Alexa
Medya Siyaset

Çin’in Uzun Yürüyüşü Ve Türkiye’de Özelleştirme

Çin’in Uzun Yürüyüşü Ve Türkiye’de Özelleştirme

Yazı başlığının birinci satırı Silivri tutsağı Mustafa Balbay ’ın kitabının adıdır. Yazar kitabını; 1994 yılında bu ülkeye yapmış olduğu gezi notları ve bu gezi sırasında yetkililerle yapmış olduğu röportajlardan edindiği bilgilere dayanarak yazmıştır.

Bildiğiniz gibi Çin; Kurtuluş savaşı sonrasının Türkiye’si gibi dünyanın gıpta ile seyrettiği bir kalkınma hızını başarı ile sürdürmektedir.

Mao’nun önderliğinde 1949 yılında gerçekleştirdiği büyük Devrim sonrasında Çin’de;  katı eşitlikçi bir Komünist yönetimle önce açlık sorunu halledilmiş.

Mao’nun ölümünden sonra iş başına gelen yöneticiler gözlerini dış dünya’ya çevirmişler ve bir çıkış yolu aramışlar. Bu arayış sonucunda, kalkınabilmek için dış dünya’ya açılmak gerektiğini,  bunun yolunun da Pazar Ekonomisinden geçtiğini görmüşler. Ama Thatcher ve Reagan’dan etkilenen Gorbaçov ve Özal gibi değil.

Örneği; aynı zamanda Çin Komünist Partisi üyesi de olan fabrika müdürü FungJunHong’u çağırmışlar.” Arkadaş bu fabrika sana emanet. İstediğin gibi yönet. Devlet’ten yardım bekleme, gerekirse bu fabrikadan devlete bir kuruş dahi verme, istediğin kadar işçi çıkar, istediğin kadar işçi al. Senden tek isteğimiz; bu fabrikanın faaliyetini sürdürmesini sağla. “

Sözünü ettiğimiz tekstil kuruluşu; 1956 da üretime geçen bir komün ürünü olan Şanghay’ın 1 No.lu ipek fabrikası. Fung zarar eden bu fabrika’nın yönetimine 1995 te getirilmiş. Kadermi diyelim, rastlantımı diyelim bilmem, aynı kişi 1950 lerde 340 özel sektör fabrikasının devletleştirilmesinde de rol almış.

Elli yıl içinde Çin hükümetleri ve halkının yaşadığı değişim ve dönüşümün hızına dikkatinizi çekerim.                                                                Önce Sosyalist devrim,sonra Sosyalist düzen gereği devletleştirmeler, böylece açlık çeken üçte bir nüfusun açlıktan kurtuluşunun sağlanması, hemen arkasından refah toplumuna geçebilmek için adına Sosyalist Pazar Ekonomisi dedikleri bir sistem ile dış dünya ya açılmak.

Çin Komünist Partisi hükümeti;bin bir güçlükle ülkelerine kazandırılmış olan sanayi kuruluşlarını bizdeki gibi yok pahasına yerli veya yabancı sermaye ’ye satma yolunu seçmeyip, yukarıda örneğini verdiğimiz gibi özerkleştirme yolunu seçmişler. Böylece özerkleştirilen sanayi kuruluşları kısa zamanda ayakları üzerinde dikilip, istidam sayılarını üçe-beşe katlayarak ekonomiye katkılarını sürdürmeye devam etmişler ve aşağıda açıklayacağımız önlemlerle birlikte bugünkü Çin mucizesini yaratmışlar.

Yine Mustafa Balbay ’ın kitabından öğreniyoruz ki Komünist Çin hükümeti biz komünistiz diyerek kapitalist dünya ile işbirliğini anti-sosyalizm saymayıp onlarla masaya oturmuşlar:“ Arkadaş bir milyar nüfuslu Çin’e mal satmak istiyorsanız alın size şu kadar teşvik, gelin fabrikalarınızı Çin’de kurun, ürünlerinizi Çin vatandaşlarına satın” demişler.

Başlangıçta teklife burun kıvıran Amerikalı firmalar; bu çağrı’ya önce Alman Wolksvagen firmasının karşılık verdiğini görünce yatırım için hemen sıraya girmişler. Tabii arkasından tüm dünya devleri tekstil ve otomobil sektörü dâhil Çin pazarından pay kapmak için üretimlerinin büyük bölümünü Çin topraklarına kaydırmışlar.

Bu uygulama sonucunda 1985-2000 arasında bu ülkeye gelen 145 bin Yabancı Sermaye Şirketinin yaptığı yatırım 216 milyar USD ye ulaşmış. Varın siz 2011 yılında bu yabancı sermaye yatırımının hangi rakamlara ulaştığını hesaplayın. Üstelik gelen bu yabancı sermaye bizdeki gibi tüketime yönelik alış-veriş merkezlerine değil doğrudan sanayiye yönelik Yabancı Sermaye Yatırımları.

Sözünü ettiğimiz dönemde yakalanan yıllık %10 luk büyümenin 1/3 ünün Yabancı Sermaye Yatırımları sayesinde yakalandığını söylersek hesabınız kolaylaşır sanırız.

Bütün bunları görünce Çin’e kapitalizm mi geliyor sorusuna ……………”hayır kapitalistler Çin’e geliyor. Çin’de Çin gerçeklerine dayalı bir Sosyalizm gerçekleşiyor. Nasıl ki batılı kapitalistler çalışan halk kesimleri için bazı sosyal adımlar atınca Komünist olmadı ise, kapitalistlerin deneyimlerinden yararlandı diyeÇin’e kapitalizm geldi denilemez. Biz 1990 dan sonra Sovyetler Birliğindeki gelişim ve oluşumlardan ders aldık.Onların düştükleri hataları tekrarlamadık. “ diye yanıtlıyor.

Öteden beri şunu savunurum. Sistemin iyisi veya kötüsü yoktur. Sistemin İyi uygulaması veya kötü uygulaması vardır.                                          Kapitalist, Komünist veya 1930 lardan sonra Türkiye’dekiKarma Ekonomi gibi üç sistemden birisi ile kalkınmak olanaklıdır. Yeter ki uyguladığınız sisteme ihanet etmeyin. Eğer Devlet kuruluşlarını; Basiretli bir İş Adamı gibi yönetmeyip, bu kuruluşları iktidardakilerin yandaşlarına çıkar sağlamak amacı ile, emme-basma tulumba gibi kullanırsanız, sonuç düş kırıklığı olur ve halkınızın yıllarını verdiği birikimleri uçar gider. Biz bu örneği 1950 den sonra yaşadık.

Devrimleri başarıya taşıyan önderlerin veya önderliğin olmazsa-olmaz özelliklerinin bağımsızlık olduğunun birçok örneğini; görmek isteyenler tarihte görebilirler. Stalin öncesi Sovyetler birliği ve 1950 lere kadar Türkiye Cumhuriyetinde olduğu gibi.

Atatürk ve takip eden Türk hükümetleri sosyal yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi ekonomik alanda da devrim’in kaçınılmaz olduğunu görmüşler ve halkın yaşam kalitesinin yükseltilebilmesi için üretim artışının kaçınılmaz olduğuna karar vermişler önce.

Bu kararı verdikten sonra; Lozan’da İnönü’ye “ Senin reddettiğin her teklifimi not alıp cebime atıyorum, savaş sonrası yardım için geldiğinde masaya koyacağım diyen LordCurzon’ın İngilteresininkapısında kuyruğa girmeyip önce ihtiyaçları olan fabrikaları saptamışlar. Sonra bunları satın alacakları ülkelerle pazarlığa oturmuşlar. Pazarlığın ön şartı ise Türkiye’ye satacakları makineleri kullanacak teknik personelin eğitimini satıcıların üstlenmesi olmuş.

Bakmışlar ki bu fabrikaları kurup-işletecek ne müteşebbis var ne de sermaye birikimi var. Bu yüzden KARMA EKONOMİ denilen o güne kadar dünya da bir örneği olmayan Devletçi bir ekonomik sistemi uygulamaya sokmuşlar. Tıpkı bugün Komünist Çin’de olduğu gibi. İsteyen özel sektör mensubu;  kendi ticaretini yapsın, kurabiliyorsa kendi özel sanayisini kursun. Yeter ki üretsin demişler ve yıllık %10 luk kalkınma hızını yakalamayı başarmışlar.

Dikkatinizi çekerim ışıldağımızı üzerine çevirdiğimiz ekonomiler; Komünist hükümetlerin yönetimindeki Çin Halk Cumhuriyeti ve Karma ekonomi uygulayan ve Kurtuluş Savaşı sırasında en büyük yardımını gördüğü Sovyet yöneticilerinin bile etkisi altında kalmayan 1945 öncesi Türk hükümetleri. Bu iki farklı yönetimin hedefleri ayni: Yoksul ve ezilmiş halklarını refah toplumuna taşımak. Mustafa Balbay’a bu günün Çinli yöneticilerinin söylediği gibi; Çin usulü bir komünizm uygulayarak Çin, Türk usulü bir kapitalizm uygulayarak o günün Türkiyesi aynı hedefe ulaşılabiliyor. Yeter ki bağımsız düşünebilen kafalar ülkeyi yönetsin. Ne Thatcher-Regan hayranları gibi özelleştiriyoruz diyerek kazanımlarımızı yabancı kapitalizme peş-keş çekelim, ne de Marks’ın kitabında böyle yazıyor diye yabancı sularda kulaç atmaya çalışalım.

1950 den sonra bağımsız düşünerek yönetmek isteyen bir tek Ecevit geldi. İstanbul nüfusu 20 milyonlara dayanıp ta Tayyip kardeşim iki İstanbul daha kurmak zorunda kalmasın diye Göçleri önlemek içinKöy-Kent’ler kurmak istedi. “Toprak işleyenin,su kullananın” olsun diyerek, toprak reformu yapıp tarımda üretimi arttırarak, tarım ülkesi Türkiye, Angus ineğine muhtaç olmasın dedi. Fakat iktidarının gücünü hesaba katmadığı için başarılı olamadı ve ne sağcılar-ne de solcular tarafından anlaşılamadan siyaset semalarından kuyruklu yıldız misali kaydı gitti.

Osman Arıkan

Osman Arıkan

Osman Arıkan

1940 Bursa Orhaneli doğumluyum.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden ve İstanbul üniversitesi İsletme fakültesi işletme iktisadı enstitüsünden mezun oldum.Özel sektörde yöneticilik yaptıktan sonra kendim bir şirket kurarak ticaret hayatına devam ettim. 1976-12 Eylül 1980 arası CHP il yönetim kurulu üyesi ve eğitim komisyonu başkanlığı yaptım. 1992 seçimlerinde SHP Bursa üçüncü sıradan ön seçimle milletvekili adayı oldum.Fakat Bursa da SHP milletvekili çıkaramadığı için seçilemedim. Halen Sade bir CHP üyesiyim.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ