişim anlayışının özü burada değil mi?

Akıl ve bilimle inanç saygınlığını karşı karşıya getirmek son derece tehlikeli, inanç saygınlığı kişilerin kendi dünyasında biçimlenmeli, hiç bir zaman zorlanmamalı ve saygın kalmalı.

Tanrıya inanmak sözünün değil, asıl tanrının inandığı bir insan olabilmek işte bunu becerebilmeliyiz. Ama asıl yapılması gerekende inanç saygınlığının daima siyasetin dışında tutulmasıdır.

Stephen Hawking ‘in adını duymayan kalmamıştır, onu anlatmaya sayfalar yetmez, bana şimdi tanrıya inanmayan birini nasıl anlatırsın diyeceklerdir bunu biliyorum. ” tanrıyı görmedim, ama hissettim” demişti.

İnanmadığı sadece hiç birimizin yaradanı görmemiş olmamız, ama ona inanmak onu her zaman hissedebilmek değil mi?

Bugün körü körüne kendilerini din alimi olarak anlatan tacirlerin şarlatanların  türediği memlekette, ne yazık ki din topluma her zaman yanlış anlatılmıyor mu?

Bazıları sırf kendi çıkarları adına dini kullanarak toplumu yönlendirmeye çalışmıyorlar mı?

Birde buna inanan cahil eğitimsiz bir toplum varsa, işte inanç saygınlığı kendiliğinden anlamını bu tüccarlar yüzünden kaybetmiyor mu?.

Stephen Hawking  Tanrıyı hissettim derken, belkide bu şarlatanlardan daha çok anlamlı duyguları ifade etmeye çalışmış. Bu sözleri 25 Aralık 199 tarihinde söylerken onu daima tanrıya inanmayan biri olarak dünyaya yansıtanlarda bu zihniyetti. Öldüğünde medya nedense köşelerine küçücük harflerle anlamsız biri olarak yansıtmaya çalıştılar, hatta çok sayıda  yandaş medyada adı öldüğü bile  anlatılmadı. Oysa o bugün arkasında bir daha kimsenin anlatamayacağı bir miras bıraktı.

”İnsanlık Batı’nın bilimsel değerlerinden faydalanmalı, sağlıkta ve eğitimde fırsat eşitsizliği, insanların  özgür ifade haklarının engellenemeyeceği, sanatın kolaycılığa kaçanların elinde oyuncak olamayacağı, dünyanın 800 yıl içinde tükeneceğini, insanların kötülük zekalarını kullanırken insanlığın sonunu getirdiklerinin farkında olmadıklarını” anlatıyordu.

2015 yılında Avustralya da 3D teknoloji kurultayında verdiği konferansta ” İnsanlığın geleceği için uzağı keşfetmek gerek” demişti. CAMBRİDGE Üniversitesinde 24 yaşındayken yazdığı 134 sayfalık doktora tezini iki milyondan fazla insan okumuştu. Akıl ve bilimden bahsederken, keşke benim ülkemde de S.Hawking gibi değerler yaşamış olsalarda, ama yaşamış olsalarda bu gün kim onlara saygı duyacak merak ediyorum.

Bugün dünyada ilk tedavi metodunu bulan A. Bin Rıdvani, Güneş saatini bulan C. Bin Eflah’ı, Atom parçalanmasını 1200 yıl evvel söyleyen C.Bin Hayyam. Cebir kitabını yazan Ibni Rüştü, Ibni Sina. Astonomi Matematik alimi Ali Kuşcu. 18 yüzyılda ilk deniz altını keşfeden İbrahim Efendi, ve en önemlisi de dünyada ilk verem mikrobunu 150 yıl önce  Robert Koch’dan önce bulan Kambur Nesim. ve daha niceleri, acaba bugün günümüze gelene kadar hangilerini biliyoruz yada saygıyla anıyoruz.

Belki de tarihi kitapların sayfalarında yazılı, ama bu değerlerimize sahip çıkana kadar yaptığımız sadece toplumun yaşadığı mutsuzluğu korkuları. Forbes ‘in açıkladığı.  Cilt Kanserini teşhis eden çalışmalarıyla adını duyuran Canan Dağdeviren. Türk basınında sadece küçücük yazılarla yer aldı bazısı da yazmadı bile.

Sadece duyarlı bir kaç gazete ve Tv kanallarından başka, diğer tüm kanallarda yandaş basında yaşananlar yazılanlar zaten ortada. Ne akıl ne bilim, topluma yansıtılan sadece korku ve mutsuzluk. KHK, TTB, ve Akademisyenlerin hapsedilmeleri, düşüncelerini toplumla paylaşamayanların korkarak yaşadığı bir ülke olmak. Bugün AKM yıkılacak yeniden yapacaklar, bunun adına modernizim demek mümkün mü? Doğudan Batı’ya beyin göçü devam ediyor, 2019 seçimlerinden sonra ülkede oluşacak bir tablonun, aydınlığın ve çağdaşlığın,Atatürk ve cumhuriyetin izlerinin kalıcı olmasından endişe duyan bir düşüncenin, Batı’ya göç etmeye hazırlanmasını görenlerin, çıkıpta bu düşüncenin korkulacak bir yanı olmadığını, ve aksine demokrasinin insan hak ve özgürlüklerinin teminatının sağlanacağını açıklayamamaları korkuları daha da artırmıyor mu?

Özellikle siyasi otoritenin İstiklal marşını tartışılır hale getirmesi olmamalı, bugüne kadar aynı his ve duyguyla çalınırken ayağa kalktığımız istiklal marşımız. Anayasanın değiştirilemeyecek ilk dört maddesinde  koruma altındadır.

Tarihe baktığımızda hiç bir ülke tarihini anlatan milli marşını değiştirmemiş.

Ama bizim her satırında,  Atatürk’ün bu ülke adına yazdığı tarihi anlatan  İstiklal Marşının,  bunca yıl yazılı kaldığı gibi saygınlığını koruması gerek.

18 Mart Çanakkale de bile İstiklal marşındaki milli heyecanın izlerini, bu ülkede Türk halkı daha yıllarca yaşamalı yaşayacak inancım budur. Karanlıklara düşmemek için birilerinin artık AKIL ve BİLİM gerçeğini görmeleri gerek.

Prof. Dr. Levent Seçer

 

 

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ