Alexa
DOLAR 7,6173
EURO 8,8996
ALTIN 457,61
BIST 1119,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 30°C
Parçalı Bulutlu

Çiftlik Bank’a Psiko-Sosyal Bir Bakış

İnsanın kandırılmasında temel olan yaptığı düşünce hatalarıdır. Pek çok düşünce hatası birlikte ya da ayrı ayrı bu sonuca yol açabilir.

Geçen ay, medyamızda çiftlik bank adı ile yapılan dolandırıcılığın haberlerini sık sık okuduk. Aslında her şey bu dünya ve bu ülke için pek yadırganmayacak sıradanlıkta idi.

İnsan ve insani değerlerin gitgide kaybolduğu kapital temelli sistemde niceleri görülmüştü. Sadece ülkemizde bile Sülün Osman, Banker Kastelli, Selçuk Parsadan, Jet Fadıl çok uzak olmayan zamanların ünlüleri idi!

Tosun lakabı verilen Mehmet Aydın ise muhtemel yaşının gençliğinden ve vurgunun büyüklüğünden olsa gerek daha bir dikkat çekti. M. Aydın ‘Çiftlik bank’ sistemiyle (SPK raporuna göre) 77 bin 843 kişiden 511 milyon Tl değerinde para topladı. Sistemin çalışma esası kişinin yapacağı gerçek yatırımlar ile çeşitli hayvanların satın alınmasına ve bu hayvanların ömrü süresince gelir elde edilmesine dayanıyordu.

Çiftlik bank yatırılan parayı gerçek anlamda hayvan ve arazi satın alarak değerlendirdiğini söylüyor ama yine kendi sitesinde açıkça belirtiyordu ki hayvanların ömrü 365 gün ve bu süre sonunda artık para kazanılamıyor ve devam etmek için yeni bir yatırım yapılması gerekiyordu. Düzenli bir şekilde bu sitede zaman geçirir ve yatırım yaparsanız 1000 Tl lik bir yatırımın 2200 Tl olarak geri döneceğini vaat ediyordu. Peki hiç para politikalarından anlamayan biri bile 1000 liranın 2200 liraya dönüşmesinin pek de mümkün olamayacağını bilirken insanlar bu sisteme nasıl olup ta dahil oluyorlardı.

İnsanların bu sisteme girişinde pek çok motivasyonları olabilir.

Kolay para kazanma arzusu (ki bu son 10-15 yılda sadece yandaşlıkla bile gerçekleştirilebilir olduğu ispatlanmıştır), artan işsizlik, üretim faaliyetlerinin azalması, teknolojik gelişmelere sadece tüketim boyutuyla yaklaşmamız ve sanal dünyanın ekonomik göstergelerinden haberdar olmayıp bilen birilerine teslim olmamız, geleceğe dair umutlarımızı kaybedip günü kurtarma arzusu vb. birçok neden sayılabilir. Sadece düşük eğitim seviyesi ve zeka düzeyi ile açıklayamayacağımız bir olgudur ki aldanan, kandırılan, dolandırılan profesörler, siyasetçiler, sanatçılar, iş adamları hiçte azımsanmayacak sayıdadırlar.

Peki nasıl oluyor da kandırılıyoruz?

İnsanın kandırılmasında temel olan yaptığı düşünce hatalarıdır. Pek çok düşünce hatası birlikte ya da ayrı ayrı bu sonuca yol açabilir. Benim en sıklıkla olduğuna inandığım iki temel düşünce hatası yapılmaktadır.

İlki; Aslında hiç yapmak istemediğimiz şeyleri bulunduğumuz topluluk istiyor diye sanki kendi tercihimiz gibi yaparız. Hiçbirimiz istemiyoruz ama hepimiz yapıyoruz. Hiçbirimiz istemiyorsak neden hepimiz yapıyoruz? Cevap: O topluluktaki insanlarla ortak değerlerimizin varlığıdır. Bu değer din olabilir, siyasi görüş olabilir, hemşericilik olabilir, insanların birbirini sevmesi olabilir (Abilane paradoksu). Çiftlik bank için bu hata daha olasıdır çünkü söylemlerinde din argümanını sıklıkla kullandıkları görülmektedir.

İkinci düşünce hatası ise; Beynimizin iyi bir hikayede ufak ayrıntı olarak algıladığımız olguları göz ardı edip yalanlara kolaylıkla kapıları aralayabiliyor olmasıdır. Çok sık karşılaşılan/tekrarlanan söylentilerin beynin süzgecinden ne kadar kolay sızdığıdır. Bir açıklamaya göre, insanlar bilişsel olarak cimridir. Yani beynimiz analizden çok sezgilerini kullanır. Sezgilerimizi belirleyen şeyler ise:bilginin güvenilir bir kaynaktan gelmesi, başkalarının inanması, destekleyecek kanıtların olması, inandığı şeyle uyumlu olması ve iyi bir hikayesinin olmasıdır.

İşte tarihteki pek çok dolandırıcılık hikayesinin zekayla ilgili olmadığını, en zeki insanların bile bu tuzağa düşebileceğini bu psikolojik varsayımlarla açıklayabiliriz.

Gelelim, en çok konuşmamız gereken konuya. Toplumsal tepkilere! Belki de çiftlik bank hadisesinden daha fazla düşünmemiz gereken bir durum bu. Zira dolandırıcılık, adi ve adli bir olaydır. Her dönem vardır, her dönem de olmaya devam edilecektir. Ve gereği adli makamlarca yapılacaktır. Dikkat çekmek istediğim husus ise, özellikle sosyal medyada, para yatıran insanların eğitimi, kültürü, inancı üzerinden son derece haksız, ayrımcı ve bir o kadar da küçümseyici ifadelerle yorumlar yapılıyor olmasıdır. Çünkü ne yazık ki en kolayı bu! Düşünmek, irdelemek, tekrarını önlemek üzerinden sarf edeceğimiz efordan daha kolay. O kadar çok ötekileştirildik, bölündük ki artık toplumsal dilimiz daha kapsayıcı olamıyor. Daha insani çıkamıyor sesimiz!  Vurabileceğimiz her durumda aşağılamak, öte tarafa dem vurmak, asla bizim yapmayacağımız gibi gerçek dışı bir algı ile ezmeye kalkıyoruz. Toplumsal  hayatta sesimizi çıkartamayacak kadar sindirildiğimiz için sosyal medyada dilimizle, klavye kahramanlığı yapan ellerimizle eziyoruz.Oy kullanma haklarının elinden alınmasını istemeye kadar giden bir hadsizlikle duracağımız yeri kaçırıyoruz.

Oysa ki, neden kandırıldığımızı, niçin para kazanma yollarımızın azaldığını, tıkandığını, işsizliğin arttığını, bütçemizin küçüldüğünü konuşmalıyız. O insanları ne olduğu belirsiz bir düzene inanmaya iten koşulları konuşmalıyız. ‘Oku!’ kelimesiyle başlayan kutsal kitabımızı okumayıp, tüm kutsallarımızı yalanlarına alet edenlere olan inancımızı sorgulamalıyız. ‘’Kimse kimseyi küçümseyecek kadar, büyük değildir bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir önemsediğin, bir bedel ödersin’’  (TOLSTOY)

Biz ‘bir’iz. Bir olmalıyız. Her insanı kucaklamalı, her birinin sıkıntısında el uzatmalı, artık olanları değil de yapılacakları, yapacaklarımızı konuşmalıyız. Bir farkımız olmalı, farklılığımızı insanlığımızla ortaya koymalıyız. Sadece ‘insan’ olduğumuz için var olan tüm haklarımızı korumalı, toplumda eşitlik ve adalet inancını güçlendirerek ‘birlik’ olmayı, sevgi dilini hakim kılmayı öğrenmeli, öğretmeliyiz. İYİ günlere olan inancımız atacağımız her adımla bizi güçlü kılacaktır.

Dr.Hatice Alkan Akdağ

Dr.Hatice Alkan Akdağ

1981 yılında Nevşehir’de doğdum. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden 2006 yılında ‘Onur’ derecesiyle mezun oldum. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde uzmanlık eğitimine başladım. Psikodinamik Yönelimli Psikoterapi, Aile Terapileri, Cinsel Terapi teorik ve süpervizyon eğitimleri aldım.Tezimi ‘Tedavisiz şizofreni hastaları ile tedavi görmekte olan şizofreni hastalarında obsesif kompulsif belirtilerin, depresyon sıklığının, intihar düşüncesi ve içgörü düzeylerinin karşılaştırılması’ konusunda yaparak 2011 yılında Psikiyatri uzmanlığımı aldım. 2012-2014 yıllarında Bursa Devlet hastanesinde uzman hekim olarak çalıştım. 2014-2016 yıllarında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Dörtçelik Ruh Sağlığı Hastanesinin kurucusu olarak idari görev aldım. 2017 yılından beri muayenehanemde serbest hekim olarak çalışmaktayım.
Dr.Hatice Alkan Akdağ Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.