Alexa
DOLAR
7,4642
EURO
9,0240
ALTIN
438,14
BIST
1.524
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Yağışlı
9°C
İzmir
9°C
Yağışlı
Pazar Çok Bulutlu
9°C
Pazartesi Çok Bulutlu
6°C
Salı Parçalı Bulutlu
6°C
Çarşamba Az Bulutlu
7°C

Çivisi Çıkmış Eğitim

Çivisi Çıkmış Eğitim

 “Öğrenmenin unsurları… Zihne çocuklukta sunulmalı ama herhangi bir zorlama olmamalıdır. Zorlama sonucu edinilen bilgi zihinde yer etmez. O nedenle zorlamaya başvurmayın, ilk eğitimin bir tür eğlence olmasını sağlayın; bu sayede çocuğun doğal eğilimlerini öğrenmeniz daha kolay olur. ”                                                        

PLATON

Hiç unutmam eğitim bilimleri alanında yüksek lisansa başladığım zaman, Eğitim Denetimi dersinde hocamız eğitimin klasik tanımın yaptı.Bütün eğitimcilerin ezbere bildiği bir tanımdır bu:“Eğitim bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla, kasıtlı olarak, istendik yönde değişiklikler oluşturma sürecidir.”

Hemen elimi kaldırdım “Kime göre istendik?” sorusunu sordum. Amacım lisansüstü eğitim düzeyindebu kavramın tartışılmasını sağlamaktı ve öyle de oldu. Bütün sınıf canlandı. Hararetli bir tartışma başladı.Dünyada ki bütün yönetim biçimlerinin eğitim sistemini bildiğimiz kadarıyla irdeledik.  Sonuçta düşündüğüm sonuca vardık;Yöneten erke göre istendik!

Onun için her iktidar, hatta her bakan değiştiğinde eğitim sistemi değişiyor. Onun için yol alamıyoruz. Hatta son yıllarda yol almayı bırakın, geriliyoruz…

Bu anlayış, matbaanın 279 yıl ülkeye getirilmeyişi kadar tehlikeli bir anlayıştır ve çocuklarımızı geleceğin dünyasından koparan bir anlayıştır.

İşte tamda buradan başlamak lazım. Normal koşularda doğup büyüyen ve özgür bir bebeklik ve çocukluk yaşayan, hayaller kurabilen bir çocuğudüşünün… Sonra okulöncesine başlıyor.  Eh… okulöncesi ve anasınıfındayaşına uygun materyaller var, sınıf içinde daha özgür…Ya sonra? Birinci sınıf: Dört duvar, sırt sırta oturtulmuşçocuklar… Her çocuk önündekinin sırtını bakıyor, en öndekiler de öğretmene… Bu bir travma!

Bizim ülkemizde eğitimde reform deyince aklaithal kavramlar, süslü söylemler gelir.Öğrenci merkezli eğitim, sürece dayalı eğitim, yapılandırıcı eğitim ve benzeri gibi… Ancak çocukların birbirinin sırtına bakmasını bile değiştirememiş bir ülkeyiz.

Sınıftaki bir çocuk değildir artık. O biçimlendirilmiş sistemin bir kurbanıdır. Ona sunulan istendik bilgilere gelince, onları gerçek hayatla bağlantı kurarak öğrenmesi değildir amaç, aktarılanlarıbelleğine yüklemesidir ondan istenen…Tıpkı bilgisayara yüklenen bilgiler gibi…

Aptal bir makinedir bilgisayar. Çünkü ona ne verirseniz onu alırsınız. Ama herkes onun her şeyi bildiğini sanır. Ne yazık ki çocuklarımızdan beklenen de budur. Verileni almaları ve aktarmaları…

Oysa çocuklarımız makine değil,  insan!

Sonra bu sistemin sıralamaları, sınıflandırmaları oluşturulur. Çalışkanlar, tembeller, başarılılar, başarısızlar. Üst öğrenime gidecek olanlar, sistemin dışında kalanlar…

Henüz somut işlem dönemindeki çocuğa maneviyat verilmek istenir. İlköğretim çağında din eğitimininzorunlu olması gibi örneğin! Böylece o pırıl pırıl, tazecik beyinlere korku tohumlarının ekilmesine debaşlanılmış olunur…

Çocukluğumda beni en çok rahatsız eden şey önlüğümün düğmelerinin arkamda olmasıydı. Her sabah siyah önlüğümün düğmelerini iliklemesi için çaresizce birini beklerdim. Neden çocuklara siyah önlük giydirildiğine de anlam veremezdim aslında ama sanırım önlüğümün düğmelerinin arkamda olması, onun renginden daha öncelikli bir sorundu benim için…

Neden derdim, neden büyükler çocukların işini bu denli zorlaştırır?

Hatta bazen büyüklerin aptal olduğunu bile düşünürdüm. Meğer onlaraöğretilenler böyleymiş…

Bu kısır döngünün şiirine gelince:

“Ya bebeğim,

Öyle denizi pembeye, gökyüzünü sarıya,

Toprağı maviye boyayabileceğini mi sandın.

Senin dünyanda, bütün renkler güzel,

Bütün insanlar iyi, doğa tertemizdir, biliyorum…

Ama bir gün göreceksin;

Gökyüzünün, denizin, toprağın renginin değişemeyeceğini!

İlkokula başladığında sözgelimi,

Sınıf öğretmenin dikilecek karşına,

Denizi maviye boyamalısın diyecek ısrarla.

Akıl erdiremeyeceksin;

Denizin ille de mavi, ağaçların yeşil,

Toprağın kahverengi olduğuna.

Ya bebeğim,

İnatla denizi pembeye, gökyüzünü sarıya,

Toprağı maviye boya.

İstersen değişik bir boyuta taşı dünyayı;

Ağaçların şeklini değiştir örneğin,

Ne bileyim?

İstersen yıldızları topla ellerinle,

Güneşi al avuçlarının içine,

Ya da bir gece, ay ışığı altında dolaş bütün dünyayı.

Fırsat elindeyken bebeğim,

Ne düşünüyorsan hepsini, hepsini yap.

Büyüdüğünde göreceksin,

Dünyanın düşlerindeki gibi olmadığını,

Sınırları belli, özgürlükleri kısıtlı bir dünya olduğunu.

Fırsata elindeyken bebeğim,

Ne düşünüyorsan yüreğine söyle;

Minicik yüreğine, kocaman yüreğine söyle

Ve düşlediğin gibi yaşa…”

Şimdi Antik Çağ filozofu Platon’unbaşlangıçta aldığım ifadesinedönecek olursak amaç, çocuğun doğal merakını keşfetmek ve onu beslemek olmalı. Özetle çocuklarımızın özgünlüğünü yok eden, onları tek tipleştiren bu çivisi çıkmış sistemden bir an önce kurtulmalıyız ve büyük önderimiz Atatürk’ün hedeflediği; …fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeliyiz.

Yorumlar
  1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

    Mükemmel bir çalışma. Bugüne kadar okuduğum yazılarınız da dolu dolu ama bu çok farklı olmuş. Daha özgün, daha dokunaklı, daha sitematik. Hüdeyda gibi, başı dik, bileği güçlü, hareketi kıvrak.

    Alkışı çoktan hak ettiniz vesselam…

    👏👏👏