Alexa
Medya Siyaset

Cellatlar ve Kurbanlar

Cellatlar ve Kurbanlar

İnsanlık tarihi cellatlar ve kurbanlarla doludur. Cellat deyince aklımıza acımasız, gaddar insanlar; kurban deyince de teslim olmuş zavallı insanlar gelir.Çoğunlukla kurbanlar suçsuzdur. Ama zayıftırlar, haklılıklarını kanıtlayamazlar !

Cellatları ikiye ayırmak lazım.

(1) Görünür cellatlar,
(2) Görünmez cellatlar.

Görünür cellatlar ete kemiğe bürünmüş olanlardır. Çeşitli kimliklerde çıkarlar karşımıza;kimi dost, kimi arkadaş, kimi patron, kimi yönetici, kimi, amca, dayı hala, yeğen, akraba. Görünmez olanlar daha tehlikelidir onlar her dönem başka kılıklarda çıkarlar karşımıza; bir düşünce, bir olgu gibi örneğin;  etnik köken, ırk, din, dil…Onların işi sürekli kazanmak için ayrıştırmaktır, bölüp, parçalamaktır.

Görünmez cellatlar her şeyi kullanırlar ve görünür figüranları vardır. Figüranlar bazen siyasi liderdir, bazen din adamıdır,  bazen tarikat ve cemaat lideridir,bazen bilim insanıdır, bazen de edebiyatçı, tarihçi, yazar, sanatçı ve benzeridir.

2020 yılının henüz dördüncü ayındayız.  O kadar çok kurban haberleri duyduk ki! Savaş, terör, doğal afetler ve bütün dünyayı adeta kilitleyen küresel bir salgın noktasına geldik.

Günümüzün Celladı Korenavirüs (COVID-19) mü?

Tarihte yaşanan salgınlar bize virüslerin savaşlardan daha çok insan öldürdüğü göstermiştir.Örneğin, 20. Yüzyılın en büyük salgını “İspanyol Gribi” ne bakılım. Grip 1918’de ABD Kansas City’de bir askeri kışlada ortaya çıktı. Birinci dünya savaşı sonrasında ABD’den Avrupa’ya gönderilen askerler ile dünyaya yayıldı.İspanyol Gribinden dünya genelinde 50 milyon insan öldü.Birinci Dünya Savaşında ölen askerlerin sayısı 8,5 milyondur. 2.Dünya Savaşında Japonya’ya atılan iki atom bombası sonrası ölenlerin sayısı (Hiroşima, 140 bin, Nagasaki 70 bin) 210 bindir. Özetle; veriler salgınların savaşlardan ve nükleer silahlardan daha çok can aldığını bize göstermektedir.

Covid-19’un biyolojik silah olup olmadığı tartışmaları devam ediyor.Virüslerin kaynağının bilinmesitedavi ve aşı konusunda bilimsel olarak çok önemlidir. Anacak görünen o ki bu salgının ilk bulaştığı kişi-sıfır nolu hasta:(patientzero)-bilinmemektedir. İçinde bulunduğumuz gerçeklik ise bu virüsün ister biyolojik, ister doğal olsun “insanın ektiğini biçmesinin”sonucu olduğudur.

Nasıl mı?

İnsan Dünyaya Sığamıyor!

İnsanlık için büyük bir adım olarak kabul edilen tarım devrimi ile insan “Avcı-Toplayıcı” konumdan yerleşik hayata geçer. Yerleşik hayat kendi kurallarını oluşturur. Doğanın ürettiklerinin yerini insanın seçerek ürettikleri alır. Yine doğada kendiliğinden yaşayan canlıların yerini insanlar için yararlı olduğu düşünülen evcil hayvanlar alır. Böylece yabani hayvanların ve bitkisel ürünlerinin birçok türü yok olur. Yanı tarımsal üretimle çevrenin dengesi değişir ve insanların üretimin bir parçası haline getirilmesi süreci de başlamış olur.

Sanayi devrimiyle gerçekleşen makineleşmeye fabrikaların açılmasıyla insanlar belirli merkezlere göçmeye başlar. Fabrikalarda çalışan insanların hayatları belirli bir rutine bağlanır. Tarım devrimiyle üretimin bir parçası haline gelmeye başlayan insanın hayatı artık makinenin kontrolü altındadır. Bu süreçte fosil yakıtların kullanılmasına başlanır.Atmosfere salınan sera gazlarının yoğunluğu giderek artar.Bu durum ise gezegenimizin ısınmasına ve iklimlerin değişmesine sebep olur.

Nihayet işin içine teknoloji girer. Yeni keşifler, yeni buluşlar baş döndürücü bir hızla varlığını sürdürür.  Teknoloji hep vardı aslında ama o kadar hızlanır ki insan denen canlı neye uğradıklarını şaşırır ve farkında olmadan teknolojinin kölesi olur.

Dünyanın insan faaliyetleri sebebiyle geldiği yer ne yazık ki burasıdır. Gelecek uzmanların öngörülerine göre daha da karanlık görülmektedir. 2030-2050 yılları arasında dünyada sıcaklığın 1,5-2 derece artacağı öngörülmektedir. Sıcaklığın 2 derece artması halinde buzulların eriyeceği ve bir kısım kıtaların sular altında kalacağı bilinmektedir.

Yaşanan derin bir iklim ve çevre krizidir aslında.İnsanın mevcut yaşam biçimini sürdürebilmesi için 1,5 gezegene ihtiyaç olduğu hesaplanmıştır.

Bu savaş aslında doğanın insana karşı verdiği varlığını sürdürme savaşıdır.

Doğanın insanın dışındaki hiçbir canlıya dokunmaması bunun en büyük kanıtıdır. Doğa sadece insanı ayırıyor. Yaşananlar aslında doğanın insana bir mesajıdır. Doğa şöyle diyor: Ben sana ait değilim, sen bana aitsin. Artık yeter dokunma, benimle oynama… Ey insan senin varlığını sürdürmen için bana ihtiyacın var. Benim sana ihtiyacım yok, dikkatli ol..!

Asil soru şudur: İnsanlık bu mesajı alabildi mi, ya da alabilecek mi?

İşte bu da bizi cellatlar ve kurbanlar gerçeğine geri götürüyor. Dünya nüfusunun %20’si dünya kaynaklarının %80’ini tüketiyor ve o oranda dünyayı kirletiyor.  Bu durum ülkemizde de çok farklı değil. Türkiye’de en yüksek gelire sahip % 20’nin geliri her geçen yıl artıyor.

Virüs Daha Çok Kimleri Öldürüyor?

Benim soru işaretlerimden biri de budur. Dünyada virüsün yakalandığı ünlülerden birkaç örnek vermek istiyorum.İngiltere veliaht prensi Charles, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Kanada Başkanı JustinTrudeau ve eşi,  ünlü oyuncu Tom Hanks ve eşi Rita Wilson…isimler çoğaltılabilir. Virüsün insanları ayırmadığı bu isimlerden anlaşılmaktadır, ancak ilginç olan bunların hepsinin de hayatta olmasıdır.Yani virüs bal gibi de insanları ayırıyor, yani Covid-19’un ayıramadıklarını metabolizma ayırıyor.

Bu da bize gösteriyor ki kurbanlar için bir şeyler çok da değişmiyor.Ancak unutulmaması gereken bir gerçek daha var ki o da cellatların da ölümlü olduğudur.

Peki, bu krizden onların payına düşecek olan nedir?

Bence ektiklerine bakmaları gerekmektedir. Aksi Ay’ın karanlık yüzünü veya başka gezegenlerde hayat olup olmadığını izlemeye devam edeceklerdir.

Sağlıkla kalın…

Hatice Topçu

Hatice Topçu

Rize’de doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Rize’de tamamladı. Lisans Eğitimini İşletme alanında, Yüksek Lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eğitim Yönetimi ve Politikaları Ana Bilim Dalı, Eğitim Yönetimi ve Teftiş Doktora Programına devam etti. Eğitim işkolunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. Şubat 2019 tarihinde kamudaki görevinden emekli oldu. Yazın hayatına çeşitli dergi ve antolojilerde yayımlanan şiirleri ile başladı. 2004 yılında “TODAİE Hazırlık Kılavuzu” adlı Orta Doğu Amme Enstitüsü Sınavlarına Hazırlık Kılavuzu yayımlandı. İlk şiir kitabı;“Karanlığın Elleri”2008 yılında, ikinci şiir kitabı; “Yasak Elma” 2016’da yayımlandı. Eğitimci, Şair ve Yazar’ın okul öncesi eğitim çocuklarına yönelik hazırladığı “Can Okulda Dizisi” olarak altı adet hikâye kitabı (Okul Heyecanı, Okulda İlk Gün, Can ve Cansu, Görüyor Öğreniyoruz, Balonlarla Dans ve Can Partiyle) 2017 yılında yayımlandı. “Çağları Delen Önder Atatürk” dizisinin ilk kitabı olan “Altın Saçlı Çocuk” romanının birinci baskısı Ocak 2019 yılında, ikinci baskısı Ağustos 2019 ve üçüncü baskısı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Serinin İkinci romanı “Hayallere İlk Adım” romanının birinci baskısı Ağustos 2019 yılında, ikinci baskısı Kasım 2019 yılında yayınlanmıştır. ‘Kül Rengi Dünya” romanı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Ayrıca yazarın, Eğitim Bilimleri alanında bilimsel makaleleri bulunmaktadır ve çeşitli gazetelerde makale yazmayı sürdürmektedir. İki çocuk annesidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

    “Bu savaş aslında doğanın insana karşı verdiği varlığını sürdürme savaşıdır.”
    Bilinçli, bilinçsiz yapılan doğa katliamları, ağaç katliamarı, HES için kurutulan dereler, yok edilen hayvan nesli, genetiği ile oynanan tohumlar, nükleer denemeler…
    Doğru, doğanın varlığını sürdürme savaşı.
    Umarım insanlık ders alır da, bu savaşının kaybedeni olan insan kurtulur.

    1. Hatice Topçu dedi ki:

      Teşekkür ediyorum öğretmenim.

BİR YORUM YAZ